İran Devrim Muhafızları-Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ellerinde Türk askerinin, Suriyeli, Iraklı ve Yemenli sivillerin, Kürtlerin ve ABD’lilerin kanı olduğu kesin. Şimdi Türk askeri nereden çıktı diyeceksiniz. Hemen söyleyeyim, terör örgütü PKK’nın 1996 sonrasındaki tüm stratejik süreçlerinde söz sahibi oldu Kasım Süleymani…

PKK’nın Türkiye sınır hattından çekilerek Kandil’i merkez üs haline getirmesi, Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere destek vermesi üzerine, terör elebaşı Salih Müslim ve 52 arkadaşını Şam cezaevlerinden alıp Kamışlı’da PYD’yi kurdurması, 2014 itibari ile Sincar’ın ikinci Kandil’e dönüşmesi gibi süreçler Süleymani’nin eseriydi. PKK tarafından kaçırılan iki MİT görevlisinin Talabani ailesinin girişimleri sonrasında bırakılmasına ramak kala devlet görevlilerinin tamamının örgütün elinde tutulması talimatı da Süleymani’den gelmişti.

TÜRKİYE'YE DOST DEĞİLDİ

Türkiye açısından sabıkası oldukça kabarık bir şahsiyetten bahsediyorum. Yani kimse sakın Süleymani’yi “Emperyalizmle mücadele eden” bir komutandan ibaret sanmasın, bu yanılsamaya düşmeyelim. Elbette Orta Doğu’da akan kanın sorumlularından bir diğerinin yani ABD’nin onu öldürmüş olması ABD’yi melek ya da kahraman yapmıyor. İnfaz emrinin devletler arası hukuk açısından meşruiyeti de zaten oldukça tartışmalı. Ama Süleymani de bir kahraman değil.

Bu arada, Süleymani’nin yanı başında öldürülen Ebu Mehdi el Mühendis’in Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Beşika askeri üslenmesi sürecinde sarf ettiği acı sözler aklımızdan çıkmış değil. Ve Iraklı Türkmenlerin benliklerini silip Şii-Sünni diye ikiye bölerek Şii Türkmenlere güç verip Sünni Türkmenlerin ezilmesi talimatı da bizzat Ebu Mehdi el Mühendis tarafından verilmişti.

Öyle ki, Kerkük’ün Kürt yönetiminden alınması sürecinde önce Kürtleri kendi içlerinde siyasi kaosa sürükleyip, ardından Şii Türkmenleri kullanıp ellerine mavi bayraklar verip Türkiye’de Türkmenler Kerkük’ü aldı havası yaratıp, sonra Kerkük’te İmam Hümeyni merkezi kurup Türkiye’nin konsolosluk açmasına izin verilmesini engelleyen şahıs da Ebu Mehdi el Mühendis’ti. Ve Kerkük’te Türkmence’nin üçüncü anadil olmasını engelleyen de yine Bay Mühendisi idi...

PKK ARTIK ABD İÇİN DAHA DA KULLANIŞLI HALE GELDİ

Fakat yine de bir ABD başkanının kendisini öldürme emri vermesi oldukça ciddi bir durum. CIA’in Vietnam, Küba ve Guatemala’daki diktatörleri keyfince indirmeye çalıştığı günlere henüz geri dönmüş değiliz ama uzak da sayılmayız.

Her ne kadar Trump bunu bir seçim yatırımı olarak yapmış olsa da ABD bundan böyle bölgedeki silahlı grupların liderlerine mesaj vermiş oldu. Bizi ilgilendiren yönü ise elbette PKK ile ilgili boyutu. Zira bugüne kadar Süleymani’nin baskısı ile İranlı muhaliflere Kandil’i kullandırtmayan PKK artık ABD için daha kolay yönetilir bir hal kazanacaktır.  

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden önce, “Oyun değişti” demiş ve İran destekli güçlerin Orta Doğu’da Amerikan çıkarlarına saldırı düzenlemeyi planladıklarının tespiti halinde ABD’nin harekete geçeceğini söylemişti.

Burada asıl soru Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin haklı olup olmaması değil akıllıca olup olmadığı.

Süleymani’nin ABD halkına düşman olduğu kesindi fakat kendisini öldürmek ikisi de terörist olan Usame Bin Ladin veya Ebubekir el Bağdadi’yi öldürmekle aynı şey değil. Süleymani, İran’ın resmi bir yetkilisiydi ve kendisini açıkça hedef almak İran’ı saldırıya kışkırtmak demek. İran halkı arasında oldukça popüler olan bir generali öldürmek, geniş çaplı bir İran saldırısını kesin olarak tetiklemek anlamına geliyor. Böyle bir saldırı da ABD’nin cevabını gerektirecek ve topyekun bir savaş riskini artıracaktır.

ÖLÜM EMRİ ABD İÇİN GERÇEKTEN AKILLICA MI?

Fakat ABD Başkanı Trump’ın Süleymani’nin öldürülmesi kararı ne akıllıca ne de ABD’nin çıkarlarına yarayacak bir karar. Bu saldırının ABD’yi Orta Doğu’daki ihtilaflara daha da çekme riskinin olduğu açık. Trump yönetimi İran’ın bu saldırıyı sineye çekeceğini umuyor olabilir fakat Tahran bir saldırı yapmaya da karar verebilir. Trump ve danışmanları, İran’ın olası karşılıklarının ne olabileceğini detaylıca düşünüp bunlara hazırlandılar mı acaba? ABD yönetiminin net bir amacı var mı? Trump, İran ile müzakere açıklamaları yaparken danışmanlarından bazıları rejim değişikliğinden bahsediyordu. Süleymani’nin öldürülmesi bu amaçların gerçekleşmesini kısa vadede imkansız hale getirecektir.

ABD Başkanı Donald Trump, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Savunma Bakanı Mike Esper ABD’yi soktukları bu durum için hemen mantıklı gerekçeler göstermelidirler.

Rusya, Çin ve Kuzey Kore’den gelen tehditlere karşılık bulmak zaten elzemken ABD şimdi bir de İran ile daha gergin bir ihtilafın içine girmiş durumda. Trump, burada ABD’nin stratejik çıkarlarına yarayan ne var henüz açıklamış değil.

Burada asıl soru İran’ın misilleme yapıp yapmayacağından çok ABD’nin böyle bir misillemeye nasıl karşılık vereceği. Başkanlık seçimi öncesi Trump, kendisini küçük düşürecek durumlara girmek istemeyecektir çünkü İran’ı onurunu kurtarmaktan alıkoyacak derecede büyük bir karşılığı ABD zaten yapamayacaktır.

Trump, yeniden seçilmesini tehlikeye atacak şekilde Ayetullahlarla bir cesaret sınavına girecek kadar mantıksız bir lider değil. Aynı şekilde İran da bir süper güç karşısında kazanması imkansız bir mücadeleye girmek istemez. Belki de gerginliği artıran bütün bu söylemlere karşın işler beklendiği kadar kızışmayacaktır. ABD de İran da sonu belli olmayan topyekun bir savaşa girerek hiçbir şey kazanamayacaklarının farkında.

Süleymani her ne kadar sembolik bir figüre olsa da ölümü, ne ABD ne de İran için, üçüncü dünya savaşını başlatmaya değer değil. İran zaten bu denli ekonomik sıkıntılarla ve rejim değişikliği isteyen, meydanları dolduran sert bir muhalif dalga ile karşı karşıyayken yapabileceği ancak gerilla taktiği vur-kaçlar olacaktır, belki siyasi cinayetler. Ne askeri ne de ekonomik gücü sert bir karşılık vermeye uygun değil.

Dolayısıyla Tahran küresel bir oyuncunun İran’ı topyekün hedef almasını asla istemeyecektir, özellikle rejimin çatladığı şu dönemde.

Amerika açısından ise şu bir gerçek. Washington tepki ile karşı karşıya ve Türkiye’ye hiç ihtiyaç duymadığı kadar ihtiyaç duyabilir. Şöyle bir dönemde Ankara-Washington hattında S-400 dahil her konu müzakere edilebilir, pazarlıklar yapılabilir. Ankara durumdan istifade etmelidir, diye düşünüyorum. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!