Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Libya açıklarında birbirine öfke ile bakan savaş gemileri…

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Türkiye’yi tahrik eden ifadeleri…

Akla ilk gelen soru şu: NATO üyesi ve AB üyeliğine aday konumundaki bir ülke ile karşı karşıya gelmeyi göze alan, derin çatlaklar ve çelişkiler oluşturma hevesindeki Macron neyin peşinde?

Şurası bir gerçek ki Türkiye ve Fransa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çıkarları son 17 yıldan bu yana örtüşmüyor.

Türkiye, Libya’nın toprak bütünlüğünden yana bir tavır koyduğunu her fırsatta ifade ediyor. Macron ise, Libya’nın bütünlüğünü taktığından değil Fransız petrol devi TOTAL’in çıkarları için sahaya inmek istiyor.

Peki Türkiye ile Fransa’nın büyük fotoğraftaki rolleri nasıl ifade edilebilir?

Şimdilerde Akdeniz’de Türkiye’yi tahrik etmeye çalışan Fransa’nın petrol devi Total, Mısır’ı büyük bir sıvılaştırılmış doğalgaz merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Doğu Akdeniz’de çıkarılan gazı iki büyük sıvılaştırma tesisine aktarmak ve sonra da gemiler aracılığıyla Akdeniz’e nakletmek fikri gündemde.

Kulislerde, Macron’un bu projeksiyon için TOTAL’den kişisel menfaat sağladığı da konuşuluyor.

Libya’nın, Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye ise daha geniş bir resim çizmenin derdinde. Ve tabi bu durum ABD enerji devleri ile mücadelede etkinliğini yitiren Fransız enerji şirketlerinin pek de hoşuna gitmeyen bir projeksiyon.

Türkiye’nin buradaki planları Fransa’nın tam tersi yönünde: Doğalgazı hem Orta Asya’dan hem de Akdeniz’den toplamak ve sonra Avrupa’ya doğru yönlendirmek üzere bir boru hatları ağı oluşturmak, ‘energy hub’ olabilmek...

Türkiye, Azerbaycan, Rusya, İran, Türkmenistan ve Irak ile gerçekleştirdiği enerji anlaşmaları ile şimdilik çok daha avantajlı bir pozisyonda.

Türkiye ile Azerbaycan aralık ayında Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nı (TANAP) tamamladı. Senede 16 milyar metreküpe kadar doğal gazı taşıyabilen bir boru hattı söz konusu. Avrupa’nın geçen yıl sadece Rusya’dan 176 milyar metreküp gaz ithal ettiğini düşünürsek pek abartılı bir rakam olduğu söylenemez.

TANAP’a bir de 31 milyar metreküp kapasiteli Türk Akımı ilave oluyor. Eğer Türk şirketleri önümüzdeki yıllarda Kıbrıs ve Libya açıklarındaki gaz yataklarını da üretime sokmayı başaracak olursa bu olasılık daha da güçleniyor. Zira Trablus hükümeti ise müttefiki Ankara’ya açık çek verdi ve petrol arama lisansları rekor sürede onayladı.

Macron kendinden emin bir şekilde darbeci Hafter’e aslında ilk desteği veren ülke olmuştu. Hatta Suudi Krallığı ve BAE’den bile önce Hafter için bahisleri o açmıştır denebilir. Kaddafi’yi devirmek için daha NATO toplantısı bitmeden uçaklarını kaldıran Fransa’nın Hafter ile ilişkileri Kaddafi sonrası boşluk için önceden planlanmış bir süreçti. Fransa kendi oyununun tutacağından o kadar emindi ki dışişleri bakanlığı meclise ve cumhurbaşkanına Hafter’in mayıs ayında kuracağı yeni yapının taslağını sunmuştu.

Ancak Türkiye’nin askeri ve enerji alanında Libya’daki atılımı Macron’un hayallerini altüst etti.

Fransa, Mısır, İsrail, Güzey Kıbrıs Rum kesimi, İtalya ve Yunanistan’ın içinde yer aldığı ittifakın Doğu Akdeniz Boru Hattı (EastMed) projesinin Türkiye’nin Libya ile gerçekleştirdiği Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması ile suya düştüğünü gördü.

Fransa durumun farkına vardı ve “B” planına geçti: Mısır’dan harekete geçirmek üzere sıvılaştırılmış gaz planı. Mısır’ın halihazırda iki büyük tesisi bulunuyor. Ancak tesisler çalıştırılamıyor. Bu durum Fransa’nın iştahını daha da kabartıyor.

A planından istediğini alamayan Mısır, şimdi Fransa, Suudi Arabistan ve BAE’nin gazı ile Libya’yı işgal planlarını gündeme taşıyor. Öyle ki Arap medyası son günlerde bu senaryoları büyük büyük yorumlarla izleyici ve okuyucunun önüne sunuyor.

Mısır’ın darbeci generali Abdülfettah Sisi, tehditlerinde kırmızı çizgi olarak Sirte ve Cufra’dan Mısır sınırına kadar uzanan bölgeyi gösterdi. Ancak Libya Ulusal hükümeti bu iki merkezi de alacaktır. Zira her iki merkez de Libya’nın geleceği açısından önem arz ediyor.

Kahire’nin Afrika’da birçok ülkeyle başı dertte. Mısır ordusu başka cephelerde bu kadar sıkışmışken Fransa ve BAE’nin gazı ile Türkiye’nin yer aldığı bölgelere dalma girişimi aslında bir intihar girişiminden farksız. Ortadoğu’da yaşadığım uzun yıllara dayanarak söyleyebilirim ki Arap ordularının veya bu ordulardan arta kalanların güçleri iki esas amaç için tasarlanmıştır: İçeride olası bir halk hareketini bastırmak - ki bu Arap baharı devrimlerinden beri kendini açıkça göstermiştir. İkincisi ise meydanlarda askeri şov yapmak.

Ayrıca Sisi, Libya’ya yönelik operasyon için özellikle kendisini destekler gibi görünmeyen ABD dışında ciddi desteğe ihtiyaç duyacaktır. Mısır’ın askeri müdahalesi, Libya’nın etkili iki komşusu Fas ve Cezayir’in de desteğini alamaz.

İkinci dünya savaşında Alman orduları Çöl Tilkisi operasyonu ile Libya çöllerinde telef olmuştu. Sisi ve Macron’un bu saatten sonra İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya’nın yaşadığı tecrübeye dikkatle bakmasında yarar olacaktır.

Libya Afrika kıtasına açılan en önemli kapı. Tarih boyunca Libya halkının, yerel kabilelerin desteğini almadan Libya çöllerinde tutunmak mümkün olmamıştır. Macron, Alman komutan Çöl Tilkisi Erwin Rommel’in hayat hikayesini yeniden bir okusa iyi olabilir.

Meraklısı için şöyle özetleyeyim: Hitler’in generallerinden Rommel’e Afrika cephesinde uyguladığı cin fikir ve taktikleri nedeniyle ‘Çöl Tilkisi’ lakabı takılmıştı. 1942’de Tobruk’ta ittifak kuvvetlerine karşı el-Alameyn Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğradı. Bunun nedeni ise yerel halkın, aşiretlerin desteğini almadan müttefik ordularına karşı savaşmasıydı. Libya çöllerinde ordusu ile hüsrana uğradı. Savaş teknikleriniz ne olursa olsun böylesi bir ülkede aşiretleri, kabileleri yanınıza almazsanız yolda kalırsınız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00