Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Libya’da “savaş lordu” Halife Hafter ve destekçilerinin bitirmek istemediği iç savaş sarmalına karşın, Türkiye BM’nin de tanıdığı Feyaz el Sarrac hükümetine askeri, siyasi ve ekonomik bakımdan daha sağlam destek sağlamak üzere Libya savaşında ikinci aşamaya yönelik hazırlıklarına hız verdi.

Mevcut durumda Cufra ve kıyı kenti Sirte'ye yönelik operasyon hazırlıkları devam ediyor. Çok büyük ve dağınık bir alanda yapılacak olan operasyon öncesinde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar askeri üslerimizde incelemelerde bulunmak üzere Libya’ya gitti. Akar’ın Vatiyye askeri üssünü denetimi sırasında gerçekleşen hava saldırısının zamanlaması, Hafter’in en sıkı müttefikleri olan BAE, Fransa, Mısır ve Rusya'nın da Libya’da geri adım atmak niyetinde olmadığını gösteriyor.

Geçtiğimiz hafta kaleme aldığım “Macron ve Çöl Tilkisi” başlıklı yazımda, Fransa’nın “mini diktatörü” Emmanuel Macron’un Libya üzerindeki emellerinin teknik boyutunu kaleme almıştım. Bu işin bir o kadar da tarihsel boyutu var. Ancak, Macron ne Napolyon ne de Chirac kadar karizmatik bir lider olarak tarihe geçecek.

Tarih yazıcılığı ve arşivcilik bir ülkede nesilden nesile aktarılan önemli bir hafızadır. Büyük ve geleneksel devletler hâlâ bu süreçleri işletir. Bizler ise bırakın uzak geçmişi, yakın geçmişimizi akıllarda tutamadığımız için Ortadoğu, Akdeniz ve Kuzey Afrika’da olan biteni çoğu zaman çok sığ tartışmalarla geçiriyoruz.

Libya Fransa için neyi ifade ediyor?

Fransa’nın tarihsel geçmişte aklından çıkaramadığı ülke Libya olmuştur.
Bu nedenle Libya da Türkiye’nin pozisyonuna göre kendini konumlandırıyor. Bu anlamda Fransa’dan Türkiye’ye karşı yükselen bir siyasi ve medya atışması görüyoruz. Ancak Türkiye tüm bu tahriklere karşı dikkatli ve cesur adımlar atıyor.

Hani psikologlar travmalar için “çocukluğuna inmeli” derler ya… Biz de Fransa’nın Libya hikayesini şöyle bir mercek altına alalım.

Türkiye ile, aslında Osmanlı ile Fransa arasındaki husumet 1858 ve 1911 yılları arasındaki döneme kadar gider. Bu tarihler Osmanlı yönetimine karşı başlayan Trablusgarp ayaklanmasının bastırıldığı tarihlerdir. Osmanlı ordusu İtalyanlarla savaştan sonra 1911 yılında oradan çekilmiştir.

1858 yılında Fransız güçlerinin Cezayir’e girmesiyle başlayan dönem Fransa’nın Büyük Sahra’daki hakimiyetinin güçlendiği dönemdir. Bu tarihle birlikte iki güç arasında sahra boyunca uzanan ve Sudan’a ulaşan ticaret yollarının kontrolünü ele geçirmek için uzun bir çatışma dönemi başlamıştır. Osmanlılar çeşitli dönemlerde bu ticaret yollarının kontrolünü ele almakta başarılı olmuştur ve Fransa hiçbir zaman ağız tadı ile Kuzey Afrika’yı sömürememiştir.

Libya’daki çatışmayı devam ettiren, açığa çıkaran ve keskinleşir duruma getiren nedir?

Bu soruya cevap verebilmek Libya’dan Suriye’ye kadar bütün bir coğrafyayı kapsayacak bir panorami gerektiriyor. Fransa, PKK’nın Suriye kolu YPG ile özel ve seçkin ilişkiler kuruyor. Öyle ki Fransa’nın bölgede askerleri, danışmanları ve nispeten küçük askeri üsleri var.

Fransa YPG’nin siyasi koluyla da seçkin ilişkiler geliştiriyor. Liderlerini ağırlıyor, onlarla Ulusal Kürt Konseyi arasında Kürt siyasi sokağını birleştirmek ve Türkiye ile iyi ilişkileri olan konseyi Türkiye’den uzaklaştırmak hedefiyle müzakere masasına hamilik yapıyor. Paris bu bölgelerde hastane, üniversite şubesi gibi birçok proje uyguluyor, sivil toplum, kültür ve yardımlaşma örgütlerini destekliyor.

Fransa’nın Suriye’de bu bölgeye girme sebeplerinden biri özerk yönetimden istifade ederek Türkiye için bir tehdit kaynağı yapmak.

Türkiye yaptığı birkaç askeri operasyonla YPG kontrolündeki coğrafyanın damarlarını kesmeyi başardı. Bu da Paris’i çok rahatsız etti. 2019 kasım ayında Macron Türkiye’yi de içine alan NATO’nun terörle mücadelede uluslararası koalisyon yanlısı olan bu güçlere karşı Türkiye’nin operasyonlarına sessiz kaldıkları iddiasıyla müteessir olduğunu ifade etti.

O zaman Macron NATO’yu beyin ölümü gerçekleşti diyerek eleştirdi. Aynı cümleyi, Paris’in Ankara’yı Akdeniz’deki bir Fransız gemisini taciz etmekle itham etmesinin ardından geçen hafta bir kere daha kurdu.
Mısır’ın darbeci lideri Abdülfettah Sisi’nin ve Fransa’nın rolünü satın alan BAE ve Suudi Arabistan her iki ülkeyi kukla gibi sahada oynatmak istiyor. Suudi Arabistan, Fransız silah sanayiinin en büyük ikinci müşterisi mesela. Parayı veren düdüğü çalar mantığı var.

Öte yandan eski Cumhurbaşkanı François Hollande döneminde Fransa ve Rusya arasında üstü kapalı bir anlaşma olduğu, Rusya’nın Fransa’ya Libya’ya harekât yetkisi verdiği gizli bir bilgi değil. Fakat Türkiye’nin doğrudan müdahalesi Fransa’nın rolünü genişletti ve Rusya’yı ikincil bir pozisyona itti.
Bu da Rusya’yı gölgeden güneşe çıkmaya ve savaş lordu Hafter milislerinin taktiksel çöküşlerini engellemek için askeri müdahaleye mecbur bıraktı. Bu, Wagner lejyonerlerinin sahaya inmesiyle daha karmaşık duruma geldi ve çatışmayı başka bir düzleme taşıdı.

Rusya ile de tıpkı Fransa ile olduğu gibi Suriye ve Libya’da yoğun bir tartışma zemininde sürecek olan bir süreç yaşayacağımız kesin.

Ancak, son önemde yaşananlardan da anlıyoruz ki Türkiye ve Fransa’nın birçok sahada karşı karşıya gelmesi ve Fransa’nın tahrikleri bugünün ve dünün ortaya çıkardığı bir meseleden ziyade uzun bir geçmişi var.
Bu durumun modern tarihte bizi ilgilendiren kısmı Fransa’nın, Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı olduğu ve hâlâ karşı olmaya devam ettiğidir. Bu amaçla her fırsatta Türkiye’yi Ermeni soykırımı yapmakla suçlamakta, Türkiye’nin ulusal güvenliğine zarar veren YPG’yi ve kendi ülkesinin yasal hükûmetine darbe yapan isyancı Hafter’i desteklemektedir.

Belli ki Büyük Sahra’dan da hep birlikte kurmak istedikleri sözde Büyük Kürdistan’a kadar Türkiye ile Fransa arasındaki çatışma devam edecektir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • beydede 25 gün önce türkiye herşeyiyle fransa'yı mağlup edebilecek gücü de vardır...
    CEVAPLA
0:00 / 0:00