Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bölgesel ve uluslararası dengelerin gölgesinde Libya krizinin çözümü için Türkiye’nin görüşü belirleyici olacaktır.

Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte’nin silahtan arındırılmış bölge ilan edilmesi, yeni başkente dönüştürülmesi ve ülkeyi geçici olarak yöneteceği varsayılan yeni Başkanlık Konseyi’nin merkezi olması şu an Libya’nın gündemi.

Bu sürpriz gelişme müzakereci siyasi çalışmanın geri döneceğini, başkanlık ve parlamento genel seçimlerine götüreceğini, ülkenin yönetimini üstlenecek seçilmiş liderleri getireceğini söylerken diğer yandan Barka, Trablus ve Fizan bölgelerinin ayrı ayrı liderliklerinin olacağını söylüyor.

Bu durum Türkiye’nin başından beri savunduğu Libya’nın toprak bütünlüğünün aksine bölünmüş bir Libya ortaya koyuyor.

Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayez el Sarrac ve Tobruk Parlamento Başkanı Akile Salih tarafından eş zamanlı olarak ateşkes ilan edildi ancak savaş lordu lakaplı Halife Hafter’den, sorunun bizzat kendisinden hala ses yok.

Özetle Libya’da taraflar ateşkes ilanı yaparken henüz olgunlaşması zor görünen bir normalleşme sürecini konuşuyoruz.

DİPLOMASİ TRAFİĞİ

Bu sürpriz gelişme öncesinde, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland Trablus, Kahire ve Ankara’yı ziyaret etti, bu ziyaretlerde Sarrac ve Salih ile de görüştü.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın yürüttüğü görüşmeler oldu.

Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Katarlı mevkidaşı Trablus’u ziyaret etti. Hatta Maas bu heyetle aynı gün Libya’daydı.

Akabinde Libya iç savaşını körükleyen ve finanse eden Birleşik Arap Emirlikleri’nde görüşmeler yaptı.

Ankara ise kendi içinde kurduğu üçlü yapı ile diyalog kanallarını harekete geçirdi.

Şimdilik herkes süreçten memnuniyetini dile getirdi. Ancak normalleşmenin çok kolay olmayacağını belirtmek isterim.

BAE, Rusya, Fransa, Mısır ve Suudi Arabistan’ın desteklediği Hafter tarafı adına açıklama yapan meclis başkanı Akile Salih, Sirte’nin silahtan arındırılmış bölgeye dönüştürülmesinden ve yeni Başkanlık Konseyinin merkezi olmasından söz ediyor.

Fakat UMH sözcülerinin ifadelerine bakarsak Cufra’nın ve buradaki stratejik hava üssünün silahtan arındırılmasından söz etmiyor. Ortada sadece Sirte var. Oysaki bu stratejik boşluğun sonrasında oluşturacağı riski şimdiden görmek gerek.

Salih Barka, Trablus ve Fizan için de geçici yeni bir üçlü başkanlık konseyi istiyor. Buna göre söz konusu bölgelerdeki intikal süresi 18 aydan 24 aya kadar uzuyor ve sonrasında seçim yapılması öngörülüyor. Libya’nın daha önce iki kez denediği tecrübelerden de yola çıkacak olursak 24 ay oldukça uzun bir zaman dilimi. Hele ki dengeler gün hatta saat bazında değişebiliyorken.

PETROL KONUSU HALA NET DEĞİL

Sorunun patlak vermesi beklenen nokta ise petrol gelirlerinin paylaşımı. Petrol gelirlerinin nasıl taksim edileceği, petrol kuyularını ve limanları kimin kontrol edeceği ve koruyacağı muamma. Merkez Bankası şu an UMH’nin kontrolünde. Ve Libya’nın 11 yıldır yurtdışında bloke edilmiş olan petrol gelirlerinin transferi üzerinde anlaşma sağlandı. Ancak mevcut şartlar altında petrol kuyuları Hafter ve güçlerinin elinde. Bunun yönetimi nasıl olacak sorusunun cevabı yok.

Akila Salih’e göre petrol gelirleri herkesi temsil eden bir hükümet kuruluncaya kadar dondurulacak. Ancak UMH’ye göre petrol kuyuları, limanlar ve üretimin yönetimi Libya Ulusal Şirketi’nin kontrolünde olmalı.

Ortada ateşkes ilanı var ama asıl güç kavgasını oluşturan ana meseleye yönelik herhangi bir uzlaşı ya da çözüm yok.

Ve dahası, lideri ülkenin kabileleri tarafından kaçırılmış Libya’da seçim nasıl yapılacak, büyük bir soru işareti. Zira ülkedeki 91 kabilenin neredeyse hepsinin bir diğeri ile mücadelesi ülkenin demokratikleşmesindeki en büyük engel. Seçimlerin yapılması durumunda kim kimi denetleyecek, meçhul.

Yabancı savaşçılar konusu bir diğer büyük boşluk. Libya’daki çatışmaya katılan bütün yabancı güçleri çekme kararına bağlı kalacaklar mı ve bu nasıl olacak? Rus Wagner şirketinin lejyonerleri Moskova’ya geri dönecek mi? BAE ve Mısır bölgede topladıkları paralı askerleri çekecek mi? Bu soruların hala bir yanıtı yok. Ama ateşkes var.

Bu konular hakkında görüş açılarını birbirine yaklaştırmak için büyük bir çaba ve gayret gerekiyor. Zira herkes farklı köşelerde.

TÜRKİYE’NİN GÖRÜŞÜ BASKIN GELMELİ

Mutabakat Hükümetinin İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın anlaşmayı memnuniyetle karşılaması ve hükümetinin Mısır ile ilişkileri geliştirmeye hazır olduğunu ifade etmesi, Sarrac’ın Sisi’ye teşekkür etmesi elbette bölgesel dengeler gereği önemli.

Ancak yukarıda söz ettiğim baş döndürücü diplomasi trafiği ile Trablus hükümetinin aklının çelinmesine izin verilmemelidir. Bu nedenle Türkiye’nin görüşünün belirleyici olması için bölgedeki çalışmalarına hız vermesi gerekmektedir.

Savunma Bakanı Akar ve Katar Savunma Bakanı Halid el Attiye, UMH Başbakanı Fayez el Sarrac’la bir anlaşma imzaladılar. Kulislerden aldığım bilgilere göre, bu anlaşma sayesinde Misrata Limanı’nın bir kısmının 99 yıllık bir işletme yetkisi garantisi altında Türkiye’ye verilmesi planlanıyor.

Bu durum Türkiye’yi Akdeniz’de önemli bir aktör haline getiriyor. Yine aynı anlaşmaya göre Türk Hava Kuvvetleri, Batı Trablusgarp’taki Vatiyye Üssü’nü kullanabilecek. Katar ise ordunun yeniden organize edilmesi işlemlerini finanse edecek ve bunu Ankara ile birlikte yönetecek. Anlaşmaların imzalanmasıyla birlikte Türkiye Libya’da işleyen süreçte ilk aşamayı tamamlamış olacak.

Geçtiğimiz perşembe gecesi, belki de Sovyet sonrası dönemin en ünlü mafyası Lotu Guli lakaplı Nadir Salifov Türkiye'de öldürüldü. Salifov’a bir otel odasında kendi koruması ateş etti. Koruma, dört yıl önce başka bir mafya olan Rovşan Caniyev’i öldürdüğü için Salifov’dan intikam aldı. Kommersant kaynaklarına göre mafya lideri öldürüldüğü sırada kendisine 5 milyon ruble borcu olan bir meyve satıcısıyla telefon görüşmesi yapıyordu, bu sırada başının arkasından vuruldu.

İlk bakışta bir hesaplaşma olarak gözükse de işin derinlerine inilmelidir. Daha önce Azeri, Çeçen ve Rus grupların İstanbul’da kapışmasını ve infazları gördük. Ancak İstanbul bölgesel mafya gruplarının bir hesaplaşma alanına dönüşmemelidir.

Zira Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya, İran, Türki Cumhuriyetler, Rusya gibi ülkelerin zenginleri ve mafya babaları için İstanbul bir çekim merkezi haline gelmesi suç işleyebilecekleri bir alana dönüşmesi anlamına gelmemeli.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ile yaşadığımız itibar kaybı sonrasında emniyet ve istihbarat birimlerimiz İstanbul’da suç örgütlerine daha dikkatlice bakacaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!