Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son birkaç aydır Doğu Akdeniz konuşuyoruz. Aslında güneyimizdeki bu kriz bugün ortaya çıkmış değil. Dayatmalar daha 2018’in sonlarında başlamıştı. Türkiye ise sabırla, diplomasi ve diyalog yolu ile çözümü savunan taraf oldu. Ancak muhataplar artık irrasyonel bir diplomasi yoluna sapınca, güç gösterisi kaçınılmaz bir hal aldı.

2010 yılında ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan bir rapora göre Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan Levant Havzası’nda 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğu tahmin ediliyor.

Dünyanın en büyük rezervlerinden biri açığa çıkınca elbette uluslararası ve bölgesel birçok tarafın gözü buraya çevrildi. İştah kabardıkça rekabet arttı. Şimdi ise tansiyon yükseliyor söyleminin ötesinde bir noktadayız.

Mahalledeki bu itiş kakışta sürekli sağa sola omuz atıp dalmaya çalışan ama mahalleden olmayan Fransa dikkatleri üzerine çekiyor. Türkiye gibi bir devletle çatışma sınırına varabilecek bir rekabetin gölgesinde Fransa’nın stratejik çıkarlarını elde etme gücü ne kadar? Nereye kadar gerebilir?

Geçen yüzyılın ortalarında Fransa’nın İngiltere ile birlikte Orta Doğu’dan çıkmasının ve Mısır’a olan üçlü düşmanlığın yerini, boşluğu doldurma adına, Amerika’nın almasından sonra Fransa, Orta Doğu’ya yeniden dönme fikrini canlandırmaya başladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron sözde etkin diplomasi aracılığıyla birçok münasebetle bölgeye önem verdiğini göstermeye çalıştı. Bunların sonuncusu Beyrut Limanı’ndaki patlamadan sonra buraya gerçekleştirdiği tartışmalı ziyaret oldu. Öyle ki Lübnan Cumhurbaşkanı’nı dışlayan görüntüler hala zihinlerde. Ve Macron bugünlerde bir kez daha Beyrut’a gidecek…

Macron, son zamanlarda Türkiye’nin rolüne karşı gelmek için Libya krizinde de yer aldı. Büyük devletler arasındaki yerini ispat etmek hedefiyle etkin rol oynamaya çalışan Fransa, bugün Orta Doğu'yu Lübnan ile ilişkileri üzerinden kendisi için hayati ve tarihi alan teşkil eden jeostratejik bir yer olarak görüyor. Özetle, Fransa Lübnan’ı stratejisini uygulamak için mızrak başı olarak görüyor.

Söz konusu Türkiye olunca, Irak’ta ve Suriye’de terör örgütü PKK saflarında da aktif yer almak gibi bir alışkanlığı da var.

Ancak şimdiden söyleyeyim. Fransa Libya’da bizim desteklediğimiz bazı yerel gruplarla görüşme trafiği başlatmış. Ayrıca bu konuda Rusya ile de görüşme trafiği başlattığı bilgileri var. Belli ki Trablus’tan bize bir gol atma derdinde.

Geçtiğimiz haftalarda Libya’yı ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Mass’ın burada tarafları memnun etmeyecek ve ülkede barışı sağlayamayacak bir strateji ortaya koyması tamamen kafaları karıştırıp bölgede Fransa’nın askeri güç oluşturmasına zemin hazırlama girişimidir.

Fransa Türkiye’yi karada ve denizde çevrelemeye çalışıyor. Ancak bu ihtirasların önünde kronik engelleri de var.

Öncelikle ABD’ye karşı koyabilme gücü ancak ve ancak ABD’nin müsaade ettiği ve edeceği kadar. Öte yandan üçü bir arada pek görülmese de Fransa’nın at koşturmaya heves ettiği bölgelerde kendine özgü siyasetleri ve çıkar politikaları ile Türkiye, İsrail ve İran faktörü Paris’in planlarını bozuyor.

Türkiye Doğu Akdeniz’de oldukça net. Hem enerjide hem de siyasette ben de varım, bedeli neyse de hazırım, diyoruz.

Bu nedenle Fransa Türkiye ile mevcut gerilimi Libya ve Yunanistan üzerinden yükseltiyor.

Bu konuda ABD’den yüz bulduğu aşikar ancak seçim telaşı yanıltmasın. ABD Başkanı Donald Trump’ın birden fazla uluslararası meselede kazanımlar elde etmeye ihtiyacı var. Fakat Fransa’ya başat bir rol verme niyetinde değil.

Seçimi Demokratlardan J. Biden kazansa bile bu politika devlet politikası olduğu için değişmeyecektir. Ayrıca Rusya ile flörtünden ötürü Washington’un Macron’a meftun olmadığı bir gerçek.

Özetle, Paris’in Orta Doğu ve denizler konusunda tek başına karar vermesi mümkün değildir.

Hele ki bu bölge tarihte ve bugün, büyük devletlerin dünya düzeninde seçkin roller oynayacak büyüklüğe erişmesinin anahtarı olarak kabul edilirken…

ALMANYA YANGINA KÖRÜKLE GİDİYOR…

Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz krizi derken geçtiğimiz haftalarda Azerbaycan-Ermenistan sınır hattında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Uluslararası güçler diplomasi trafiği başlattıklarını ilan ederken durumun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı.

Var olan diplomasi trafiği değil açık ve net Ermenistan’a destek trafiğiydi.

Askeri kaynaklardan aldığım bilgiye göre, Almanya’nın Köln kentindeki havalimanından kalkan Alman Hava Kuvvetleri’ne ait bir askeri nakliye uçağının Türkiye üzerinden uçması engellendi. Gri Airbus 310 Köln’deki üssüne geri dönmek zorunda kaldı.

Uçak aslında Almanya'dan silah götürüyor ve Ermenistan askerlerini eğitim için Köln’e götürmek üzere hareket etmişti. Alman ordusu, Ermenistan ile askeri düzeyde iş birliği yapıyor ve her iki ülkenin askerleri Afganistan'da birlikte görev alıyor.

Alman ordusu, NATO ortağı Türkiye'nin uçuşu varış yeri nedeniyle durdurduğunu varsayıyor. Berlin’in bir girişim başlattığı belirtiliyor ancak, transit uçuşla ilgili anlaşmazlıkta Ankara’da yumuşama olmadı.

Sonuç olarak Alman Hava Kuvvetleri, askerleri almak için ağustos ayının son haftasında Rusya üzerinden çok daha uzun bir uçuş rotasını seçmek zorunda kaldı. Ancak Almanya’nın ısrarla yangına körüklü gitmesi akıl almaz bir tablo.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!