Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

AB üyesi üç ülkenin Atina’ya “Yunanistan’ı diplomatik zemine çekin” uyarısına rağmen, Yunan hükümeti medya baskısı ve kendi iç dinamikleri sebebi ile Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un değirmenine su taşır hale geldi.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis hafta sonu Yunan hükümetinin son silahlanma planlarını somut olarak açıkladı. Açıklama Yunan kamuoyunda çok hızlı bir şekilde kabul gördü. Hatta medya ve kamuoyu sorgulaması dahi olmadı.

Miçotakis, silahlanma isteğinin, Türkiye'nin olası saldırısına karşı savunma amaçlı olduğunu belirtti. Yani iç siyasete mesaj vermiş oldu.

Yunanistan'ın silahlanması 10 milyar avroyu bulabilir deniliyor. Küresel pandeminin yarattığı kriz nedeniyle hâlihazırda yıpranan Yunanistan ekonomisi için oldukça yüksek bir rakam bu. Son 8 yıldan buyana ekonomik buhranı aşamasa da Yunan halkı bu silahlanmayı alkışlıyor.

Yeni silahlanma planları, yeni savaş tatbikatları derken giderek daha fazla devlet sürece müdahale ediyor ve farklı anlaşmazlık konuları iç içe geçiyor.

Doğu Akdeniz'deki gerginlik burada bir metre dahi kıyısı olmayan Fransa’nın dahil olması ile tehditkâr bir hal alıyor. İki komşu ülkenin savaşa sürüklenmesi Fransa’yı ürkütmezken, sürece müdahil olan ülkelerin çoğu için bundan çok daha fazlası söz konusu.

Doğu Akdeniz'de Türk-Yunanistan karasuları sorunu ile Libya savaşı iç içe geçmeye başladı. Türk Deniz Kuvvetleri önümüzdeki cuma günü Libya sahilleri açıklarında da askeri tatbikat gerçekleştirecek. Yunanistan da ağustos ayı sonunda Birleşik Arap Emirlikleri ile hava tatbikatı başlatıldığını açıklamıştı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye’nin Libya'da kanlı bıçaklı bir hale gelmesi an meselesi.

Hafta sonu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Kıbrıs'a kısa bir ziyaret gerçekleştirdi ve Doğu Akdeniz'deki gerilime diplomasi yoluyla çözüm bulunması gerektiğini belirtti. Pompeo bununla, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov'un geçtiğimiz hafta Lefkoşa'da yaptığı konuşmasına tepkisini göstermiş oldu.

Lavrov, ABD’nin bölgede çatışmaya katkıda bulunmaya çalıştığını söylemişti. Moskova'nın Türkiye ile yaşanan güç savaşında ara bulucu olabileceği teklifinde de bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanı, Kıbrıs adası etrafındaki enerji kaynaklarının hem Rumlar hem de Türkler arasında taksim edilmesi gerektiğini söyledi. Bu, Dışişleri Bakanı'nın konuşmasındaki görece tarafsız tek noktaydı, konuşmanın kalan kısmında Washington alenen Rum tarafını destekliyor.

ABD ile Kıbrıs, Ada'da kara, deniz ve liman güvenliği ile ilgili bir eğitim merkezi kurulması konusunda mutabakat imzaladılar. Amerikalılar, bu merkezin kurulması ve işletilmesi için ilk kaynağı tahsis ettiler. Başkan Donald Trump'ın NATO yapılarının masraflarını, bulundukları ülkelerin sırtına yıkma çabasının herkese malum olduğu düşünülürse bu hamle Rumlara açık destek mahiyetinde hayli sembolik bir jesttir.

Bu arada, tam da bu sıralarda GKRY-Amerikan askeri eğitimleri de yapılıyor.

ABD ile Rusya'nın Kıbrıs'taki rekabeti, Türkiye ile yaşanan ihtilafla sınırlı değil. Rusya ile Kıbrıs Rum kesimi ile 2015 yılında Rus Donanması’na ait gemilerin Kıbrıs limanlarına girmesine izin veren bir anlaşma imzaladı. Bu durum bilhassa Suriye ile ilgili olarak Rusya'nın konumunu güçlendirdi.

Fakat yakın bir zamanda ABD Kongresi’nde, Rusya'nın Doğu Akdeniz'deki etkisini azaltma umuduyla Kıbrıs'a yönelik silah ambargosunun kısmen kaldırılması kararı alındı. Yine de ABD bu süreçten istediğini alabilmiş değil.

Elbette Avrupa Birliği içerisindeki lider güçler de Doğu Akdeniz'de etki alanlarını artırmaya çalışıyorlar. Fransa geçtiğimiz hafta Türkiye'ye baskıyı artırmak için, Med-7 Zirvesi’ni kullandı. Ama Fransa toplantıya katılan ülkelere yoğun baskı kurmasına rağmen istediği sonucu alamadı. Almanya ise geri duruyor.

Bu adımları iyi okursak Fransa’nın hamlelerini de boşa çıkarabiliriz…

Açıkçası, jeo-stratejik nedenlerin yanı sıra mülteci anlaşması dolayısıyla da Almanya'nın, Türkiye ile bir takım iş birliğine dayalı çıkarları var ve Fransa gibi bir rakibe Doğu Akdeniz'de öncelik tanımak pek de işine geliyor.

Ama yine de durum her zamankinden daha riskli.

ABD'nin geçmişte Yunanistan ile Türkiye arasında savaşı engelleyebilmesindeki en büyük nedenlerden biri de her iki ülkenin savaş ekipmanlarını bu ülkeden almasından kaynaklanıyordu. On yıllar boyunca ABD’nin elinde bu iki ülkenin aldığı silahları kullanmalarını kontrol altına alan bir anahtar dahi mevcuttu.

Ancak ABD’nin taraflı dış politikası Türkiye’yi bu bağımlılıktan kurtardı. Diğer bir ifade ile, kötü komşu bizi ev sahibi yaptı.

Tabii ki jeopolitik durumdaki değişikliğin de rolü var.

Artık Türkiye, kendi çıkarlarını hiç çekinmeden dile getirebiliyor. Türkiye uzun süredir ciddi anlamda lojistik alt yapısını şekillendirdi ve güçlendirdi. Kendi savunma sanayisini geliştirerek dışa bağımlılığını he geçen gün azaltıyor.

Yunanistan’da ise tablo şöyle; Finans krizi nedeniyle geride kalan ülke şimdi bu bağlamda eksikliğini gidermek istiyor. Macron’un da Yunanistan’a bu ihtilafta destek vermesinden dolayı Atina, Fransa'dan savaş uçakları ve savaş gemileri satın alabiliyor.

Şimdi gözler diplomasi masasında…

Ama Yunanistan diplomasi masasına gelmekten ziyade Fransa’nın iteklemesi ile dış politika belirlemeye çalışıyor…

Bu Atina’yı felakete sürüklüyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00