Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kafkasya'nın güneyindeki Dağlık Karabağ bölgesinde 90’lı yıllarda başlayan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışma Batı tarafından neredeyse tamamen unutulmuştu. Bu iki ülkenin kalıcı düşmanlıkları nihayetinde yeni bir savaşa dönüştü.

        Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı Jeopolitik oyuncular bölgedeki sürece şimdiden dahil olmuş durumdalar.

        Soğuk savaş sonrası ABD politikasını çizenlerden biri olan Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” kitabında, Azerbaycan’ı nasıl tarif ettiğine bakmak yeterli…

        Brzezinski, “Azerbaycan, Hazar Havzası ve Orta Asya zenginliklerini içeren şişeye giriş sağlayan yaşamsal önemdeki tıpa olarak tanımlanabilir” diyor.

        Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa tarafından “Minsk Grubu” (İtalya’yı da kapsamına alan ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı yani kısaca AGİT tarafından oluşturulan grup) çerçevesinde ara buluculuğu yapılan ve 1992’den bu yana tam 28 yıldan beri periyodik olarak husumetlerin tekrarladığı ayrıca bugünlerde yeniden başlayan kırılgan bir ateşkesi takip ediyor. Halihazırda bölgede AGİT'in bir gözlemcisi bulunmuyor. AGİT’in sadece komşu Gürcistan'da bir gözlemcisi mevcut.

        Yalnızca bir gözlemci ile süreci ciddiye alan AGİT’in bakış açısı ortada…

        27 Eylül’de yeniden baş gösteren savaş tehlikeli zira aynı anda üç farklı boyutta vuku buluyor: Silahlanma, iç politika ve jeopolitik durum.

        Geçen haftalarda yaşanan gerilim, temmuz ayında ufak çaplı çatışmaları başlattı. Ermenistan’ın bölgede hak iddia etmeye devam etmesi ve müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilememesi de doğal olarak gerilimin tırmanışını artırdı.

        Bu haftanın başlarında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, BILD gazetesine verdiği bir röportajda ‘’Türkiye'nin Güney Kafkasya bölgesinde yüz yıl aradan sonra 1915'te Türkiye'de gerçekleşen Ermeni soykırımını devam ettirmek için döndüğünü" söyledi. Paşinyan ısrarla Türkiye’yi bu savaşın içinde gösterme eğiliminde.

        Aslında Ankara bu savaşta bir "kardeş devlet" olarak Azerbaycan'ı destekliyor ve "provokasyonları" nedeniyle Ermenistan'ı kınıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘’Türkiye'nin her zaman Azerbaycan'ın yanında olduğunu" söyledi. Bu da silahlı insansız hava araçları başta olmak üzere askeri danışmanlık anlamına geliyor. Türk ordusu bu insansız hava araçları sayesinde Libya'daki iç savaş üzerinde de belirleyici bir etkiye sahip oldu.

        Fakat Türkiye ve Azerbaycan’ı bir araya getiren nedenlerden biri de jeopolitik nedenlerdir. Bu bağlamda bölgede son zamanlarda inanılmaz ittifaklar kuruldu. Zira son yıllarda Azerbaycan'ın silahlanmasında Türk askeri desteğinden daha önemli olan unsur İsrail'den yapılan silah sevkiyatlarıydı.

        Azerbaycan'ın silah ithalatının yüzde 60'ı İsrail’den. İsrail'in bir süredir oldukça gergin bir ilişki içinde olduğu Türkiye tarafından da desteklenen Şii nüfuslu seküler bir devlete silah sevk etmesi, Kafkasya’daki durumun ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor.

        Şii İran da bu duruma büyük bir şüpheyle bakıyor. İsrail gazetesi Haaretz, İsrail'in iddia edilen nedenleri hakkında İsrail’in Azerbaycan’ı İran'a yönelik istihbarat operasyonları için arka kapı olarak açık tutmak istediğini belirtti. İsrail ayrıca Azerbaycan'dan petrol alıyor yani petrol karşılığında silah deneyim edilmiş bir model.

        Durum böyle olunca Güney Kafkasya’da İsrail, İran, Türkiye ve Rusya'nın çıkarları çakışıyor…

        Orta Doğu'daki hızlı ayaklanmalar ve iktidardaki değişimler sırasında Moskova ile Ankara stratejik bir ortaklık geliştirdiler. Ancak çoğu zaman birbirlerine rakip de oluyorlar. Bu da yakın zamanda Kuzey Suriye ve Libya'da görüldü şimdi de Kafkasya'da.

        Ancak Rusya Kafkasya’da alışılmadık bir rolde…

        Putin, Orta Doğu ve Ukrayna'da etki alanını korumak veya genişletmek için kasıtlı olarak çatışmaları körüklerken Kafkasya'da durum farklı.

        Moskova bu bölgedeki ihtilafın tahrik gücünün farkında. Putin bu nedenle temkinli davranıyor. Onun bir ihtilafı kontrol edememesi tecrübe edindiği bir durum değil. Rusya’nın Ermenistan'da en az üç bin 500 askerle iki üssü var ayrıca bir savunma ittifakının da parçası. Moskova aynı zamanda Azerbaycan'a da silah temin ediyor. Rusya, Ermenistan'ı kendisine sıkı bir şekilde bağlasa da hammadde zengini Azerbaycan'ı kaybetmemeye özen gösteriyor.

        Putin, 2018'de halkına demokrasi getireceğini ve batı yanlısı bir devrimde iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile mesafeli bir ilişki içerisinde. Hatta gitmesini istiyor demek yanlış olmaz.

        Aliyev konusunda ise Rusya, batı ile yakınlaşan ABD, Türkiye ve İsrail ile üst seviyede ilişkiler geliştirmesine çok sıcak bakmıyor.

        Putin ve kurt siyasetçi Lavrov, şimdilik taraflar arasında ateşkes ilan etme rolünü üstlenmiş gözüküyor. Ama işin içindeki “Ateşkes” ihlali en çok yine Moskova’nın işine geliyor. Zira Rusya bu bölgedeki kaosu gerekçe göstererek yeniden bölgeye yerleşebilir veya kaosu derinleştirerek bölgede bir bağımsız Karabağ ilanına zemin hazırlayabilir.

        Her şeyden evvel bölgenin başlıca enerji rotalarının kesiştiği Güney Kafkasya’nın kalbinde bulunuyor olması bölgeyi önemli bir merkez haline dönüştürüyor.

        Avrupa’nın ve Azerbaycan’ın gündemi ise Karabağ bölgesinin İtalyanların "Trentino-Alto Adige", Avusturyalıların "Südtirol" olarak adlandırdığı ve Güney Tirol bölgesinde uygulanan bir modelin uygulanması için bir zemin hazırlandığı yönünde. Ama bu modelin henüz nasıl uygulanacağına dair altyapı çalışmalarının yapıldığı konuşuluyor.

        Amerika’nın geri çekilmesinin ve Avrupa’nın yaşadığı bölünmelerin izin verdiği bu coğrafyada Türkiye tarihin bağlarından aldığı güçle süreçte rol almak istiyor.

        Geçmişte, bu türden bir ihtilaf, bloklar mantığıyla ya da daha ilerleyen yıllarda Amerika’nın üstünlüğü ile engellenirdi. Bugün hiç kimsenin mutlak bir kontrol uygulayamadığı bir başka vekalet savaşı haline gelme riskiyle karşı karşıya. Zira sahada PKK’lı militanlar ve diasporadan taşınan eli silah tutan gruplar… Yani ne ararsanız var.

        ABD’nin iç siyasi gündeminden oluşan güç boşluğu Rusya’ya daha fazla akan bırakıyor. Ama 9 Ocak gecesi Moskova’da saatlerce süren ateşkes görüşmesinden sonra Kafkasların büyük abisi Putin’in niyeti nedir, pek anlaşılamadı. Şuana kadar sürecin içerisinde aktif gözüken Türkiye’nin Kafkaslar sorunun çözümünde devre dışı kalması bölgeye gerçekçi bir çözüm getirmeyecektir.

        Diğer Yazılar