Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hepimiz ABD seçimlerinin nasıl sonuçlanacağını merak ediyoruz. İlk sonuçlar Trump’ı gösteriyor. Zira ABD seçimleri tüm dünyanın ilgi alanına giriyor. İster Donald Trump ister Joe Biden kazansın yeni başkan her halükarda tartışılacak…

Yeni Başkan’ın, Çin ve Rusya ile güç rekabetinin arttığı bir dönemde, uluslararası alanda hızla değişen bir manzarayla karşı karşıya kalacağı şimdiden görünüyor.

Öngörülemeyen bir İran, kaotik bir Afganistan, Venezuela'da ABD öncülüğünde başarısız bir rejim değişikliği girişiminin etkileri, Doğu Avrupa'daki Rus saldırganlığı, Suriye'deki iç savaş ile Ortadoğu ve Afrika'da devam eden radikalizm tehdidi başta olmak üzere ABD liderini tam bir sorunlar yumağı bekliyor. Bakalım Trump ikinci döneminde bunlarla ilgili nasıl bir yol haritası belirleyecek.

ABD başkanının kararları her bir vakada, yeni bir uluslararası düzenin şekillenmesine katkıda bulunacak artçı şoklar yaratabilir.

Üstelik, yeni bir küresel güç sıralamasının şekillenmekte olduğunu ve ABD’nin soğuk savaş sonrası geleneksel müttefiklerini ikna etme, düşmanlarını sindirme ve kendi çok uluslu politikasını oluşturma kabiliyetinin tehlikede olduğu apaçık ortada.

Bunun bir sebebi ABD’nin dış politikasının hala çok önemli olması elbette…Trump ya da Biden kötüleşen ABD-Çin ilişkisini idare edebilecek kadar güçlü ve iki ülkeye fayda sağlayan iş birliği unsurlarını koruyabilecek kadar akıllıca davranabilecek mi?

Ancak üçüncü bir şansı olmayacağı için ikinci döneminde uluslararası barış ödülleri içinde dinginliğe soyunabilir.

Güç yeniden dengeleniyor ve ABD artık herkesin üzerinde baskı kurabilecek pozisyonda değil. Dünya daha karmaşıklaşıyor ve sıkıntılı bir hal alıyor. Küresel bir güç olan ABD, dünyada artan istikrarsızlığı yönetme noktasında çok daha fazla zorluklarla karşılaşıyor.

Tecrübeli başkan Trump, dünyanın pandemiden kurtulmasında ne rol oynayacak?

Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşları ve Paris İklim Anlaşması gibi anlaşmaları benimseyecek mi, yoksa baltalayacak mı?

Rusya ve İran gibi kindar, Türkiye gibi kendisine yapılanı unutmayan ülkelerle nasıl bir yol haritası belirleyecek ?

Avrupa ve Ortadoğu’daki geleneksel müttefiklerinden yana mı olacak, yoksa değişen jeopolitik koşullarda yeni ilişkiler mi arayacak?

ABD’nin sınırlarını göçmenlere açacak mı, yoksa sıkı sıkıya kapamaya mı çalışacak?

Bu sorulara yanıt arayanlar sadece ABD’li seçmenler değil. Dünya bu soruların cevaplarını arıyor.

Dünyanın ABD ile olan sevgi-nefret ilişkisi yalnızca askeri güç ve politika fikirlerinden ibaret değil. ABD'nin yumuşak gücünün düşüşte olduğundan bahsedilse de hala küresel sahnede rakibi olmayan bir diva konumunda. Ancak kan kaybediyor…

Rusya, Türkiye, Hindistan, Pakistan gibi bölgesel güçlerin yanında, küresel bir güç olarak Çin var. Sorunların ivme kazandığı bir dönemde ABD'nin önderlik etme ve bu zorlukların üstesinden gelme becerisine güvenin azaldığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla ABD’nin, Ortadoğu ve Afrika'da terörle mücadele çabalarına ayırmak istediği kaynak miktarını yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Ancak Trump ilk döneminde bu konuda kötü sınav vermişti.

ABD başkanı Trump ocak ayında, yıllardır sürdürülen yoğun askeri harekatlara rağmen hayatta kalan Taliban, El Şebab, DEAŞ gibi inatçı örgütlerle mücadele için ayırmak istediği para, insan gücü ve kaynak miktarına karar vermesi gerekecek.

Burada bizim açımızdan dikkat çekici nokta, yeni ABD başkanı’nın, PKK’nın Suriye kolu PYD’ye nasıl ve ne kadarlık bir kaynak hazırlayacağı olacak…

Bununla birlikte ABD'nin, özellikle El Kaide ve DEAŞ gibi uluslararası selefi cihatçı gruplara karşı terörle mücadele maliyetini sürekli üstlenmeye hazır olup olmadığı sorgulanmalı. Çünkü bu örgütler yoğun ABD baskısına rağmen varlıklarını devam ettiriyorlar. Ortadoğu'daki Amerikan asker sayısının azaltılıp azaltılmayacağı önemli.

Ortadoğu'daki Amerikan askeri sayısının azaltılmasının da sonuçları olacak. Tüm bu birliklerin kaldırılması, halihazırda Suriye’de faaliyet gösteren Rusya için bir boşluk yaratacak. Ankara’nın da yeni başkan ve ekibini terörle mücadelede ikna etmesi gerekecek. Zira Ankara ile birlikte yol haritası çizemeyen ABD'nin, PKK’ya sarılıp körfez ülkelerini de sponsor yapma planlarını sürdürme alışkanlığından alıkonması gerekiyor.

Gelelim kısa bir Trump-Biden kıyaslamasına….

Seçim tartışmalarının en başından bu yana Türkiye’de “Trump kazansın” şekilde bir beklenti var. Bu düşünceye sahip olan kesimlerin en büyük savı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki ikili ilişki.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Gerek ABD gerekse Türkiye birer çadır devleti değil. İlişkiler seçim meydanlarında şekillenmez. İki ülke arasındaki ilişkiler perde arkasındaki aktörler üzerinden her zaman canlı tutuldu. Biden seçilirse de bu değişmeyecek.

İlişkilerin dünya ve ABD iç siyasetine yansımalarını dikkatle okumak gerekecek…

Kudüs’ün başkent olmasına yönelik kriz Trump döneminde çıktı. Barack Obama’nın ABD başkanı Biden'ın da başkan yardımcısı olduğu süreçte ABD yönetimi, İsrail’in bu beklentisine asla izin vermedi. İsrail’in baskı ve yanlışlarına da sessiz kalmadı. İsrail tarihinin ilk özürünü Obama ve Biden’ın diplomasi trafiği sonrasında Türkiye’ye dilemişti.

İran ile 5+1 görüşmeleri ve İran’ı yeni dünya düzenine çekme arayışları Obama ve Biden’ın çabaları ile hayata geçirildi. Ancak Trump, tüm dünyaya meydan okudu ve AB’nin baskılarına rağmen nükleer anlaşmayı iptal etti.

Ordusunu 2. Dünya Savaşı'nda fes eden Japonya, Trump döneminde Kuzey Kore’nin hidrojen bombası tehdidi ile ABD’den yüklü miktarda silah satın aldı. Obama ve Biden döneminde ise Japonya bir barış adasıydı.

Trump bir çok ülkeye gitti. Ama dört yıllık başkanlık süresi içinde bir çok kez görüşme yapmasına rağmen Türkiye’ye gelmemeye özen gösterdi.

İnsan hakları konusunda, özellikle de Yemen’de yaşanan kötü manzaraya karşı, BM kararlarını yok sayan Trump, Bakırköy ölçeğindeki Birleşik Arap Emirlikleri'ne F-35 satışına onay verdi. Bu durum körfez ülkelerinin milyarlarca doları Trump için ABD seçimlerinde harcamasına neden oldu.

ABD tarihin en kötü mektubu Trump döneminde bize geldi. Diplomasi kuralları dışında gelen bu mektup iade edildi. Yani ille de Trump diyenlerin bunları unutmaması gerekir…

Trump Halkbank krizinde de olağan sürece müdahale etmedi. Bolton başta olmak üzere Trump’ın yakın çevresindeki danışmaların anılarında yer aldığının tersine biz en kötü dönemimizi Trump'ın başkanlığında yaşadık.

ABD’de beyaz yakalıların desteklediği Biden ile milliyetçi, muhafazakar ve geleneksel zenginlerin desteğini alan Trump arasındaki çekişmenin kutuplaşmayı arttıracağı kesin. Google, Twitter ve Facebook gibi dünya devleri geleneksel zenginler karşısında olacak. Milliyetçi ve muhafazakarlar ise silahları ile sokaklarda… Elbette bastırılır ama kutuplaşma geri dönülmez bir noktaya taşınabilir.

Özetle Trump dünyayı bir bilinmeze sürükleyebilir ve kaosa… Buna rağmen ABD halkı tercihini Trump’tan yana kullanmış görünüyor. Trump, ABD’deki geleneksel Cumhuriyetçilerin siyasi ekseni Trump’ın etrafında toplanmış görünüyor. Bir sonraki seçimde oğlunu aday gösterişe kimseler şaşırmasın….

Biden ise sadece kendi kariyerini değil aynı zamanda Demokratların kendi içinde bir tartışmalı sürecin fitilini ateşledi. Clinton’dan sonra Biden’ın yenilgisi ise derin tartışmaları getirecek. 50 yaş üstü demokratları örgüt içinde artık oldukça zorlayacak.

Ankara ise 5 Eylül’den buyana her iki liderinde seçilme ihtimaline karşı ABD ile yeni dönemde çalışma koşullarını belirlemek üzere çalışmalarını başlatmıştı. Riskler ve uzlaşı noktaları ve yaratılacak yeni fırsatlar olmak üzere çok yönlü çalışmalar tamamlanmıştı. Yani Ankara her iki ihtimale de hazır.

Dünya, seçimi kimin kazandığından ziyade kutuplaşma ve gerilime rağmen ABD'nin bu sistemi sürdürmesini önemsiyor. Yani kazanan kapitalizm olacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00