Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

‘Fransa İslam’ı, ‘Almanya İslam’ı, ‘Avusturya İslam’ı… Bir Avrupa İslam’ı inşa edilmeye çalışılırken ülkeler de kendi sosyal mühendislik projeleri ile tek tek ortaya çıkıyor.

Son olarak Avusturya’da Müslüman kuruluşların fişlendiği bir İslam Haritası açıklandı. Islam-Landkarte (İslam Haritası) adı verilen bu harita geçtiğimiz hafta Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un partisinden Uyum Bakanı Susanne Raab’in katıldığı basın toplantısıyla tanıtıldı. Bu haritada, Müslümanlara ait 623 cami ve dernek, dünya görüşleri, yöneticileri, adresleri de dahil bir dijital harita üzerinde tek tek gösteriliyor. Yani açıkça hedef haline getiriliyorlar.

Haritayı hazırlayan; iktidardaki merkez sağ Halk Partisi (ÖVP) ve Yeşiller Partisi koalisyon hükûmetinin öncülüğünde 2015’te kurulan “Dini Saikli Siyasal Aşırıcılığa Yönelik Avusturya Dokümantasyon Merkezi”. Haritayı Viyana Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Ednan Aslan’nın başkanlığındaki bir ekip oluşturmuş. 1959 Türkiye doğumlu olan Aslan’ın ismi daha önce de 2015’teki Sebastian Kurz’un seçim kampanyası çerçevesinde hazırlattığı tartışmalı “İslami Kreşler” raporuyla gündeme gelmişti. Son harita olayında durumun vahameti karşısında Viyana Üniversitesi Rektörü Heinz Engel içeriğin Viyana Üniversitesi'ni temsil etmediğini söyleyerek, üniversitenin logosunun haritada kullanılmasını yasakladı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç Avusturya’ya, "Göçmenleri ve Müslümanları fişleyerek hedef gösteren bu çalışmalarından vazgeçmesi" çağrısında bulunurken, Avusturya İslam Cemaati ve ATİB (Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği) "Bu çalışmanın ırkçılığı körüklediğine, Müslümanları ciddi bir güvenlik riskiyle karşı karşıya bıraktığına" dikkat çekti. Avusturya Müslüman Gençler (MJÖ) kuruluşu da haritayla ilgili dava açacağını duyurdu. Avusturya İslami İnisiyatifi Genel Sekreteri Tarafa Baghajati, “Avusturya’da bir Yahudilik haritası ya da Hristiyanlık haritası yayımladığımızı tasavvur edin.” şeklinde bir demeç verdi.

Entegrasyon Bakanı Raab ise durumu kurtarmak için haritanın Müslümanları genel olarak zan altında bırakmaktan ziyade kadın düşmanı, antisemit, ırkçı veya entegrasyona karşı olan tutum ve pozisyonların ele alınmasıyla ilgili olduğunu açıkladı. Oysaki ülkedeki hiçbir Müslüman kuruluş bu iddialara konu olacak bir duruma konu olmadı.

Avusturya’daki bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde de kullanılma ihtimali var. Mesela Almanya’daki bazı eyaletlerde ve Polonya’da benzer çalışmalar olduğu bilgileri geliyor. Eğer ırkçılık ve İslam karşıtlığı körüklenmeye devam ederse Avrupa nasıl bir modele dönüşür?

Bunun yanıtını ararken şu rakamlara göz atmakta fayda var: Avusturya Müslümanlar İçin Dokümantasyon ve Danışmanlık Merkezi’nin geçen ay açıkladığı 2020 Müslüman Karşıtı Irkçılık Raporu’na göre; 2020’de Avusturya'da Müslümanlara yönelik 1.402 ırkçı saldı yaşandı. Bu oran bir önceki yıla göre yüzde 33 artış olduğunu gösteriyor.

Suriye’de oyların yüzde 95’ini alan Beşar Esad, dördüncü kez yedi yıllık bir iktidar dönemini garantiledi. İstihbarat servislerinin rollerine uygun olarak seçtiği iki adaya karşı kazanılmış bu ‘seçim zaferi’ Suriye’de hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Seçim Arap dünyasına Suriye’de yeni bir normalleşme döneminin başladığı şeklinde lanse edilmeye başlandı bile… Ne de olsa Şam’da Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı ülkeler elçiliklerini yeniden açtı. Mısır, Suriye’yi Arap Ligine geri almak için çabalıyor.

Birleşmiş Milletlere (BM) söz verilmesine rağmen, BM denetimi olmaksızın bir seçim yapan Esad rejimi elde ettiği sonuçtan sonra bir yandan Cenevre’deki konumunu güçlendirilmeye, bir yandan da Arap ülkelerinden sonra Batı’nın da artık kendisiyle uzlaşması için bir temel oluşturmaya çalışıyor.

İran ve Rusya ise Suriye’de istihbarat servislerine ve orduya yönelik nüfuzlarını genişletmek, ülkenin yeraltı doğal kaynakları ve altyapısının kontrolünü bölüşmek konusunda amansız bir mücadele içinde. Arap ülkeleri Suriye’deki İran etkisini geriletmeye çalışıyor. İran’ın ülkedeki askeri tesisleri sadece İsrail’i tehdit etmiyor, aynı zamanda Arap devletlerini de rahatsız ediyor.

Her iki Suriyeliden biri ya iç göçmen ya da yurt dışına kaçtı. Ülkedeki her üç kişiden ikisi insani yardıma muhtaç. Bir milyondan fazla çocuk okula gitmiyor. Bu şartlar altında kimsenin gönüllü olarak Suriye’ye geri dönmesi beklenmiyor. Çünkü Esad yurtdışına kaçan çok sayıda Suriyelinin mülkünü kamulaştırdı. Bu uygulamayla dördüncü iktidar döneminde muhaliflerin olmadığı kendi deyimiyle “homojen bir toplum” yaratma gayesi ile hareket edecektir.

Şimdi ne mi yapmalı? Yeni bir Suriye politikası kurgulamamız gerekiyor hem de ivedi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00