Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Afganistan’da yaşananlar ABD’nin stratejik yenilgisinden kaynaklı ise Irak ve Suriye’den çekilmesi durumunda yaşanacak domino etkilerini düşünmek lazım. ABD “onuruyla çekilmek” için Doha’da Taliban ile masaya oturmuştu. Ama tam tersi oldu. ABD’nin müdahalesi ile çöken Taliban, 20 yıl aradan sonra Kabil’i ikinci kez alarak beklediği ödülü almış gibi duruyor.

Batı destekli hükümet çökerken, Cumhurbaşkanı Eşref Gani kaçarken, Taliban, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda televizyonlara mülakat veriyor, aynı anda ülkeden kaçmaya çalışan binlerce Afgan havalimanında uçaklara tutunmaya çalışıyordu. ABD’lilerin helikopterle tahliye görüntüleri ise 1975’te Saygon’un düştüğü gün Vietnam’daki askerlerin tahliye görüntülerini hatırlatıyordu.

Gani’nin ailesi ve hükümetindeki birçok isimle birlikte ülkeden ayrılması, devletin hızlı çöküşünün işareti oldu. Gani, eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’ye danışmanlık yaptıktan, Maliye Bakanlığı görevinde bulunduktan ve sonra da ülkedeki güvenlik sorumluluğunun yabancı güçlerden Afganlara geçişiyle görevli bir gruba başkanlık ettikten sonra 2014 yılında Afganistan Cumhurbaşkanı oldu. Rakibi Abdullah Abdullah tarafından hile yapmakla suçlandığı 2019 seçimlerindeki düşük katılım oranı, yeniden seçilen Gani yönetiminin kırılganlığını gözler önüne seriyordu. Afgan halkı veya ordusu için, yozlaşmış bazı liderler adına canlarını feda etmelerine bir sebep yoktu.

Gani’nin ülkeden kaçmasıyla birlikte Abdülgani Baradar Afganistan’ın yeni fiili lideri olarak ortaya çıktı. Baradar Taliban’ın en üst düzey siyasi lideri ve örgütün Doha’daki başmüzakerecisiydi. Geçen şubat ayında Taliban ve ABD, Amerikan askerlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmaya burada vardı. Doha anlaşması, giderek artan sayıda Afgan askerinin Taliban’a teslim olmasının yolunu açtı ve bu süreç, ABD Başkanı Joe Başkan Biden’ın aylar içerisinde koşulsuz olarak ülkeden çekileceklerini açıklamasının ardından hız kazandı.

Taliban’ın son haftalarda ele geçirdiği cephane bazı NATO ülkelerinin envanterlerini bile aştı. Tahminen bir milyon tabanca ve milyarlarca mermiye ek olarak, Afgan ordusunun savaş araçlarının yüzde 99'u Taliban'ın eline geçti. Bunların içinde 600'den fazla M1117 zırhlı personel taşıyıcıya ek olarak, yaklaşık 8.500 Humvee marka askeri arazi araçları da bulunuyor. Afgan ordusunun Sovyet envanterinden kalma yaklaşık bin piyade tankı ve zırhlı aracı da artık Taliban’ın elinde. Ayrıca 68 tane MD 500 Defender tipi savaş helikopteri, 19 adet Brezilya yapımı A-29 tipi hafif saldırı uçağı ve 16 adet “Blackhawk” helikopterini ele geçirdi.

Amerikan yetkililerinin 2001 yılından bugüne kadar 3 trilyon dolar harcadığını iddia ettiği Afganistan’da bu bütçenin 85 milyar doları Afgan ordusunun teçhizatı ve eğitimi için harcandı ama Taliban durdurulamadı. İlk kez bir radikal grup örgüt formatından devletleşmeye geçiyor. DAEŞ bunu Irak’ta denedi. Ama yapamadı. Ancak Taliban’ın durumu diğer örgütlere tempo tutturabilir.

“AMERİKAN YÜZYILI” FİYASKOSU

Taliban geçiş süreci ve uluslararası diplomatik sürece zemin hazırlamak üzere ince mesajlar vererek pozisyon alırken, Rusya ve Çin’le yoğun temaslarda bulundu. Her iki ülke de Taliban'a açık kanallara sahip olmak istiyor ve onları yeni hükümet olarak tanımayı düşünüyorlar.

Taliban, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden ikisi olan Rusya ve Çin'in desteğiyle ihtiyaç duyduğu uluslararası nüfuzu elde edebilir. Rusya, güney kanadı da dahil olmak üzere Orta Asya'yı güvence altına almak istiyor. Bu, Afganistan'daki kaosun yayılmaması gerektiği anlamına geliyor. Taliban'ın kontrol altına alınmasını ve istikrarlı bir şekilde iktidara gelmesini sağlamak için Çin, Pakistan, Türkiye ve İran ile birlikte çalışmak isteyecektir.

Sonuç olarak; George W. Bush’un 20 yıl önce Afganistan’ı işgal ederken arkasına aldığı “Yeni Amerikan Yüzyılı” projesi Afganistan’da başladı, orada da yaldızları dökülmüş görünüyor. Pakistanlı gazeteci Ahmed Rashid geçen ay Deutsche Welle’nin sorularını yanıtlarken 2002'de tamamen silinen Taliban’ın yeniden canlanmasını “ABD'nin ihmalkarlığına ve 2003'te Irak'ta savaş başlatma aptallığına” bağlıyordu.

ABD Başkanı Biden ise geri çekilmenin tüm suçunu Afgan halkına yükledi. Tam bir diplomatik fiyasko örneği sergileyen Biden dünkü basın toplantısında soru almadı. Ama şu sorunun yanıtını vermesi gerekiyor: “Teröre karşı savaşı” kim kazandı?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00