Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Özlem nasıl bir şey” diye düşünüyordu Emre. “İnsan neyi özlüyor, başka bir insanı mı, yoksa onunla birlikte yaptığı şeyleri mi? O insan yerli yerinde duruyorsa, kendi hayatını sürdürüyorsa; özlemek onunla birlikte paylaşılan şeyleri özlemek mi?”

        Bir yeri özlemek, bir kişiyi özlemek, hayatın belirli bir dönemini, mesela gençliği özlemek, bir yemeği özlemek, akrabaları özlemek, eski dünyayı özlemek, bir şarkıyı özlemek, açık havayı özlemek, bir kokuyu özlemek gibi sonsuz sayıda çeşitlendirilebilecek olan özlem kıvranışları beynin hangi kıvrımına yerleşerek insanın yüreğini böylesine burkuyor olabilirdi?

        Eğer birlikte yaşanan şeyler özlenmiyorsa, yavuklunun sadece yüzünü görmek hasreti dindirebilir miydi? Elbette dindiremezdi... Bunları ben yazmadım, Zülfü Livaneli, Konstantiniyye Oteli’nde yazmış.

        Özlem üzerine değişik bir bakış açısı değil mi? Okuduğumdan beri “özlem” kavramı üzerine düşünüyorum. Bir de üzerine, Allah daha uzun ömür versin, sağlık durumunun stabil olduğu söylenen efsanevi oyuncu Münir Özkul’un kızının şu cümlesi eklendi; babamı özlüyorum.

        İnsan yanındakini özler mi?

        Türk Dil Kurumu, özlem kelimesinin anlamı olarak, bir kimse veya bir şeye duyulan aşırı görme, kavuşma arzusunu uygun bulmuş.

        Bu şartlar altında özlemi duyulan kişi; görüp dokunabileceğimiz, koklayıp içimize çekebileceğimiz mesafedeyse, dahası halen daha sağ ve yanımızdaysa, sözü geçen özlemle empati kurmamız, anlam vermemiz, neden dinmediğine akıl erdirmemiz zor gözüküyor.

        Fakat bu kadar değil! Biraz düşününce, içimden sayısız özlem çıkardım. İnanır mısınız; hemen hepsi bir şeye ya da birine kavuşmaya dair, ama malesef hiçbiri sabit değil, daha çok hareketli özlemler, sanki 35 mm ile çekilmiş, süregelen ama o an için donmuş görünen, siyah beyaz kareler gibi...

        Aynı zaman, mekan ve kişiler

        Mesela lise günlerimi müthiş özlüyorum. Bütün anıların kadrosunda, şu an kilometrelerce uzağımda yaşayan arkadaşlarım var.

        Bir araya gelirsek özlemim geçer sanıyor ve durmadan deniyorum. Bana mısın demiyor! Onlarla tekrar bir araya gelmem, o günleri, yaşarken aldığım keyfi, yad etmeme yetmiyor.

        Sanıyorum özlediğim bir cisim ya da bir kişi değil. Aynı mekan, aynı zaman ve aynı kişiler gerekiyor. İnsan hatıralarını fotoğraf karesi gibi depoluyor.

        O karenin tamamı, sahne dekoru, kostümü dahil tamamlanmadan aynı tadı vermiyor. Özlem üzerine değişik bakış açılarıyla karşılaştıkça, içimdeki birikmiş özlemleri ölçüp tartıyorum. Mesela ara ara canım kurabiye yapmak istiyor.

        Herhangi bir kurabiye değil, küçükken yaptıklarımdan. Aynı tarifi bulsam ne fayda, tattırmak istediklerimin bazılarıyla artık aynı dünyayı paylaşmıyoruz ki...

        Kaldı ki ellerim o kadar küçük olmadığı için sevimli durmayacak, o zaman için başarıydı ama bugün yapsam son derece sıradan bir eylem olacak ve kimse beni alkışlamayacak. Sanırım bu yüzden, hayatımın sonuna kadar özlemeye devam edeceğim.

        Bana sorarsanız, özlem; açlık, susuzluk kadar insani fakat onlardan çok daha huysuz ve inatçı.

        Ne kuru ekmekle bastırılıyor, ne bir yudum su ile tatmin ediliyor, hep orada duruyor, kovsan bile gitmiyor!

        Diğer Yazılar