Oldum olası sevmemişimdir şu “veda” kelimesini. Yıllardır aynı yerde ikamet eden, ancak hiçbir zaman ziyaret etmediğim, ömrümün sonuna kadar aynı yerde hizmet edeceğini bilsem, yine de girip bir soda içmeyeceğimi bildiğim mekanlar, kapısına “kapatıyoruz, alıp başımızı gidiyoruz” tarzı tabelalar asınca, içim bir fena olur. Daha önce hiç beslemediğim bir sempati duyarım dükkan sahiplerine...

Eğer bir filmi çok sevdiysem, karakterleri benimsediysem, final yapacağını bilmem, gözümü doldurabilir mesela.İnanın, ardından uzunca bir süre, sanki karakterler gerçekten yaşıyormuş gibi, akıbetlerini sorgularım. İyiler mi, acaba hala birbirlerini seviyorlar mı falan diye merak ederim. Tıptaki karşılığı nedir bilemiyorum. Kolay veda edememe, illa etmesi gerekiyorsa boğazı düğümlenme sendromu olabilir mi?

Köşe yazarlarının sabit köşelerini, bir nevi evleri gibi kabul edebiliriz. O sınırlar içine girdiler mi; içlerinden geleni, yüzyüze söyleyemediklerini, kelimelerle işbirliği yapıp patır patır dökerler. Ya da bildik bir yerde olmanın verdiği güven duygusuyla, başka türlü katiyen dışa vuramayacakları hisleri, gönül rahatlığıyla paylaşırlar. Sanıyorum ben de, yaklaşık 9 yıldır bu evde yaşıyordum. Şimdi ise; taşınıyorum. Başka bir deyişle, veda ediyorum.

Yakında çıkacak yeni kitabımın arasına, daha da yenilerini ekleyebilmek adına, bu kararın doğru olduğuna inanıyorum.

Beni okuyan, takip eden, gelişmem için eleştiren, yazılarımı başka mecralarda paylaşan herkese ayrı ayrı minnettarım. Bugüne kadar, bana kendimi evimde hissettiren ekibime, ayrıca teşekkür ederim.

Yeni yazılarla, yeni kitaplarla, belki farklı evlerde tekrar görüşmek üzere!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!