Rahmetli anneannemin değişik bir huyu vardı. Sevdiği kitapları, tekrar tekrar okurdu. Mesela, istisnasız her bahar, ya da canı her bahar çektiğinde, Heidi’yi eline alırdı. 85 yaşında bile aynısını uyguladı. Hikayeyi unuttuğundan değil, ilk okuduğunda aldığı hazzı, taze tutma çabasından bunu yapardı. Mesela bu özelliğini bana geçirememiş. Aynı kitabı katiyen iki kere okuyamam. Sıkılırım. Fakat aynı filmi birden fazla sefer izleyebilirim.

Yıllar içinde, bilhassa farklı oyuncular tarafından hayat verilip, farklı bir yönetmenin elinden çıktıysa, seve seve şans veririm. Oyuncular, işin içine kendi üsluplarını kattıklarında hala aynı şeyleri hissettirebiliyorlar mı diye, ya da ben, içimdekilere farklı bir şeyler katabiliyor muyum diye, kendimi denerim.

Bir kaç gün önce Sabahattin Ali’nin ünlü eserinden tiyatroya uyarlanmış Kürk Mantolu Madonna’yı izlerken, yine aynı şeyi düşündüm. Kitabın kapağını uzun zaman önce kapatmama, hakkında onlarca yazı okumama rağmen hala, sanki hikayede olup biteni bilmiyormuşum gibi heyecanla bilet alıp yola koyulmama, nasıl bir dürtü sebep oluyordu acaba?

Bence, kesinlikle merak.

Yıllarca içinde oturduğunuz evin, sonradan el değiştirmesi gibi; bildik bir hikaye kaç farklı şekilde yorumlanabilir merakı...

Hatta belki güven.

Sonunun nasıl biteceğini bildiğiniz bir hikayenin, sizi şaşırtmayacağını bilmenin verdiği güven. Bir de bünyemizde dolaşmasından keyif aldığımız bir kaç duygu...

DUYGU PEŞİNDEYİZ

Ünlü bir hikayeyi, tiyatro ya da sinemaya uyarlamak büyük sorumluluk. Nitekim karakterler halihazırda, zihinlerde farklı vücutlara kavuşturulmuş olarak yaşıyor. Mesela benim Maria Puder’ım asla Tuba Ünsal’a benzemezdi.

Oldukça soğuk ve mesafeliydi. Çocuksu değildi. Kendini açmak için gerçek sevgiyi beklemiş, hiç samimiyet görmemesinden olacak, nasıl gösterileceğini de bilmezdi. Ama yeni haline de bayıldım mesela. Ya da Raif Bey; kırk yıl düşünsem Menderes Samancılar olarak canlanmazdı hayalimde. Konuşmasındaki şive bile inandırıcılığını eksiltmedi. Düşünüyorum da; insanların hayat boyu peşinde koştuğu, hepi topu bir kaç duygu aslında. Yakaladıkları zaman, şayet adresini biliyorlarsa, ziyaret etmeye hazırlar. Kitapsa kitap, tiyatroysa tiyatro, şarkıysa şarkı, tekrar tekrar baskı yapmaya dünden razılar.

Bence Kürk Mantolu Madonna, iyi ki İzmir’e geldi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!