Ünlü birine benzemek şans mıdır?
Estetik operasyonla ünlü bir kişiye benzeme çabasını asla anlayamamışımdır. Görünüşünden o kadar hoşnutsuzsun ki, estetik müdahaleyle değişmeye karar verdin. Olabilir neden olmasın? Ama düşünün ki hoşnutsuzluk seviyesi o kadar yüksek ki, ancak bir başkasına, mümkünse bir ünlüye benzersen mutlu olacağına inanıyorsun. Bir yerde okudum, son yıllarda, kadınlar en çok Kim Kardashian’a benzemek istiyormuş. Müthiş yaratıcı değil mi? Operasyonlardan artık kendine bile benzemeyen, kalçasının dahi protez olduğu iddia edilen bir kişiye benzemek için bıçak altına yatanlar var. Bence bu işlere estetik cerrahları değil, direk psikiyatristler bakmalı. Müdahale ile birilerine benzemek başlı başına bir vaka, kabul ediyoruz. Ancak bir de doğuştan hasbelkader “birilerine” benzeyen insanlar var, onlar ne yapsın? Bana sorarsanız talihsiz bir durum. Ne yaparsanız yapın benziyorsunuz. İnkar etseniz bir türlü, kabul etseniz bin bir türlü. Üstelik şayet benzemek istenecek örnek bir insansa, psikolojik olarak etkileniyorsunuz. Saçınızı onun gibi kestiriyor, onun gibi yürüyorsunuz. Kendinizi bir süre sonra “onun gibi” görüyorsunuz. Misal Kraliçe Elizabeth gibi...
İnsan kendinden dahi sıkılıyor
Mary Reynolds ismini duymuşsunuzdur. Duymayanlar için hemen ufak bir tanım yapmak istiyorum; kendisi Kraliçe İkinci Elizabeth’e olan benzerliği ile nam salmış İngiliz bir oyuncu. Reklamlarda, filmlerde ve tanıtımlarda Kraliçe’yi canlandırıyor. Hatta hayatının büyük bir kısmında bunu yapmış. Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydı. Yine bir reklam kampanyasında Kraliçe rolünü üstlenmiş. Birkaç kez İnek Şaban olabilirsin, Damat Ferit olabilirsin, Battalgazi olabilirsin, sonuçta hepsi yoktan var edilen karakterler. Ama hayatın boyunca nasıl tek bir kişiyi canlandırabilirsin? Üstelik sadece fiziksel olarak benzerliğin var diye... Yapılanın profesyonel bir iş olduğunu farkındayım, saygım da var. Ama sadece empati kurup onun açısından yorumlamaya çalıştığımda, müthiş can sıkıcı bir durum olduğuna kanaat getiriyorum. Düşünsenize insan sık sık, kendinden bile sıkılıyor. Değişim istiyor. Ne bileyim etobur sütoburken ellisinden sonra vegan oluyor. Bir sabah uyanıp, çat diye sigarayı bırakıyor. Eşine daha fazla tahammül edemiyor ve ceketini alıp kapıyı çekip çıkıyor. Ama canlandırdığınız kişiden sıkılma şansınız yok, atsanız atamaz, satsanız satamazsınız.
Atatürk olmadığını bile bile...
Bir de galiba sadece benzemekle iş bitmiyor. Benzediğiniz kişinin statüsüne göre, manevi sorumluklarınız da mevcut. Geçtiğimiz günlerde Atatürk’e benzerliği ile tanınan oyuncu Göksal Kaya’yı gören halkın haleti ruhiyesine denk gelmişsinizdir. Kerli ferli insanlar karşılarındakinin Atatürk olmadığını bile bile hüngür hüngür ağlıyor. Bir sürü şey söylendi, daha söylenecek onlarca şey var. Ancak halkın Atatürk’e duyduğu özlem, bence en acı ve en belirgin detay.
Milli psikolojimizin bir nevi özeti. Bu şartlar altında sakinleştirme misyonunu üstlenmesi gereken kişi, yine Atatürk’e benzeyenin ta kendisi. Bir ünsüzün doğuştan ünlüye benzemesi kesinlikle şans. Fakat sanıyorum benzediğiniz kişinin sorumluluğun yükü ayrı bir şans. Atatürk’e benzemek teoride çok prestijli görünebilir ancak taşıdığı sorumluluğa omuz dayanmaz.