Issız adaya düşseniz annenizi ister misiniz?
Survivor’ın takipçileri, yarışmanın bir Amazon kadınlar ve Spartalı erkekler yarışması olduğunu bilirler. Şehir hayatını uysal kedi kıvamında yaşayan, sinekten korkan, topraktan çekinen, güneşten irkilen niceleri, adada bir süre sonra denize girip, çıplak elle balık yakalamaya başlarlar.
Yürüyüşleri, bakışları, konuşmaları konusuna hiç girmiyorum.
Bir ada düşünün ki, içi savaşçıyla dolu olsun. Oyunları kazandıktan ve kaybettikten sonra çıkardıkları seslere, en son Jurassic Park serisinde şahit olmuştum, siz hesap edin. Vücutlar deseniz, karnında baklava olmayanı, geceleri yengeçler sokuyor. Doğuştan sporcu, doğuştan mücadeleci, doğuştan savaşçılar. Ya da zannedersiniz öyleler, diyelim. Şahsen, her ne kadar henüz teklif gelmemiş olsa da, bir gün Allah aşkına gel deseler dahi gitmem. Bolca kum, kızgın güneş, teknoloji yok, medeniyetten uzak, hijyen deseniz hak getire, katiyen benlik detaylar değil. Ancak izlerken, giden gitmiş, analar neler doğuruyor diyorsunuz. Sonra da lafınızı geri alıyorsunuz. Geçen hafta ödül oyunlarından birisi, ailelere kavuşmaktı. Ödül açıklandığında surat ifadelerini görmeniz gerekirdi. Dudaklar önce büzüldü, sonra ısırıldı, çeneler titredi, gözler doldu, kafalar eğildi. O dik kaslı omuzlar, küçüldükçe küçüldü. Sanki bacaklar kısaldı. Hepsi sırayla eğrildi, büğrüldü. Sebep; annelerini özlemişler. Ödülle ilgili fikirler sorulduğunda adada aslan, kaplan, leopar rolünü üstlenen sözüm ona savaşçılar, ağlamaktan cevap veremedi. Koca koca insanlar annem de annem diye dakikalarca inledi, iyi mi! Bir kenara yazın, annelik tanımına bir yenisini eklemek istiyorum. Anne: ıssız adaya gidildiğinde akıldan çıkmayan, egzotik adada, turistik tatilde akla gelmeyen, anaç, fedakar, şefkatli dişi.
Her şey manevi konfor arayışından
Annesine müthiş bağlı hatta bağımlı tipler vardır. Bilirsiniz illa ki sizin çevrenizde de bir kaç örneği mevcuttur. Hani utanmasa 40 yaşında hala annesinin kokusuyla uyusa hora geçecek, çarşı pazara annesiyle gidecek, kolayını bulsa, balayını bile annesiyle geçirecek tipler. Her toplulukta en az bir tane bulmak mümkün olduğu için, adada da gözlemlenmesi olağan. Ancak gelin görün ki, bahsettiğim böyle bir durum değil. Bu insancıklar hatta hepsi, gerçekten de annesini özlemiş. Sebebini hemen söylemek istiyorum; çünkü sıkıştılar. Zor şartlarda kaldılar ve manevi konfor arayışındalar. Bunun için yegane adresin ana kucağı olduğuna aşinalar. Adanın Maldivler olduğunu ve bu sürenin, egzotik meyveler eşliğinde karşı cinsle geçirilen romantik bir tatil olduğunu varsayın. Erkek ya da kadının bir akşam durup dururken anne diye ağlayabileceğine ihtimal veriyor musunuz? Ya da adada, annesiyle karşılaşırsa gözyaşlarına boğulacağını... Survivor’da gördüğüm ah annem serzenişleri, olsa olsa “öff anne” ya da “eyvah annem”e dönüşebilir. İnsanlar keyifli anlarında annelerini falan anmaz. Başının sıkışması, canının sıkılması, fiziksel olarak zorlanması gerekir. Anneler de bunu bile bile hazırolda bekler. Yavrumun bana ihtiyacı olsa da gitsek, ağlasa da gözyaşlarımızı birleştirsek diye saçlarını ağartır, yüzünü kırıştırır. Değişik bir ruh hali değil mi? Bir nevi hastalık bile diyebiliriz, annelik hastalığı işte. Üstelik global bir rahatsızlık. ‘Annem’ diye burnunu silen yarışmacıları gördükten sonra, ıssız adada çıkan potansiyel kudret efsanesine olan inancım sarsıldı. Şimdi istedikleri kadar Ejderha Savaşçısı tavrını takınsınlar, anne diyerek salyalarının sümüklerine karıştıkları bölümü unutmamız çok zor.