Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tabiatımızdan mıdır, hormonlarımızdan mıdır bilinmez, tüm bayan cemaati olarak maalesef elimizdekiyle yetinememe, başkasında gördüğümüzü isteme, özenmeden kendimizi alamama, sahip olamazsak hasetlenme huyumuz en masumumuzda bile mevcut. Herhangi bir bayanın gardırobunu düşünelim, aklınızın, basında sık sık gördüğünüz bayanların gardırobuna kaymasına gerek yok, sıradan, fazla "moda sever" olmayan bir bayanın gardırobundan bahsediyorum. En az bir tane fuları, şalı, eldiveni, eteği, elbisesi, bluzu, taytı, pantolonu, mutlaka birkaç farklı çeşit ayakkabısı, mevsimine göre kabanı, montu, pardesüsü, küpesi, takısı, tokası vardır. Birde "yazık" erkek gardırobunu düşünün... Bu sefer aklınıza en iddialı giyinenini getirebilirsiniz, zaten pek fazla bir şeyin değiştiği de söylenemez. Neler olabilir? Maksimum 3 farklı çeşit pantolon, gömlek, ceket, t-shirt, ayakkabı, yavrum bir ihtimal edindiyse birkaç kol düğmesi ve ekstradan mendil... Yani çeşit olarak erkekleri neredeyse beşe katlıyor, üzerine karesini alıyoruz. Hesaba doğamızda olan "mütavizi-likten" ötürü her detaydan 10'ar tane edindiğimiz düşünülürse tam anlamıyla "benim gardırobum seninkini döver" cümlesini uygulamalı

        gösterebiliyoruz. Peki, neden bu kadar çok alternatifimiz varken, elimizi sallasak ellisiyken hala onların gardırobuna göz dikiyoruz? Neden çaktırmadan içine sızıp köstebek misali, bizim gardıropla, içindeki; erkeklerin bile biz giyene kadar bu kadar yakıştırabileceğinden bir haber olduğu parçalarla tanıştırıyoruz. Kerata bizler pek de fena yakıştırıyoruz. Zaten erkekler de önce, karşı çıkacak oluyor, bir iki söyleniyor, sonra bakıyorlar, her sabah oflaya poflaya taktıkları, Pazar günü sırf onun yüzünden "k" harfini bile kullanmadıkları kravatları, kız arkadaşına/eşine/ dostuna/sokakta yürüyen tanımadığı kadına inanılmaz yakışmış, hoşuna gitmeye başlıyor. Adını koyamadığı bir şey gözünün pasını alıyor ama dedim ya ne olduğunu kendisi de çözemiyor. Benden duymuş olmayın; bunun bir adı "feminenliğin içine sıkıştırılmış maskulenlik", diğeri ise "dünyanın yükselen trendi"...

        İlk smokin 1930'da giyilmiş

        Mini bir şort, üzerine son derece feminen bir bluz, ayaklara kovboy çizmesi, başa sıradan bir kasket, bu dörtlü kulağa "dam üstünde saksağan vur beline kazmayı" tadında gelse de, son yıllarda çoğu modacının favori silüeti olarak karşımıza çıkıyor. İşin mantığı, anlamsız, tezat ve gereksiz parçaları kadın-erkek gardırobu ortaklığında rüküşlük mertebesine yaklaşmadan kombinle-yebilmek... İşin mantıksızlığı ise sistemin her seferinde aynı sonucu vermiyor olması. İnanmıyorsanız geçin aynanın karşısına kösele ayakkabı, jartiyeri, askılı bluz, papyon ve çiçekli saç bandı takın. Sonuç en fazla fotoğraflayıp canınız sıkıldığında sizi güldürmeye yardımcı olur. Peki, işin ayarını nasıl tutturacağız dediğinizi duyar gibi oldum... Formülü tarihsel süreç eşliğinde vermek istiyorum. Büyük üstat Yves Saint Laurent kadın- erkek eşitliğini kıyafetlere yansıtmaya akıl ettiğinde yıl 1966'ymış. Ancak Morocco filmi için

        Marlene Dietrich çok öncesinde (1930 yılında) son derece erkeksi bir smokin ve fötr şapka giymiş, ortaya çıkan sonuç gece elbiseli Marlene Dietrich'ten çok daha feminen ve albeniliymiş. Ünlü tasarımcı, oyuncudan çok etkilenmiş olacak ki, 1966'da kadın koleksiyonuna smokini sokuyor, o gün bugündür, moda dünyasında tasarımcıdan çok yol gösterici olarak anılan Yves Saint Laurent yaptıysa vardır bir bildiği mantığıyla "erkeksiliğin içine sıkıştırılmış feminenlik" her sezon kendine bir yer edinmeyi başarıyor.

        Erkeksi görünmenin pratik püf noktaları

        Diğer Yazılar