Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir insan rüküşse rüküştür, bunun psikolojiyle ne alakası var, öyle değil mi? Değilmiş işte ya da en azından genele vurmak gerekirse rüküş giyinen insanların bilinçaltında böyle davranmalarına sebep olan bazı gerçekler yatabiliyormuş. Bunu söyleyen de New York Times’ın en iyi satanlar listesinde üst sıralarda yer alan ‘İnsanları Okumak’ adlı kitabın yazarları, Jo-Ellan Dimitrius ve Wendy Patrick Mazzarella. Kitap, beden dili ve davranışlarını şimdiye kadar okuduğumuz, bildiğimiz kitaplardan daha farklı bir biçimde yorumlarken dış görünüm ile vermek istediğimiz mesajlar kısmına bir de rüküşlüğü eklemiş. Ve demiş ki: Rüküş görünen erkekler ve kadınlar, sosyal kabullerin dışında olma eğilimindedirler. Bize göre şimdiye kadar rüküşlük neydi diye düşünürsek giysiye ayrılan bütçenin üst sınırı ne kadar esnek tutulursa tutulsun bir türlü şık ve zamana uygun giyinemeyen fakat bunu belirli bir amaç için değil, aksine istem dışı, ince bir zevke sahip olunmadığı için meydana gelen bir durumdu. Kitap, işe rüküşlükle ilgili genel işaretleri vermekle başlıyor; buruşuk ama oldukça temiz kıyafetler, biçimsiz, eski moda ya da donuk kıyafetler ve aksesuarlar, dağınık, taranmamış saçlar, kötü ya da modası geçmiş saç stili, yıpranmış ayakkabılar... İşin komik tarafı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bunların bir ya da birkaç tanesi uygulandığında adınız rüküş değil, stil ikonu oluyor. Bizler bu tarz giyinen insanların stil sırlarını tartışıp, esinlenmeye çalışırken, yabancı kaynaklar psikolojik arka planını masaya yatırma ihtiyacı duyuyor.

        Bilinçaltından kaynaklanıyormuş

        Yazarlar rüküşlüğe dair 4 farklı sebep ortaya koyuyor. Bunlardan birincisi, düşük sosyoekonomik geçmiş... Bana göre bu fazla irdelenmemesi gereken bir gerekçe, yani insan belirli bir maddi güce sahip olana kadar dış görünüş hakkında bazı fikri sabitler edindiyse bunu değiştirmesi pek kolay olmayabiliyor. İkincisi (ki benim en çok hoşuma giden) artistik, entelektüel ya da “kaçık profesör” sendromu. Biraz açmak gerekirse kitap okuma, araştırma yapma ya da yaratıcı yönleri ön plana çıkarma çabasının, gardırobun karşısında ekstradan geçirilecek 5 dakika için bile heba etmeme durumu. Eğer gerçekten sebep buysa saygı duyulabilir, ama yalnızca bu imajı vermek adına bakımsız dolaşılıyorsa işin samimiyeti kaçıyor ve bu insanlar entelektüelden çok bakımsız hatta pasaklı olarak anılıyor. Diğer iki sebepten birisi zihnin başka bir yerde olması... Yani hayatta gerçek tutkulara sahip olup, bu tutkular dışında fazladan tek bir şeyi düşünmek için bile zaman harcamama (ki kıyafet konusu düşünülmeyecekler listesinde başta geliyor). En sonuncusu ise kabalık etmek istemiyorum ama kitabın yalancısıyım, açık ve net bir biçimde “kılıksızlık.” Bu grup; evleri, kitaplıkları, çekmeceleri ve hayatları darmadağın olan ve bundan fazla gocunmayan insanlardan oluşuyor. Bunca detay dağınık iken haliyle kimse üstlerinin ve başlarının düzenli olmasını beklemiyor. Anlayacağınız rüküş deyip geçtiğimiz insanların, bilinçaltına inilirse meğersem elde olmayan sebepler ve etkenlerle karşılaşılabiliniyormuş.

        Moda dünyasının buluşu

        Rüküşlük demişken tüm bu sebep ve sonuçların yanı sıra bir de moda dünyasının geliştirdiği bir rüküşlük kavramı var, o da “bilinçli rüküşlük.” Türkçesini, ‘Gardırobun karşısına geçip hangi alakasız parçaları karıştırırım da daha rüküş olur ve ilgi çekerim’ düşüncesi ile giyinmek olarak açıklayabiliriz. Bazı sezonlar bu anlayış neredeyse tüm koleksiyonlara hakim oluyor ve ortaya görüntü kirliliği yaratan pek çok tasarım çıkıyor. ‘2010- 2011 Sonbahar-Kış Sezonu’na hakim olan düzen ve titizlik en azından bir yıl için bu akımı bizlerden uzak tutuyor fakat başta ayakkabılar olmak üzere pek çok aksesuar maalesef yakasını kurtaramıyor. Sezonun en popüler ayakkabı modelleri, rüküş görünümleriyle ön plana çıkıyor.

        Karşıdan bakınca bile, şık bir kombinasyonu baştan sona bozacağına emin olduğumuz bu modeller, hele hele en ünlü tasarımcıların imzasını taşıyınca bir yanımızın rüküş olması kaçınılmaz oluyor. Altında yatan sebeplerin bizim mi yoksa tasarımcının mı çocukluğundan kaynaklandığını öğrenmek içinse biraz kitap karıştırmak gerekiyor.

        Diğer Yazılar