Sömestre tatilini kim sevmez
Öğrencilerin dört gözle beklediği sömestre tatili başladı. Neden bilmiyorum ama içimde saçma bir heyecan var. Üstelik ilk de değil, bu bana her sene oluyor. İşin komik tarafı, birlikte zaman geçirebilmek için tatile girmesini beklediğim küçük bir yakınım da yok.
Kaldı ki, ilkokuldan mezun olalı 13, ortaokul-dan mezun olalı 9 sene oldu, anlayacağınız yarıyıl tatilini duyunca kalp ritimlerimin artmasını gerek-tirecek herhangi bir somut sebep bile mevcut değil.
Ama ben mutluyum işte. Aslında hafızamı fazla zorlamaya gerek duymuyorum, sanırım ilkokulda hissettiklerim dahi, içimde hala taze. Sömestre ritüelleri, aklımın korunaklı bir köşesinde. En belirgin olansa şu meşhur karne meselesi... Tatile girmeden önceki gün sembolik olarak okula gidilir, karne alacağımız saati bilmemize rağmen kimin icat ettiğini bilmediğim Akdeniz, Karadeniz ile başlayıpçok alakalı bir biçimde müdürün kızını istemeye kadar giden saçma bir tekerleme söylenir.
Ardından sömestre tatilinin acılı çiğ köfte mi yoksa kazandibi tadında mı geçecek olacağını belirleyen, o ince kağıt parçasına kavuşulur. Skor iyiyse değmeyin keyfimize...
Dünyayı kurtardığımızdan emin bir biçimde hoplaya zıplaya eve gider ve muhtemelen o güne özel pişirilmiş, en sevdiğimiz yemekleri yeriz. Yemekteki konu bellidir; Ayşe teşekkürü 1 puanla kaçırdı, Mehmet matematiği 2 diye çok ağladı, Selen takdir getirirse ona bisiklet alınacakmış.
15 gün boyunca ne önlük giyilecek ne de sabah erken kalkılacak, kaçırılan bütün çizgi filmler doyasıya izlenecek, bu gece müsaade edin de biraz kafanızı şişirelim.
Akılda kalan eski ritüeller
Sömestre tatilinin en iç sıkıcı tarafı, öğretmenlerin bu tatili evde ders çalışma tatili zannetmeleridir. Tabii ki hiçbir çocuk bu kadar da sorumluluk sahibi değildir, çantalar ve kitaplar bir tarafa fırlatılır, oldukları yerde en azından 12-13 gün beklemek zorundadırlar.
Yaz tatili ilan edilir edilmez başka bir gezegene aktarılmış gibi birden ortadan kaybolan çocuklar, sömestre tatilinde aksine ulu ortadır. Her yerden çocuk çıkar, alışveriş merkezleri, sinemalar dolar. Bütün çocuk filmleri vizyona girmek için bu zamanı kolladığından, arkadaşlarla haftada iki kere sinema ziyareti, programa dahil edilir. Sinemaya gitmek için boyumuz fazla kısa, nüfusumuz fazla yeni olduğu için muhtemelen anneler de gelir. Bu ritüellerin hepsi her sene tekrar edilir, aramızdan kimse” bu sene de farklı bir şeyler yapalım” demezdi hatta akıllara bile gelmezdi. Sanırım mevcut şartlarla yetinmeyi bilen bir nesildik ya da kim bilir belki şartlar bunu gerektiriyordu.
Kaldı ki internete bağlanıp Biletix’in sitesine girip, “İstanbul’da Alaaddin’in Buz Gösterisi varmış anne, ne olur gidelim” diyebilme şansımız olmadığı için yine en iyi program sinemalardı. Ama çok güzel zamanlardı; sorumluluk azdı, kaygı yoktu, mükemmeliyetçiliği abartmaya da lüzum yoktu.
Belki de asıl özlediğimiz ve sömestre deyince hissettiğimiz bunlardı. O veya bu sebepten, tatille birlikte ben de çok mutluyum işte.