Sahil kesimindeki kuaförden verim alabilme sanatı
Sahil yerleşimlerinde hakim olan genel siesta havası, en çok kuaför dükkanlarında yoğunlaşmışa benziyor. Ne dükkandakiler gelenlerden hoşnut oluyor ne de gelenler işin sonucunda başına gelenlere seviniyor
Malum, açık havada yapılan yaz düğünleri, yılın diğer zamanlarına göre daha keyifli geçiyor. Bu sebeple yıl içindeki planları arasında evlenmek olanlar, yaz aylarını tercih ediyor. İçinde bulunduğumuz yıl olduğu gibi, Ramazan ayı temmuz ortasında başlayıp, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler sıcaklara denk gelince, düğünler hızlandırılmış kurs şeklinde sıralanıyor.
Çoğu da sahil kesimlerindeki mekanlarda, bilhassa Çeşme’de, Kuşadası’nda bilemediniz Bodrum’da gerçekleşiyor.
Davetliyseniz ve kadınsanız misyonunuz belli; giyinecek ve süsleneceksiniz. Büyük ihtimalle süslenme aşamasında profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyacak, çevrede yakın bir kuaför arayışına gireceksiniz. Ne hayallerle evden çıkıp ne hüsranlarla eve dönecek, bir dahaki sefere gelmemeye yemin edeceksiniz.
Bu sıcakta çok mu lazımdı?
Kuşadası ya da Bodrum’un günahını almak istemiyorum ancak, Çeşme adına diyebilirim ki herhangi bir organizasyon öncesi kuaför salonu ziyaret etme gafletinde bulunduysanız, muhtemelen acınız büyük, öfkeniz çoktur. Sahil kesimlerine genel olarak hakim olan siesta hali, bana sorarsanız en çok kuaförlerde yoğunlaşıyor. Yüzde 80’i, sezonluk villa kiralayıp dükkan haline getiren, kalifiye değil, yaz boyunca orada ikamet edebilecek çalışanlarını yanında götüren salonlarda; isteksizlik, bıkkınlık, bezginlik, hayattan beklenti kalmamazlık had safhada. Ya salon sahipleri, o arkadaşları oraya götürürken “Aslında tatil amaçlı gidiyorsunuz, arada eliniz körelmesin diye üç beş saç yapıverirsiniz, canınız istemezse boşverirsiniz” şeklinde vaatlerde bulunuyor ya da güneş ışınları, özellikle kuaför sektöründeki bütün heves ve iştahı yakıp kavuruyor. Kapıdan girdiğinde bir hoşgeldin, iki tebessüm bekleyen nice müşteri, “Çok mu lazımdı 40 derecede saçına fön çektirmek” ifadesiyle karşılaşıyor.
Sakın dalgınlığınıza gelip “Acaba çok bekler miyim?” gibi üzerinize vazife olmayan bir soru sormaya kalkışmayın; terslenir, aşağılanır, kovulmaktan beter edilirsiniz, haberiniz ola...
Ne çıkarsa bahtınıza
Milyonlarca sineğin, derinizin altına ve üstüne yaptığı minimum 45 dakikalık istilanın sonucunda, celladın pardon kuaförün önüne hatayla oturdunuz diyelim, saçınız öyle bir yıkanır, öyle bir taranır ki bir daha temmuz ayında saç yaptırmadan ve bu insanları rahatsız etmeden önce en az beş kere düşünmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.
Ha tabii Allah’ın sıcağında kalktınız buraya geldiniz diye, istediğiniz saç modelinin yapılacağını zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz.
Topuz istiyorsanız at kuyruğuyla, maşayla dalga istiyorsanız düz fönle yetinmek ve şükretmek durumundasınız. Buraya kadar saydıklarım nemrut ve bezgin salon çalışanlarının performansıydı. Bir de güneş çarpmasının yan etkisi olarak ikinci bir tür daha ortaya çıkıyor; o da mütemadiyen sırıtan, saçınızı tarama izni kendisine verildiği için, hayatınıza dair pek çok özel soruyu sorma ve cevap alana kadar uzatma hakkını kendinde gören modeller... Mevsim yaz; aşklardan, tenin bronzluğuna kadar pek çok şey gelip geçici olduğu için yüzeysel ve boş muhabbetleri mübah gören bu ikinci grup, yüzde 100 müşteri memnuniyeti sağlamak adına saçınız için elinden geleni yapmak yerine 5N1K oynar. “Kimsiniz? Nerelisiniz? Neden buradasınız? Ne kadar kalacaksınız? Saçınızı yaptırınca nereye gideceksiniz?” gibi mantıksız sorular ve daha onlarcası itinayla sorulur.
Yüzde 100 müşteri memnuniyetsizliği
Hadi tüm bunlara katlandınız; saçınızı hemen yapmaya değer bulan bir kuaför buldunuz, bir karış suratla muhatap oldunuz; yetmedi, anlamsız soru ve esprilere maruz kaldınız, saçınızı yıkatırken ve taratırken kısmi darp gördünüz ve hepsini tolere edebildiniz diyelim. Bunların sonucunda gönül ne ister? En azından saçınızın istediğiniz gibi olmasını... Ancak bu şartlar, bu siesta hali, bu ciddiyetsizlik ve bu işini sevmemezlik eşliğinde, isteğiniz ne yazık ki pek mümkün görünmüyor. Kiranın çıkarılabilmesi adına, şehre oranla 1.5 mislini ödemeniz de cabası. Benden size tavsiye; sahil kesimlerinde saçınızı “yıka ve çık” mottosuyla şekillendirin. Şayet benimle aynı fikirde değilseniz ve sahil kesimlerindeki kuaförlerden memnunsanız, mümkünse bir el kitabı yayınlayın. Hatta adını da “sahil kesimindeki kuaförlerden verim alabilme sanatı” koyun. Biz de okuyup öğrenelim; çantamızdan ayırmayalım.