Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Şimdiye kadar günlük yaşamda avantaj olarak gördüğümüz yetenekli olma kavramı, bazen aksine dezavantaj haline gelebiliyor. Dahası çoğu çocuğun hayatına dram katıyor

        Ünlü bir psikoterapist olan Alice Miller’ın, bir kitabının adı; Yetenekli Çocuğun Dramı... Kitapta, yaşamın ilk yılından başlayarak, hatta bilhassa o yılda, çocukların büyüme atmosferinin içindeki sevgi ve hoşgörü ne denli fazla olursa, ileriki yıllarda o denli sağlıklı bir birey olunacağı anlatılıyor.

        Fakat benim bahsedeceğim konunun, kitapta anlatılanla pek yakın bir ilişkisi yok. Ben gerçek anlamda yetenekli çocuklardan ve malesef hayatları boyunca yaşayacakları dramdan bahsedeceğim.

        Peki, bu yaşımıza kadar yetenek dediğimiz kavramın, hayatımıza artı değer kattığını öğrendiysek, şimdi nasıl oluyor da bu olumlu kavram, dram gibi olumsuz bir kelimeyle birlikte anılıyor. Yetenek sahibi olmak hayatımızın içine neden dram katıyor?

        MÜCADELESİZ BAŞARI MÜMKÜN MÜ!

        Dünya gündeminin iki haftadır en popüler konusu, olimpiyatlar oldu. Hangi ülke kaç tane madalya aldı, hangi ülke alamadı, hangi ülke alanında rekor kırdı ve bu sporcular hangi şartlar altında yetişti ve olimpiyatlara katılmaya hak kazandı. En çok altın madalya alan ülke Çin olunca, en büyük sorgulama Asya kıtasına doğru yapıldı. Erişemedikleri ciğere mundar demek isteyen nice sporcular; “Madalya kazanıyorlar ama nasıl?” şeklinde gereksiz bir tartışma konusu başlattı ve birer video yayınladı. Mutlaka herhangi bir televizyon kanalında denk gelmişsinizdir; Çinli çocuklar, spor hocaları tarafından acı çekerek, gözünden yaş gelerek antrenman yapıyor, hocaları hiç istifini bozmadan, esneme ve sıçrama hareketlerini devam ettiriyor. Görüntülerin sonucunda, bizlerden “Böyle madalya olmaz olsun” dememiz bekleniyor. Olayın ortasında küçük çocuklar olunca, insanın içi birazcık burkuluyor, fakat şöyle bir gerçek var ki; hayatta hiçbir başarı mücadelesiz gelmiyor. Bütün dünya onları ayakta alkışlarken, onların sadece oyun oynayıp, bisiklete binen yaşıtlarından farklı bir çocukluk geçirmeleri gayet olağan değil mi... Kaldı ki, günde 15 dakika koşup, 8 saat yan gelip yatıp, geri kalan zamanda sosyal paylaşım sitelerinde takılan hiçbir genç, ileride Usain Bolt olmuyor. Takdir edersiniz ki sadece Çin “Nüfus zaten fazla, elinin sallasan çocuğa çarpıyorsun, birkaç tanesini feda etsek hiçbirşey olmaz, zaten hepsi birbirinin aynı, annelerinin ruhu duymaz” deyip, bu çocuklara işkence etmiyordur. Amerikalı, Rus ve Fransız’ın da çalışma disiplini küçüklükten itibaren böyle... Üstelik hepsi hayatından memnun. Bunu dram haline getirenlerse, bu sistemin parçası olmak yerine, izleyici kalıp, hasetlenen, fesatlanan ve hayıflananlar.

        EN İYİSİ “NORMAL” OLMAK

        Yeteneklerin keşfedildiği küçük yaştan itibaren, o doğrultuda eğitim verilebilen ülkelerdeki çocuklar çok şanslı. Ancak bir de yeteneklerin şanssızlık olarak sonlandığı onlarca ülke var. Yaşıtlarından bir ya da birkaç konuda artısı olduğu için nice çocuk, küçücük yaşta ailesinden alınıyor, özel merkezlere yerleştiriliyor ve burada “özel” olarak büyütülüyor. Mesela bu çocuklar için hayatlarının yetenekleri, hayatlarının dramı haline geliyor. Son derece sıradan ve tabiri caizse “yeteneksiz“ çocuklar, anne babasının yanında gül gibi büyürken, bu çocuklar sırf yetenekli diye ayrı gayrı büyüyor, başkalaşıyor. Psikloijk olarak bilemem ama fiziksel olarak eninde sonunda bir başarı elde ediyorlar. Hayatları boyunca yaşadıklarının dram olup olmadığını onlara sormak gerekiyor. Yetenekli olmak bir dert, yetenekleri eğitmek başka dert, çok yetenekli olursanız, söylentilerle başa çıkmak apayrı bir dert...

        Diğer Yazılar