Kayden, yağmur ile tanıştı
Geçtiğimiz hafta internet üzerinden paylaşılan videoların arasında en çok yorumu, Kayden adlı Asyalı küçük kız çocuğunun yağmurla tanışma videosu aldı. Şayet izlemediyseniz özetlemek istiyorum; California’da yaşayan 15 aylık dünya tatlısı minik kız, hayatında ilk kez yağmur ile karşılaşır. Muhtemelen o güne kadar annesi ve babasının tasviri ile sınırlı olan yağmur bilgisi, o andan itibaren netlik kazanır. Fakat uzun süredir kuraklık yaşayan bölgede, yağmurun yağması fikri, başta Kayden ve diğer tüm bölge halkı için ütopik bir durum olduğundan, Kayden tam anlamıyla kendinden geçer. Hani sevinçten ağlasa yeridir.
Ellerini gökyüzüne açar ve bulutların arasından süzülen su fikri karşısında mest olur. Sırılsıklam olana kadar yağmurun altında çığlık atarak koşar, yürür, zıplar ve yağmurun hakkını verir. Konuşamaz, cümle kuramaz ama sevincini göz bebeklerinden parmak ucuna kadar o kadar güzel betimler ki, sizin de, Londra’da yaşayıp yağmur hayatınızın günlük bir rutini halini almış dahi olsa, ağlayasınız gelir. Sanıyorum bu sebepten olacak, video üzerine, kısa bir sürede yaklaşık 600 bin adet yorum yapılmış. Aslında ne var değil mi? Alt tarafı yağmur üst tarafı çocuk. Bu kadar abartacak ne var? Var işte.. Ya da daha doğrusu yok işte.. Şu zamanda öyle doğaya ve doğala bu kadar güzel tepki veren çocuk bulmak çok zor. Hoş doğalı ve doğayı bulmak, tepki verecek çocuğu bulmaktan daha da zor.
Doğayla pek kaynaşamıyoruz
Günümüzün şekerlemeler, fast food yiyecekler, oyuncaklar ve lunapark karşısında sevinç çığlıkları atan çocuklarıyla karşılaştırdığımızda Kayden, gerçekten de farkında ve mutlu bir çocuk diyebiliriz. Ancak bu noktada içimizden “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık” demek geliyor. Yani başka bir deyişle, tamam çocuklar bir dünya içerisinde yaşıyor, az çok coğrafya bilgisini de alıyor, gezegenleri, yıldızları da kendilerini idare edecek kadar biliyorlar. Fakat ne bir yaz akşamı açık havada şezlonga uzanıp yıldızları seyredip tatlı tatlı üşümenin tadına varabiliyorlar, ne de ilkbaharda nihayet açan çiçeklerden bir anlam çıkarabiliyorlar. Zamanında bunları görüp şiir yazan nicelerinin aksine şimdikiler, yağmuru elde şemsiye tutmak için gerekçe, karı okulu ekmek için bahane, sıcağı da denize girmek için şahane bir sebep olarak görüyorlar. Fakat bununla sınırlı kalıyor, öyle pek ötesini berisini kurcalamıyorlar. Böyle olunca doğayla pek kaynaşamıyor, doğala da ilgi duyamıyorlar.
İnekler aslında gerçektir
Kızıma henüz kafasını bir yandan diğerine çeviremediği günlerden beri kitap okuyorum. Çoğunda hayvanlar ve çiftlik yaşamı anlatılıyor. İnekler, horozlar, tavuklar, kuşlar, kelebekler mutlu mesit yaşıyor. Kızım da hepsine ayrı ayrı bayılıyor. Ya da en azından ben öyle sanıyordum. İneklerden çok hoşlanıyor, keçileri öpesi geliyor biliyordum. Taa ki gerçek bir inekle tanışana kadar... Sandım ki, “naber sarı kız deyip boynuna atlayacak”...
Bırakın sevmeyi, yaklaşmayı, yüz metrede hem ağlayıp hem de üstüne çığlık atarak kendi alanında bir dünya rekoru kırdı. Hatta öyle ki uzun bir süre kitaplardaki inekli sayfaları geçmemi istedi, inek figürlü oyuncakları sakladı, yeşillik bir alana girdik mi, dehşetle “inek var mıdır?” diye sordu. Sütün inekten geldiğini söylediğimde ise ikinci şokunu yaşadı ve uzun bir süre süt içmedi. Çünkü annesi onu toprak ile çok geç tanıştırdı. Muhtemelen şehrin göbeğinde, balkonsuz bir evde büyütmeyi marifet sandığı için, çocuk aslını inkar etti. Demem o ki, Kayden videosunun fenomen olması, Kayden gibilerinin noksanlığındadır. Ar0tması ise ebeveynlerin elindedir. Tarlada sebze yetiştirilen oyunu Ipad’e yükleyerek sanıyorum farkında olmadan çocuklarımıza müthiş kötülük yapıyoruz. İnekleri çizgi film kahramanı sanan saçma bir nesil yetiştiriyoruz. Bu arada vakit bulursanız, Kayden’in videosunu izleyin, zararın neresinden dönülse kardır.