Kasaba her uğradığımda aynı duygu sarar beni. Önce gözlerimi kısar, etiketlerde yazan fiyatlara ışık hızıyla odaklanırım.

Dudaklarımdan, “yok artık, bu ne ya” ezgili ince nameler dökülür.

Orta halli yani orta yağlı kıymanın kilosu 52 TL. Pirzola, antrikotun yanına yaklaşamazsın, 90 TL’den aşağıya değil. Zavallı, çalışkan kasabım da usanmadan bilgi verir.

“Kesim fiyatı arttı, karkas yükseldi, bu hafta şu kadar angus geldi“ vs.

Ben angusların geldiğini anlıyorum zaten. Bilhassa Alsancak’ı haftada bir ağır koku basınca.

Bir defasında onları taşınırken limanda görmüş, bir ay kadar kırmızı et yiyememiştim. Sonra insanoğlu işte alışıyor! (şimdi bu kelimeye de taktım. Ne demek insanoğlu, illa bir cinsiyet olacaksa insankızı niye demiyoruz!!!)

Tamam konuyu dağıtmıyorum. Gerçekten çok kötü görünüyorlar.

Neresinden bakarsan bak iç acıtıcı.

Türk besicisi kan ağlar, geleceğini göremez, hayvan varlığı azalırken, bu ithalatlarla yabancı ülkelerin besicilerini ayakta tutuyor, büyütüyorsun.

Gelelim İzmir’e. Önceki gün yine o muhteşem kokuyla birlikte 8 bin 718 angus daha geldi. İzmir Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Osman Civil 2018’in ilk dört ayında limana 19 bin 850 angusun getirildiğini söylüyor.

GELİR HIZLA DÜŞTÜ

Alsancak Limanı zaten kruvaziyer gemileri, turisti unuttu artık anguslara evsahipliği yapıyor. Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi rakamlarına göre ise aynı sürede Alsancak Limanı gelen gemi ve dolayısıyla turist sayısı 0.

Evet yanlış okumadınız, sıfır!

2013 yılında kruvaziyer yoluyla İzmir’e gelen turist sayısı 450 binken, 2017’de 7 bine kadar düşmüştü.

Böyle giderse 2018’i sıfır turistle kapatırsak kimse şaşırmasın.

En az 20 yıldır tartıştığımız, umut bağladığımız, ayak bastı paraları dahil onlarca yönünü masaya yatırdığımız kruvaziyer turizmde gelinen noktaya bakın. Ekonomiye doğrudan kazanç sağlayan turizm gelirleri hızla düşerken, üzerine elimizdeki kaynakları da ithalatla yurtdışına transfer ediyoruz.

Eğer bir kente gelen angus sayısı, turisti geçiyorsa bence konuyla ilgili ne kadar kurum, kuruluş, vakıf varsa kapatın gitsin. Her kurum ayrı telden çalıyor. Turizm sezonu başında SOS veren İzmir turizmi için en kısa zamanda tüm dinamikleri içinde barındıran tek konsey kurulmalı.

Belki aklı başında, sağlam politikalar üretilir. Aslında çok da şaşılacak bir şey yok. Hani derler ya, çorbaya ne doğrarsan kaşığına o çıkar diye.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!