Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Nasreddin Hoca'nın, şu meşhur fıkrasını bilirsiniz...

        Hoca, kızını su getirsin diye çeşmeye göndermeden önce şöyle okkalı bir tokat atınca, çevresindekiler tepki verir...

        'Hoca efendi, ayıp olmuyor mu ? Neden vuruyorsun kıza' diye...

        Hoca, hemen cevabı yapıştırır... 'Şimdiden vuruyorum ki, düşürüp testiyi kırmasın diye'...

        Belki şimdi bizim yapacağımız uyarı da, testiyi kırmadan geldiği için bazılarının tepkisini çekecek ama...

        Yine de 'dost acı söyler' diye, herşey güllük gülistanlık giderken yazmakta fayda görüyorum.

        Çünkü işler, yarın öbür gün kötü gitmeye başlarsa, nasıl olsa tabelacılar yine 'ilk ben yazdım' diyerek ortaya çıkacaklar, adım gibi biliyorum...

        Mevzu kısaca şöyle...

        ki gün önce yazdığım 'Frank Rijkaard'ın başarısındaki 5 sırrı', paralelindeki övgü dolu haberin ardından karşılaştığım biriyle, o Çin Seddi gibi örülen duvarların arkasına bir türlü giremediğimiz Florya'da neler olup bittiğini, ağzım açık kalarak dinledim. Hani şimdi her şey iyi giderken, yazması biraz cesaret isteyen türden şeyler ama yine de yazacağım...

        Meğer bize kapalı olan antrenmanların bazılarına Frank Rijkaard çıkmıyormuş. Zamanında Fatih hocanın yaptırdığı, 'kaptan köşkünü' andıran odanın penceresinden seyrediyormuş bazı çalışmaları. Bazılarına da yarısından itibaren katılıyormuş. Pencereden bir işaretle, İspanyol kondisyoner Carlos'a 'Sen ısıtmaya başla, ben geliyorum' diyen bizim Hollandalı hoca, daha sonra diğer İspanyol kondisyoner Pujol ile teknik çalışmaları yaptırıp, ardından da yardımcısı Neeskens ile taktik antrenmana geçiyormuş...

        Kendisi ya yukarıdan, ya da soyunma odasının hemen önündeki bölgeden seyrederken antrenmanı, zaman zaman gelip bir-iki uyarıda bulunup, tekrar çıkıyormuş sahadan sonra...

        Hatta zaman zaman, Rijkaard'ın odasında antrenmanı GS TV'den seyrettiğine dair espiri bile yapıyormuş futbolcular kendi aralarında çalışırken... Ve, inanılmaz bir rahatlık varmış Florya'da...

        Dinlerken, ben de sizin okuduklarınız gibi çok şaşırdım. Kimbilir ? Belki abartı vardır bana anlatılanlarda... Belki de, Rijkaard'ın ilk beş haftasındaki büyük sırrı, bu özgüveni ve rahatlığıdır gerçekte... Sistemini kurmuş ve en doğrusunu yapıyordur belki Hollandalı hoca... Avrupa'da da durum böyledir, belki...

        Ama ben son iki maçta Galatasaray'ın önce Ankaraspor ardından da Beşiktaş'a karşı elde ettiği galibiyetlere rağmen, iyi oynadığını söyleyemeyeceğim. Çünkü kötü oynayarak kazandılar... Bu açık bir gerçek...

        Ve içimi kemiren büyük bir endişe ile gittiğim Atina'dan, ister istemez bu satırları yazacağım testi kırılmadan..

        Umarım, bu tokat bir işe yarar...

        Diğer Yazılar