İyi sınav verdik
2020 Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmak için aday olan İstanbul geçen hafta önemli bir sınav verdi. Son ana dek "Yetişecek mi, bitirilecek mi" tartışmalarıyla süren Dünya Salon Atletizm Şampiyonası sonunda büyük bir başarıyla gerçekleşti.
Ataköy Atletizm Salonu gerçekten pırıl pırıl olmuş ve Türk sporunun hizmetine yeni bir tesis kazandırılmış. Bu kadar kısa sürede salonu tamamlayıp Dünya Atletizm Şampiyonasını kusursuza yakın gerçekleştirilmesinde emeği geçenleri yürekten kutluyorum.
İstanbul 182 ülkeden binlerce sporcuyu ve önemli misafirleri gerçekten Türk konukseverliğine yakışır bir biçimde ağırlayarak Türkiye'nin organizasyon gücü ve becerisini ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı. Özellikle olimpiyatları alabilmemiz için son derece önemli olan ve oy vermek durumundaki IOC üyelerinin bu süreç içerisinde İstanbul'da ağırlanmaları da son derece olumlu bir diğer gelişmeydi. Şampiyona sırasında görüştüğümüz dünya sporunun etkili ve yetkili isimleri hemen her fırsatta İstanbul'un ve Türkiye'nin spordaki gelişimini vurgularken olimpiyat adaylığı konumunda da ilk kez bu kadar güçlü göründüğümüz görüşünde birleştiler. Bu çok önemli bir referans olacaktır.
Dünya Şampiyonası'nın sportif yönüne gelince birbirinden güzel ve çekişmeli yarışlara tanık olduk. Penthatlon ve hepthatlon da kırılan Dünya rekorları turnuvanın kremasıydı. Ayrıca bizim açımızdan bakıldığında Aslı Çakır Alptekin'in bronzu ile İlhami Tanui Özbilen'in gümüşü salonda kazandığımız ilk atletizm madalyaları olarak çoktan tarihe geçti bile. Özellikle seyircinin Aslı Çakır Alptekin'i müthiş bir destek ile madalyaya itmesi sanırım şampiyonanın en güzel olaylarından biriydi. İlk kez düzenlediğimiz böyle önemli bir organizasyonda madalya ile tanışmamız gurur verici. Ancak gerçek bir spor ülkesi olmak istiyorsak madalya avcılarımızın sayısını artırmalıyız. Görüyoruz ki atletizmle başlayan kımıldama her geçen gün yukarı doğru bir grafik çiziyor. Ancak bu, gerçekten güçlü bir spor ülkesi olmayı hedefleyen Türkiye için yeterli mi diye soracak olursanız cevabım hayır olacaktır. Eğer olimpiyatlarda ve diğer büyük organizasyonlarda söz sahibi olmayı amaçlıyorsak sporların anası olarak nitelenen atletizmde mutlaka elit kategoride 8-10 sporcuya sahip olmamız şart.
Elbette ki böyle büyük organizasyonlarda ufak tefek aksaklıklar olacaktır. Gerçi İstanbul da pek büyük bir sıkıntı yaşanmadı. Ancak açılış töreninde düzenlediğimiz gösteriyi pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Böyle açılış törenlerinin bir hikayesi ve düzeni olur. Yapılan dans ve gösterilerle de bu hikaye basit bir şekilde seyirciye aktarılır. Ancak işin sadece dans kısmını yaptık hikaye kısmını unuttuk. Dansın da çok başarılı ve iyi olduğunu söylemeyeceğim. Umarım bundan sonraki organizasyonlarda bu konuya biraz daha dikkat edilir.
Bir diğer önemli eksiğimizde salonu dolduran spor severlerimizin henüz atletizm izleme kültürüne sahip olamadığını görmemizdi. Özellikle son 2 gün salonun dolu oluşu bizim açımızdan iyiydi. Ancak seyircinin olaya katılımı aynı oranda değildi. Zaman zaman gerektiği yerde tempo verilmedi.
En önemlisi de bu tür şampiyonalarda sakatlanıp sedye ile götürülen sporcuların alkışlarla uğurlanma geleneğinin unutulmasıydı. Zaman geçip bu tür organizasyonlar alındıkça spor kültürünün de gelişeceğini işaret ederek her organizasyonun Türk spor kültürüne önemli katkı yapacağı gerçeğini bir kez daha vurgulayıp emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyorum.
Çelişki
Dünya Salon Atletizm Şampiyonası ile gerçekten sportif güzelliklerin doruğuna vardığımız güzel 3 gün geçirdik. Özellikle yabancı meslektaşlarımın şampiyona, organizasyon ve İstanbul ile övgü dolu sözlerini duymak beni gerçekten mutlu etti. Ancak zaman zaman yaptığımız sohbetlerde yabancı meslektaşlarımın Türk sporundaki gelişmeleri ve İstanbul'un olimpiyat adaylığını sormalarını beklerken futbolda yaşadığımız sıkıntılı süreci dile getirmeleri ve durumun nereye varacağını sormaları içimi hayli burktu.
Gördüm ki futbolumuzda yaşanan sıkıntı dolu süreç yurt dışı medyası tarafından da oldukça yakın bir şekilde izleniyor ve değerlendiriliyor. Gelen yorumların çok büyük bölümünde işimizin zorluğunun vurgulanması da yurtdışından bu konuya nasıl bakıldığının açık bir göstergesi. Hemen herkes UEFA ve FİFA'nın özellikle şike konusunda sıfır toleransa sahip olduğunu vurgulayarak bu işin içinden sıyrılmamızın zor olacağını ifade ediyor. Yani nereden bakarsanız bakın önümüzdeki yol çok zorlu ve dikenli bir yandan olimpiyat isteyip ülke sporunu düze çıkartmayı hedeflerken diğer yandan sporun yüz karası olarak nitelen şike davalarıyla uğraşmamız sanırım yaşadığımız büyük çelişkiyi ortaya koyuyor. Yeni federasyonumuzun işinin çok zor olduğunu daha öncede söylemiştik. Ama yabancı meslektaşlarımızla sorunu enine boyuna tartışınca durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini bir kez daha anladık. Eğer tıpkı salon atletizm şampiyonasında olduğu gibi elele verip hep birlikte hareket etmezsek oldukça zorluklar yaşarız. Futbolda başımıza alacağımız dertler bundan sonrası içinde olimpiyat adaylık sürecimizi bile olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden federasyonumuzun elini biraz çabuk tutup bu işten bir an önce kurtulmamızı sağlaması gibi bir zorunluluğu var diye düşünüyorum. Bu konuda da herkesin sen ben kavgasını bir kenara bırakıp üzerine düşen görevini yerine getirmesini tek koşul olduğunu bir kez daha yineliyorum. Çünkü biz kavga ettikçe ceza almamız için ön yargılı yaklaşanların ekmeğine yağ sürüyoruz.
Bilmem anlatabildin mi?