Ayağımıza kurşun sıkmak
GEÇTİĞİMİZ hafta Türkiye yine önemli bir organizasyona imzasını attı. Uzun bir süredir ilişkilerimizin pek iyi olmadığı UEFA'yı tam bir Türk konukseverliği içinde ağırladık. Futbolumuzun içinde bulunduğu sıkıntılı dönemde böylesi bir toplantıyı düzenlemek ve UEFA ile ilişkilerimizi geliştirmek gerçekten çok önemli idi. Avrupa futbolunu yöneten bu kurumun genel kurul toplantısında sıkıntılarımızı, sorunlarımızı ve beklentilerimizi en yetkili kişiler tarafından dile getirme olanağı da bulduk.
Buraya kadar her şey çok güzel. Ancak bu süreç içinde bazı ciddi yanlışlar da yapmadık değil. Bu yanlışların en önemlisi kanımca, neyi tam olarak istediğimizi gösterememek oldu. Bilindiği gibi büyük bir coşkuyla 2020 Olimpiyat Oyunlarına aday olduğumuz Sayın Başbakan tarafından açıklanmış ve bu oyunları Türkiye'ye kazandırmak için her türlü gayreti göstereceğimiz net olarak vurgulanmıştı. 4 kez kaçırdığımız bu dev spor şölenini bu kez almakta kararlı olduğumuzu da kapsamlı adaylık dosyasını Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne teslim ederek kanıtladık.
Bizden başka Tokyo, Madrid, Doha ve Bakü'nün aday olduğu 2020 Olimpiyat Oyunları için bu kez şansımızın çok yüksek ve İstanbul'un en güçlü aday konumunda olduğunu sadece biz değil uluslararası otoriteler de dile getirmeye başlamıştı. Kısacası her şey istediğimiz gibi giderken, yine Türk usulü bir hata ile adeta kendi ayağımıza kurşun sıkmayı becerdik. Bunu nasıl mı yaptık? Hemen anlatayım. Bilindiği gibi olimpiyat oyunlarına aday olurken Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne bazı garantiler verirsiniz. Bunların en başında da olimpiyat oyunların belli süreler önce ve sonra başka büyük bir spor organizasyonuna talip olmayacağınızdır. Bunu bildiğimiz halde UEFA Kongresi sırasında 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı düzenlemek isteğimizi dilegetiriverdik. Bu arzumuz belki UEFA tarafından mutlulukla karşılandı. Ancak aynı durumun IOC çevrelerince olumsuz olarak değerlendirileceğinden hiç kuşkum yok. Aynı anda iki büyük organizasyona talip olmak sanırım hiç doğru bir hareket değil. Zaten UEFA Başkanı Michael Platini de "Eğer Olimpiyat adaylığınız sürerse size oy vermem" diyerek bunu dile getirmedi mi?
Her zaman söylüyoruz. Bizim en büyük rakibimiz yine biziz diye. Açıkçası kaş yapayım derken göz çıkartmakta elimize hiç kimse su dökemez. Öyle sanıyorum ki UEFA kongresinde yaptığımız bu hatanın faturası biraz ağır olacak. Daha şimdiden IOC çevrelerinde "Bu Türklerde ne istediklerini bilmiyorlar" diye konuşulmaya başlandığını duyar gibiyim.
Spor dünyasında en önemli ölçütlerden biri kararlılık ve ne istediğinizi gösteren net tavrınızdır. Onu da yaparım, bunu da gerçekleştiririm gibi oynak ve ciddiyetten uzak bir tavır içerisine girerseniz, kimsenin size inanmadığı yalancı çoban haline düşersiniz.
Futbolla yatıp, futbolla kalkan bu ülke için Avrupa Futbol şampiyonası çok daha cazip bir seçenek diye düşünebilirsiniz. Buna saygım var. Ancak gerçek bir spor ülkesi olmanın yolunun olimpiyattan geçtiğini de hiçbir zaman kafamızdan çıkartmamanın da şart olduğunu ifade etmek isterim. Eğer bu dev şöleni İstanbul'da yapmak istiyorsak ve buna gerçekten kararlıysak yol haritamızı ona göre çizmemiz gerekir. Şımarık çocuk edası içinde 'onu da isterim, bunu da' havasının bize hiçbir yarar getirmeyeceğini hatırlatıp, bunun olimpiyat yolunda kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan başka bir şey olmadığını bir kez daha söylemek istedik.
Fikret Orman'ın zor görevi
Yıldırım Demirören'in Futbol Federasyonu Başkanlığınca seçilmesiyle boşalan Beşiktaş kulübü Başkanlığına, rakiplerine büyük üstünlük sağlayan Fikret Orman getirildi. Hayırlı olsun. Orman, uzun süre spor dünyasının içinde kalmış, yıpranmamış tertemiz bir isim. Seçkin kişilerden oluşan yönetimi ile birlikte bu zorlu görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacaktır. Çalışacaktır diyorum,, çünkü Beşiktaş'ın içinde bulunduğu tablonun görüntüsü hiç de iç açıcı değil. Bu zor dönemde böylesi zor bir göreve soyunan Fikret Orman ve ekibine başarılar dilerken, tüm Beşiktaş camiasının bu zorlu maratonda yanlarında olmasının gerektiğini vurgulamak istiyorum. Eğer Beşiktaş düze çıkmak istiyorsa Orman' sahip çıkmalı ve yanında yer almalıdır. Kartal için bugün birlik gündür. Bunun da başka yolu yoktur.
Süper Melekler
Hiç kuşkusuz Türkiye'nin en başarılı spor dallarının başında kadın voleybolu geliyor. Katıldıkları tüm organizasyonlarda zirveyi hedefleyen ve bunu da başarmayı bilen kadın voleybolcularımız hepimize gurur verdikleri gibi ülkenin tanıtımına ve imajına da büyük katkı yapıyorlar. Son olarak Fenerbahçe Universal takımının tarihinde ilk kez Avrupa'nın en büyük kupasını müzesine götürmesi bunun en açık kanıtıdır. Peki Fenerbahçe'nin bu büyük başarıya ulaşması bir tesadüf müdür? Tabii ki hayır. Bu zafer yıllarca süren planlı ve programlı bir çalışmanın ürünüdür. Bundan üç yıl önce bu kupayı finalde kaçırmanın üzüntüsünü yaşayan Fenerbahçe bugün Avrupa'nın zirvesinde oturmanın onurunu bizlere tattırmaktadır. Finalde Cannes gibi önemli ve deneyimli bir ekibi 3-0 ile deviren bu kızlarla ne kadar gurur duysak azdır. Üç yıl önce final oynayıp, bu kez şampiyonluğa ulaşan sarı meleklerin yanı sıra geçen yıl bu kupanın Vakıfbank Türk Telekom tarafından kazanıldığını hatırlatmak sanırım kadın voleybolumuzun hangi noktalara geldiğinin en önemli göstergesidir. Fenerbahçe'de kadın voleybolunun bu noktalara gelmesinde unutulmaz katkıları olan M.Ali Aydınlar'a bir kez daha teşekkür edip, ondan alınan bayrağı daha yukarılara götüren ve bu değerli şampiyonlukta emeği geçen herkese helal olsun diyorum. Tabii voleybolumuzun başarılarına bizleri alıştıran Federasyon başkanımız Erol Ünal Karabıyık'ın şahsında da tüm voleybol dünyamıza daha nice zaferler diliyorum.