Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        FUTBOLUMUZ yine toz duman içinde. UEFA Disiplin Kurulu’nun Fenerbahçe ile Beşiktaş’a yağdırdığı cezalardan sonra oluşan şok dalgası her yeri sarmış durumda. Aslında bu kararlar karşısında şaşıracak pek bir şey yok. Kelimenin tam anlamıyla bağıra çağıra geldi bu karar. Londra’da yapılan son UEFA Kongresi’nde genel kuruldan şike ve ırkçılık konularında geniş yetkiler alan UEFA yönetimi, alınan bu kararın sinyallerini daha o günlerde vermişti bile. Bu cezaların çıkacağı şuradan belliydi. UEFA ilk kez disiplin kuruluna yaptırımın ne olacağını belirterek göndermişti dosyaları. Yani açıkça Türkiye Futbol Federasyonu bu işin üstünü örtmeye çalışıyor buna izin veremeyiz demişti. Ve dediğini de yaptı. Şimdi önümüzde son derece kısa sürmesi beklenen bir tahkim süreci var. Ancak ben oradan da bu kararın değişeceği veya hafifletilecek bir sonuç çıkmayacağına inanıyorum. Hem UEFA içindeki dostlardan aldığım sinyaller bu yönde hem de bugüne kadar böylesi durumlarda kararların onaylandığı gerçeği gün gibi ortada duruyor. Açıkçası biz yapamadık, UEFA bizim yerimize gerekli cezaları en acımasız bir şekilde önümüze koydu. Ve bizim ardına sığındığımız kişilerin yaptıkları kulüpleri bağlamaz gibi bir mazeretin pek kabul edilmez olduğunu kafamıza dank diye vurdu. Şimdi UEFA kulüplere ceza verdi ama yöneticilerin dosyalarını ek rapor için yeniden müfettişe gönderdi buna ne diyeceksiniz sorusunu yöneltebilirsiniz. Bu karar dosyalarda yer alan isimlerin suçsuz görüldükleri anlamına gelmez Tam tersine haklarında ileri sürülen suçlamalar için daha detaylı gerekçeler isteniyor demektir. Kulüplere verilen cezaların önce açıklanmasının ardında yatan gerçek, başlayacak Avrupa kupaları sürecinin sekteye uğramaması içindir. Bekleyin ardından yöneticilerle ilgili karar da gelecek ve onlar için de ağır cezalar kapıda. Peki süreç bu kadarla tamamlanacak mı. Elbette ki hayır. Türk futbolunu derinden sarsan bu kararlar bir anlamda bugün görevde bulunan Türkiye Futbol Federasyonu’nu da ciddi biçimde zor durumda bırakmıştır. En azından durum Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in “Bize teşekkür edin. Bu iş bitti” şeklindeki sözleri gibi değildir. Federasyona”Ssen bu işin altından kalkamadın ben gerekeni yaptım” demiştir. Mümkündür ki, UEFA şimdi de TFF’den yargılamayı yeniden yapmasını isteyecektir. Siz sorunu en başından çözeceğiniz yerde hiçbir şey olmamış gibi davranmaya kalkarsanız, olacağı budur. Ayrıca kulüplerimizin UEFA Disiplin Kurulu’nda yaptıkları savunmaları yöneticilerin ifadelerine dayanarak şöyle iyi savunma yaptılar, kurula sert çıktılar gibi yansıtmanın da doğru olmadığı da ortaya çıkmıştır. Bu karların getirdiği depremin sadece kulüp yönetimlerini değil Türkiye Futbol Federasyonu’nu da ciddi bir sarsıntı içine sokacağı da gün gibi ortadadır. Öyle sanıyorum ki önümüzdeki süreç, Türkiye Futbol Federasyonu’nu yeni bir seçim ortamına doğru götürecek ve yeni bir belirsizlik ortamı getirecektir. Bu karar sonrasında federasyonun hiçbir şey olmamış gibi veya sorun federasyonun değil, kulüplerin sorudur anlayışının arkasına sığınmak gibi bir lüksü olmayacaktır. Şimdi düşünüyorum da sürecin başlangıcında göreve yeni başlayan Mehmet Ali Aydınlar Federasyonu’nun o günkü çabalarına ne kadar haksızlık edilmiş. Eğer o dönemde önerilen puan silme cezaları uygulanabilse, gerçekler görülebilse sorunlar çoktan çözülmüştü bile. Ama bunu beceremediğimiz gibi Aydınlar Federasyonunu suçlayıp istifaya dek götürdük. Sanırım şimdi Türk Futbolunun Aydınlara bir özür borcu var. Durumu idare edip, işi uzatarak bu noktaya getiren Demirören Federasyonunun süreci iyi yönetemediği de belgelendiğine göre Türk futbolunda işlerin karıştığı ve yeni arayışların içine gireceğimiz bir dönemin başlayacağını söylemek sanırım falcılık olmaz. Artık futbolumuzu yönetecek becerikli bir federasyonun ve kulüpleri selamete taşıyacak kişisel hırslarına yenilmeyecek yöneticilere sahip olmanın zamanı geldi de geçiyor bile. “Bize bir şey olmaz. Ben yaptım oldu” modelinin iflasını gördüğümüz şu günlerde yapılacak en iyi şey aklı selim içinde elbirliği ile bu sıkıntıdan kurtulmanın çarelerini aramak olmalıdır.

        Sporu sevmiyoruz

        Artık kimse bana ülkemizde sporun çok sevilen bir olgu olduğunu söylemesin. Şurası bir gerçek ki biz sporu değil, kendi içimizdeki kısır çekişmeyi seviyoruz. Nereden mi bu kanıya vardım. Bakın işte çok sevdiğimizi söylediğimiz futbolun en önemli organizasyonlarından biri olan U 20 Dünya Kupası ülkemizde düzenleniyor. Çok kısa bir süre dünya futbol vitrinin önemli figürleri olması beklenen yıldız adayları ülkemizde sahne alıyorlar. Ama kıran kırana mücadelelerin sergilendiği maçlarda tribünler bomboş. O sporu sevdiğini özellikle futbolu izlemekten keyif aldığını her fırsatta vurgulayan kitle acaba nerede. Üstelik bilet fiyatları da son derece makulken... Benzer bir durumda gerçekten büyük yatırımlarla yapıp gerçekleştirdiğimiz Mersin Akdeniz Oyunları’nda yaşandı. Gerçi bilet fiyatları 1 liraya indikten sonra tribünler biraz hareketlendi ama bence yeterli değil. Tamam Akdeniz Oyunları eski çekiciliğinde değil ama Mersin’de böylesine bir festival kaç yıl da bir düzenlenir ki? Bu da bana göre sporu ne keder sevmediğimizin açık bir göstergesi.

        Doping belası

        ŞU doping illetinden kurtulamadık gitti. Akdeniz Oyunları’nın başlamasından hemen önce 8 haltercimiz ile 8 atletimizin testlerinin pozitif çıkması bu illetin sporumuzun için nasıl girdiğinin en açık göstergesi. Bu işin ticaretini yapanların acımasızca hedef aldıkları genç sporcuların bu tuzağa düşmeleri ve dopingi önlemek için sürdürülen savaşın ülkemizde bir türlü üst düzeye çekilmemesi sporumuzu yönetenler tarafından çok daha ciddi bir şekilde ele alınmalıdır. Bugün çok değerli bir sporcumuz verilen ilaçlar yüzünden hayati bir tehlike yaşıyorsa bunun sorumlusunun bulunup cezalandırılması zamanı gelmedi mi acaba? Ama bizim her şeyin üzerini örtme alışkanlığımız sürüp, tüm dünyanın en ağır suç olarak kabul ettiği ırkçılık söylemlerini alenen yapanlara açılış töreninde bayrağımızı taşıtma görevi verme gibi anlaşılmaz kararlarımız oldukça, hatta dünyanın hiçbir uluslararası organizasyonunda göremeyeceğimiz, eşlerin madalya takma hatası ortaya çıkınca söylenecek fazla da bir şey kalmıyor galiba.

        Diğer Yazılar