Marş motoru
“SO WAS RED” (RED’DE –BURADAYDI-)
2 hafta önce liderliği ele geçiren yabancı yapımlar, yerlerini kaptırmaya hiç de niyetli değil gibi görünüyor. Öyle ki geçen hafta sonu podyumun en üst sırası yine bir Amerikan filmine gitti. 160 ekranla vizyona giren şöhret topu “Red” (´´) salon başına 342 kişiyle, toplamda 53.153 bilet yaptı ve bu koltuğun yeni sahibi oldu. Yalnız liderlik geldi, ama sonuç bence hiç de o kadar iç açıcı değil. Geçtiğimiz hafta “Ye Dua Et Sev”in (Eat Pray Love) sadece 55 kopyayla bu rakama ulaşabildiğini unutmamak gerek.
Dağıtımcının: “Yarım sıfır olsun bizim olsun” dediğini duyar gibiyim. Peki tamam kabul, liderlik her zaman iyi reklamdır, susuyorum.
Bu arada “Red”in kadrosundaki büyük aktör Morgan Freeman, başlıktaki sözü hangi filmde çiziktirmişti, hatırlayın bakalım.
ABRAHAM SWEETVOICE (İBRAHİM TATLISES)
Bu haftanın 3 boyutlusu “Sammy’nin Maceraları” (Sammy’s Adventures: The Secret Passage) şeklinde vuku buldu. 121 ekranla vizyona giren film, salon başına 439 biletle 53.153 seyirciye ulaşarak, ilk haftasını ikinci sırada tamamladı. Genç izleyicileri hedef alan bir animasyon için bu hiç de fena bir rakam değil. Gariptir, gelecek hafta vizyona girecek yeni bir 3 boyutlu film yok. Bazıları şanslı doğar veya insan kendi şansını kendi yaratır. Bence ikisi de…
Birden aklıma geldi şimdi. Asıl ismi Sami olan, ama Amerikalılara kendini Sammy olarak tanıtan bir ev arkadaşım olmuştu bir aralar. Nedenlerini anlıyorum, pragmatik bir davranış, fakat bana uymadığı kesin. Elin “Abraham”ı kendini, “ben İbrahim” diye takdim etse, herhalde ben de “Tatlıses gibi mi yani?” derim sanırım. Ne gerek var? Bilmiyor muyum yani dünyada farklı diller var, farklı milletler var…
Sonuçta “Sammy” çocuklara yönelik bir eğlencelik. Sen de “Sammy”yi “Sami” yap, hem eğlenceye katkın olur. “Sami’nin Maceraları” fena mı yani? Şerafettin diye kedi oluyor da, Sami diye deniz kaplumbağası niye olmasın?
EĞLEN COŞ KİBOŞ
Podyumun son basamağı da geçtiğimiz haftanın yıldızı “Ye Dua Et Sev”e (Eat Pray Love) gidiyor. 55 kopyayla gösterimde olan film, seyircisinin sadece %34’ünü kaybetti ve 35.502 kişiyle bu sefer de gönüllerin sultanı oldu. Öyle ki bu rakam salon başına 645 kişi demek, yani listede yanına yaklaşabilen bir hanımağa yok. Geçtiğimiz hafta uyarmıştım, ama takan pek olmamış. Dağıtımcı ne yapıp edip “Ye Dua Et Sev”in salon sayısını arttırmalıydı. Kardan zararın 50 binler civarında olduğunu düşünüyorum.
MAZİNDE BİR TARİH YATAR…
İlk 3’ten sonra haftanın yenileriyle yolumuza devam ediyoruz. Karşımıza ilk olarak uzun bir süredir merakla beklediğim “Mahpeyker Kösem Sultan” çıkıyor. 136 ekranla gösterime giren film, ilk 3 gününde 24.244 bilet yaparak, ancak 5. sıraya kadar yükselebilmiş durumda.
Halbuki deneyimli gazeteci Avni Özgürel senaryolaştırdığı film, özellikle yapım kalitesi açısından, şimdiye kadar Türkiye’de yapılmış en başarılı tarihi dramlardan biri. Yönetmen dönemin ruhunu dramatik kurallar çerçevesinde anlatmayı başarabilmiş mesela. Memleketteki aktör profilimiz daha çok tiyatro geleneğinden beslendiğinden ağdalı oyunculuk sorunu bu filmde de göze çarpıyor, ama zaten kaçacak yer mi var sanki?
Sonuçta 24.000 kişi “Mahpeyker Kösem Sultan”a reva değil. Didaktik olma tuzağına düşmeden yani her şeyi berbat etmeden Osmanlı sarayındaki hayatı ve entrikaları bu denli iyi tasvir eden filmimiz yok gibi bir şey. Güya ne destanlar yatar şanlı tarihimizde. Varsa yoksa hamaset. Sen anlatmazsan, ki bunun modern dünyadaki yolu sinemadır, daha yatar o destanlar kabirlerinde daha çok. Neyse bu başka bir yazının konusu, yazarım bir ara…
ALTIN DERKEN WASHINGTON MU YANİ?
Altın Portakal’ın altın filmi “Çoğunluk” haftanın yenilerinden diğeri. En iyi film dahil, festivalden 3 ödülle dönen film, 22 kopyayla girdiği ilk 3 günden 3.633 biletle çıktı. Sektörel normlara göre bu rakam aslında hiç de iç açıcı değil, fakat “Çoğunluk”u daha çok gerçekler perspektifinden değerlendirmekte yarar var.
Öncelikle filmin yapımcısının ve dağıtımcısını kutluyorum. Zira film geçtiğimiz yıllarda pek göremediğimiz biçimde, ödül aldığı akşamın ertesi günü vizyona girebilme başarısını gösterdi. Altın Portakal’ın sezonun istim almaya başladığı döneme denk geliyor olması, festivalde ödül kazanan “Çoğunluk” gibi minimalist sanat filmlerine hep handikap oluşturmuştur. Ama bu sefer planlamanın çok iyi yapıldığı anlaşılıyor.
Şahsen bu sayede filmin ilk 3 gününde, Türkiye’nin gerçekleri nazarında en azından iki katı seyirciye ulaştığına inanıyorum. Örneğin geçtiğimiz yıl aynı ödülü alan Reha Erdem’in “Kosmos”u vizyon için tam 6 ay beklemiş ve ilk hafta sonunda sadece 1.742 kişi yapabilmişti. Kısacası zaten sıkışık bütçelerle kıt kanaat çekilen ve hiç reklam yapma imkanı olmayan“Çoğunluk” tarzı filmlerin, aldıkları ödülleri seyirciye çevirebilmelerinin tek yolu eş zamanlı gösterimdir. Bu arada hafta içindeki medya desteğiyle filmin performansı daha da artarsa kimse şaşırmasın.
AKLIM GİTTİ
Geçtiğimiz hafta sonu vizyona giren son filmse “Ayla” ismini taşıyor? 10 kopyayla gösterime sokulan “Ayla” sadece 403 bilet yapabildi ve 33.’lükte kaldı. Yönetmen Su Turhan bizden biri, fakat filmin konusu evdeki değil Almanya’da yaşayan Türklerin dertleriyle ilgili. Kısacası hikayesini seyirciye kabul ettiremeyen/ettiremeyecek bir film daha var karşımızda. Hoş 10 kopyayla aklımızı alsa ne olur, o da ayrı konu.
YETTİ GAYRİ
Gişe rakamları yavaş yavaş toparlanmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta sonu sinemaları tam 306.543 kişi ziyaret etti ve bu hem geçen haftanın, hem de geçen senenin üzerinde bir performans. Bu rakamı 400 binlere çekebilirsek, yıllık 40 milyon bilet bariyeri için geri kalan işi büyük yerli filmler yapacaktır.
Öte yandan evet, Türk filmleri sezonu açıldı, her hafta en az 1 yerli film gösterime giriyor, fakat randıman yok. Açıkçası seyircinin sezonun açıldığını fark edip etmediğinden emin değilim. Varsa yoksa Amerikan filmleri. Acilen marş motoru görevi yapacak büyük bir yerli filme ihtiyacımız var. Yazın başından beri ittiriyoruz arabayı, pestilimiz çıktı yahu.
Detaylı rakamlar için www.boxofficeturkiye.com adresine başvurabilirsiniz.