Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KAHRAMAN BAKKAL SÜPERMARKETE KARŞI

        Vizyona giren film sayısı açısından, bereketli bir hafta sonunu daha geride bıraktık. Tam 6 yeni yapımın vizyona girdiği hafta sonunun liderliği, yine bir yabancı filme “Winx Club 3D: Sihirli Macera”ya (Winx Club 3D: Magic Adventure) gitti. Sadece 101 kopyaya sahip olmasına rağmen tam 162 ekrana genişleyen film, 104.825 biletle son haftaların en başarılı performansını gösterdi. Öyle ki küçük izleyicilere yönelik animasyonlar arasında, 2010’un ilk hafta rekoru artık “Winx Club 3D”nin elinde.

        Bundan önceki rekor, yine 3 boyutlu olarak vizyona giren “Shrek Sonsuza Dek Mutlu”ya aitti. Mayıs sonunda tam 278 ekranla vizyona giren film, ilk 3 gününde 104.430 bilet yaparak bu payeye ulaşmıştı. Rakamlar yakın gibi görünebilir, fakat Shrek’in devasa reklam ve dağıtım kabiliyetlerine rağmen “Winx”e geçilmesi, konu üzerinde biraz daha düşünmemiz gerektiğine işaret ediyor.

        Ufak, mini minnacık, küçücük yakınları olan arkadaşlardan aldığım malumata göre, “Winx Club”ın tahminlerimin çok ötesinde bir hayran kitlesine sahip olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım. Zaten serinin bir önceki filmi “Winx Club: Kayıp Krallığın Sırrı” da (Winx Club: The Secret of the Lost Kingdom) ilk haftasında 65 bini devirerek büyük sükse yapmıştı. Fakat yine de, daha ziyade eski kıtada bilinen bir İtalyan animasyonunun, “Shrek” gibi müşteri kitlesi kemikleşmiş 10 yıllık küresel bir müesseseyi alt etmiş olması, gerçekten de takdire şayan. Dönemsel pek çok değişkenin yolunda gitmiş olduğunu kabul etmekle beraber, bunları yorumlayabilecek nesnel saha araştırmalarına sahip olmadığımızdan kesin bir yargı ortaya koyamıyorum. Fakat sinema özelinde şunu söylemek için allame-i cihan olmaya gerek yok. Televizyon, basılı yayın vs. kanallarıyla elde edilmiş doğal bir hayran/müşteri kitlesine, doğru bir reklam ve pazarlama strateji uygulamak şartıyla, her şeyi rahatlıkla satabilirsiniz. Özellikle televizyonda şöhreti bulup, aynı hikayeyi sinemaya da taşımaya çalışan Türk yapımcılarının bu tarz örnekleri iyi incelemeleri şart.

        ÖD KOPARAN

        “Paranormal Activity 2” kaynaklı paranormal aktiviteler sonunda gişeleri de sardı. Geçtiğimiz haftayı lider kapatarak büyük sükse yapan film, 2. hafta sonunda seyirci sayısını arttırarak iyiden iyiye ödümüzü patlatıyor. 50.484 biletle bir önceki döneme göre %14.2’lik bir aşama kaydeden film, daha şimdiden 130 bin barajını aştı ve ikincilikte tutunmayı başardı. Kısacası bu filmden korktum ben arkadaş! “New York’ta 5 Minare” handikapına rağmen 250 bini devirirse bile şaşırmam…

        Ruhlar alemine mi karıştık, ne oldu böyle? “Red” “Paranormal” rakibine nazire yaparcasına, onca taze rakibe rağmen, bilet sayısını bir önceki döneme göre tam %23.1 arttırıyor ve 3.’lüğe yapışıyor. Hem de vizyondaki 3. haftasında. 139 kopyayla 42.109 bilet satan film, şimdilik 185.400 kişiye ulaşmış durumda. Bu performansına rağmen “Red” için pek bir öngörüde bulunamayacağım. Zira filmin tüm geleceği “New York’ta Beş Minare”den kurtarabileceği salon sayısına bağlı.

        TEYAKKUZ

        Türk gişe listelerinde, ilk Türk filmine bu hafta da ne yazık ki ancak 9. sırada denk geliyoruz. “Nene Hatun” 135 ekranlık hatırı sayılır kopya sayısına rağmen, salon başına sadece 86 kişiyle ancak 11.634 bilet yapabilmiş. Bu ülkede dönem filmlerinin çektiği eziyeti başka çeken yoktur, kabul ediyorum. Fakat artık dünya değişti, bunun da farkına varmak lazım. Nerede bu filmin reklam panoları, televizyon reklamları… Balkan Harbi mi patladı yoksa? Karartma mı var?

        GÜL GİBİ KIZI “SİBİRYA KURDU” GİBİ GÖSTEREN FİLMLER

        Haftanın yeni vizyona giren yapımlarından “Son Ayin”in (The Last Exorcism) sadece 21 kopyayla 10’luğa kadar yükseldiğini görüyoruz. “Şeytan” serisinin, sanıyorum “Kutsal Damacana”dan sonra çekilen bu ilk örneği, salon başına tam 487 biletle toplam 10.227 seyirce ulaşmayı başarmış.

        Yukarıda bahsi geçen “Paranormal”i de hesaba kattığımızda, korku/gerilim türünün tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de istim üstünde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun ana nedeni olarak korku/gerilim filmlerinin muadillerine nazaran çok daha ucuza mal edilebiliyor olmasını gösterebiliriz. Derinlemesine bir analizi daha sonraya bırakıyorum, fakat insan doğasının en primitif mecralarıyla uğraşan bu türde, öncelikli kelime hiçbir zaman “para” olmadı. Ayrıca korku/gerilim filmlerinin diğer türlerle karşılaştırılmayacak ölçüde sadık bir seyirci kitlesine sahip olduğunu da unutmamak gerek. Bir kez müptelası olunmuşsa hatırı sayılır bir kitle ne olursa olsun mutlaka gidiyor bu tip filmlere.

        Bu arada lafı geçmişken “Kutsal Damacana: Dracoola” Ocak’ta sinemalarda olacak. Sevgili Ahmet Yılmaz’a sevgiler, saygılar…

        BİR MİLLET UYANIYOR?

        Haftanın diğer Türk filmi “Kubilay”ın da yerli filmleri yutan girdaptan kurtulamadığı anlaşılıyor. 73 salonla vizyona giren film, 5.684 biletle ancak 14. sırada kendine yer bulabilmiş.

        Aynı tona sahip iki filmin, sanki diğer haftalara kıran girmiş gibi, aynı anda vizyona girmek istemesini anlamakta büyük zorluk çekiyorum. Halbuki daha yılın başında, birebir aynısı olmasa da, “Veda” ve “Dersimiz Atatürk”le provası yapılmıştı bu sahnenin. 80 yıl boyunca doğru dürüst bir Atatürk filmi çekmeyi başaramamış Türk sineması, sadece 3 hafta arayla Atatürk temalı iki filmi birden vizyona sürdü. O dönemde iki yumurtadan biri kırılacak diyorduk, sonuçta “Veda” milyonu aşan gişesine rağmen, ağır yapım maliyetlerinin altında kalarak kaybeden taraf oldu. Halbuki iki filmin toplamda ulaştığı 1 milyon 900 bin kişinin, sadece 1,5 milyonu bile, televizyon ve dvd satışlarıyla beraber “Veda”nın maliyetleri karşılamaya yeterdi de artardı bile. Televizyon ve dvd satışlarının filmin gişe performansıyla birebir ilişkili olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yani “Veda”nın kaybı sadece gişe hasılatıyla sınırlı kalmadı. Maliyetlerini karşılamasına rağmen “Dersimiz Atatürk”ün de farklı bir takvimde çok daha başarılı olabileceğini söylemeden de geçmeyelim. Kısacası bu filmin de kardan zarar ettiği aşikar.

        Bu durumu bizim kuşağın yetişme şartlarını hesaba katmadan analiz edemeyiz. Tek kanalla büyümüş bir sinemacı nesline, yıllar boyu her resmi bayramda “Bir Millet Uyanıyor”u izletirsen, adamın gerçekliği şaşacak tabi, şaşıyor. Yıl 2010 ve hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun insanlar artık 29 Ekim’i bir tatil fırsatı olarak görüyor. Hiç lafı uzatmaya gerek yok. “Cumhuriyet Bayramı gelse de şöyle üst üste iki tane İstiklal Harbi veya devrim hikayesi seyretsem” diyeni gören beri gelsin. Aynı haftaya benzer temalı iki dönem filmi bizim memleketin gişe kapasitesini ne yazık ki çok aşıyor. Kısacası yapımcıların ve dağıtımcıların sosyologlarla çalışma zamanının artık geldiğine hatta geçtiğine inanıyorum. Zira kendi başlarına toplumun değişim dinamiklerini okuyamadıkları basbayağı ortada. Bizim memlekette dönem filmlerinin neden tutmadığına dair bir şeyler yazmak da farz oldu bu arada.

        SERAP OLMASIN!

        Haftanın diğer animasyonu “Sihirbaz” (L'illusionniste) 16. sırada karşımıza çıkıyor. 15 kopyayla vizyona giren film salon başına 218 biletle toplam 3.270 kişi tarafından seyredildi. Fransız yapımı bu kopya sayısıyla 10 bini bulursa büyük iş başarmış olur.

        KONDÜSYON EKSİKLİĞİ

        “Nefes Nefese” (Inhale) ile haftanın söylenecek sözlerini tüketiyoruz. Sadece “1,” evet yanlış okumadınız sadece “1” kopyayla gösterime giren film, “380” evet evet tam “380” bilet yaptı ve 40. sırada kaldı. Harbi harbi nefes nefese bırakıyormuş adamı bu film be…

        fatihomeroglu@cyapim.com.tr

        Detaylı rakamlar için www.boxofficeturkiye.com adresine başvurabilirsiniz.

        Diğer Yazılar