Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bazı kitaplarla aranızda ilk görüşte aşk olur. Daha kapağını görür görmez içinizde coşkuya benzer bir şey kabarır ve “Bunu hemen okumalıyım” dersiniz. Kendinizi kitabın isminin yahut kapağının vaat ettiği dünyaya yakın hissettiğinizden mi, yoksa size o kitapta hayatınızı kolaylaştıracak, güzelleştirecek bir sır varmış gibi geldiğinden mi, bilemem... Ama Sarah Bakewell’in yazdığı ve tam adı “Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne’in Hayatı ve Cevaplamak İçin Yirmi Teşebbüs” adlı kitabı ilk gördüğüm an bana öyle oldu. Bir kişisel gelişim kokusu yaydığı kesindi ve bu pekâlâ bir eksi puan bile olabilirdi. Öte yandan “Nasıl yaşanır” gibi geniş kapsamlı bir sorudan yola çıkılarak yazılmış bir kişisel gelişim kitabının hiç de sıradan bir şey olamayacağı kesindi. Dolayısıyla en iyisi vakit kaybetmeden okumaya başlamaktı...

        O BÜYÜK SORU VE TÜREVLERİ

        Çeşit çeşit insanla nasıl geçinilir, sevilen birinin kaybı nasıl atlatılır, ağlayan komşu nasıl teselli edilir, insan kusurlarıyla nasıl barışır? Rönesans asilzadesi Michel Eyquem de Montaigne’e göre bunların hepsi, yanıt arayan o büyük sorunun türevleriydi: Nasıl yaşanır?

        Montaigne bu soruya kendi yaşadıklarını ve hissettiklerini yazarak cevap aradı. Ahkâm kesmedi, “Şöyle yapmalısınız” demedi. Ve dürüstçe kendini anlatırken, bize aynı zamanda kendimizi anlatmayı başardı. İster çağdaşı olsun, ister günümüzde yaşasın insanlar onu anlamaya çalışırken, kendilerini daha iyi anladıklarını fark ettiler. Bu yüzden “Denemeler” adlı kitabı çıktığı günden itibaren bir çoksatan daha doğrusu “hep satan” oldu. Pascal’dan Virginia Woolf’a, Nietzsche’den Zweig’e kadar pek çok mühim insan onu bir kitaptan çok bir hayat arkadaşı olarak gördü.

        Bütün bunlar yeterince ilgi çekiciydi ama beni kalbimden yakalayan esas şey yazar Sarah Bakewell’in Montaigne için “blogger’ların atası” tanımını kullanmasıydı. Blogger camiasının bir ferdi olan ben bile blogging’in 20’nci yüzyılın sonunda doğduğunu sanıyordum, halbuki Bakewell’e göre hiç de öyle değildi. Teknolojinin ilerlemesi dijital günlük yani blog tutmayı ve bunu anında başka insanlara iletmeyi mümkün kılmış olsa da her gün yaşadıklarının kaydını tutan, olaylara fikirlerini, fikirlere duygularını katan ve kendinden yola çıkarak yazdıklarıyla okuyan herkesin ruhuna ayna tutan ilk insan 16’ncı yüzyıl asilzadesi Montaigne’di.

        BRIDGET JONES’UN ERKEĞİ

        Daha açık seçik anlatırsam; 16’ncı yüzyılın deneme yazarları günümüzde şekil değiştirerek blogger olmuştu. Günlük bir rutinle ve belirli bir düzen çerçevesine hapsolmadan kendilerini yazan insanlara “blogger” diyorduk. Ve iyi bir deneme yazarını yahut iyi bir blogger’ı okuyunca mutlaka şu yorumu yapıyorduk: “Vay, be tam da benim düşündüklerimi yazmış.” Blogger’ların öncüsü sayılan Bridget Jones’u hatırlayın... Fazla kilolarından, bir türlü iş bulamayışından, sigara bağımlılığından, erkeklerle yaşadığı bitmek tükenmek bilmeyen sorunlardan ve zaman zaman da hafif politik meselelerden bahsediyordu. Montaigne Bridget’ın daha akıllı ve derin olanı sayılır... Genellikle kısaltılmış versiyonlarıyla yetindiğimiz ama toplamda binlerce sayfayı bulan “Denemeler”inde hayatının sıkıntılı ve mutlu anlarını yazmış. Kimi zaman cinsellikten söz etmiş, kimi zaman politikadan... Araya dünya meseleleri ve sanat girmiş. Hepsi karışmış ve ortaya şahane bir kargaşa, yani hayat çıkmış.

        Geçen hafta konuştuğum Sarah Bakewell şöyle anlattı bunu: “Elinde ne elektrik vardı ne de bilgisayar ve internet ama hiçbir modern teknolojik imkâna sahip olmasa da Montaigne sahiden günümüz blogger’larına benziyor. Bir kere, o da blogger’lar gibi sürekli kendinden bahsediyor ve en mahrem duygularını çekinmeden okurla paylaşıyor. İkincisi ve bence daha önemlisi, bunu yaparken kronolojik sıra izlemiyor. O an aklına ne gelirse onu yazıyor ve en ağır konuları eğlenceli anekdotlarla, en absürd fikirleri trajik dokunuşlarla zenginleştiriyor. Böylece daldan dala atlayan, konudan konuya uçan bir yazar buluyoruz karşımızda.”

        Hamlet aslında Montaigne miydi?

        Sarah Bakewell’in kitabından Montaigne’le ilgili öğrendiğim en enteresan şey “Denemeler”in 19’uncu yüzyıl İngiltere’sinde Laurence Sterne’e modern romanın başlangıcı sayılan “Tristram Shandy”yi yazması için ilham vermiş olması. Gerçi “Denemeler” çok daha öncesinde de birilerinin dikkatini çekmişti. Mesela “gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarı” William Shakespeare, ünlü karakteri Hamlet’i Montaigne’den yola çıkarak şekillendirmişti. Hamlet de Montaigne gibi sürekli olarak kendini kurcalıyor, herkesinkilerden önce kendi kusurlarını görüyor, hayata dair şüpheler geliştiriyor ve kararsızlıklar içinde kıvranıyordu. Shakespeare satır aralarına bir masal formunda kendi hayatından enstantaneleri gizlediği veda oyunu “Fırtına”nın en önemli tiradlarından birinde de Montaigne’in “Denemeler”inden uzunca bir bölümü kullanmıştı. Fakat belki de Shakespeare ve Montaigne’in yaşadığı dönem, düşünürlerin, edebiyatçıların, daha doğrusu okuyan yazan herkesin her şeyden şüphe etmesini, kendini sorgulamasını, gerektiriyordu, kim bilir...

        Bir soru ve 20 cevaplama girişimi

        “Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne’in Hayatı ve Cevaplamak İçin Yirmi Teşebbüs” adlı kitabın tam olarak neyi anlattığına dair bir özete ihtiyacı olanlar için bölüm başlıkları. Soru hepsinde aynı: Nasıl yaşanır? Cevaplara gelince...

        1. Ölümü dert etmeyin

        2. Dikkatinizi verin

        3. Doğun

        4. Çok okuyun, okuduklarınızın çoğunu unutun ve kalın kafalı olun

        5. Sevdikten ve kaybettikten sonra ayakta kalın

        6. Küçük oyunlar oynayın

        7. Her şeyi sorgulayın

        8. Dükkânın arkasında size ait bir oda bulunsun

        9. Candan olun, başkalarıyla birlikte yaşayın

        10. Alışkanlık uykusundan uyanın

        11. Ölçülü yaşayın

        12. İnsanlığınızı koruyun

        13. Daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yapın

        14. Dünyayı görün

        15. İşinizi iyi yapın ama çok da iyi yapmayın

        16. Tesadüfen filozof olun

        17. Her şeyi iyice düşünüp taşının, hiçbir şeyden pişman olmayın

        18. Kontrolü bırakın

        19. Sıradan ve kusurlu olun

        20. Bırakın da yanıtı hayat versin

        Diğer Yazılar