Türkiye'de devrimci bir İslami anlayış mı gelişiyor?
İslam ve sosyalizm hangi noktalarda birleşir, hangi noktalarda ayrışır?
ECE Temelkuran, Hülya Avşar’a anlatıyor: “Tek başımıza mutlu olmuyoruz. “Ben” denen lanet yük yoruyor bizi. “Ben” ancak “biz” içinde eriyince mutlu oluyor. Ortadan kaybolunca olabilen bir acayip nesne “ben”. Feda etmek istiyor kendini kalp. Kalp böyle yapıyor sağlamasını. Ancak başkalarınınkiyle bir olunca bin oluyor.” Canlı yayında cebine bir SMS geliyor. Nihal Bengisu Karaca’dan... “Çok İslami söylemlerin var yahu! Biz’de erimek, kalbin ancak adanarak, feda ederek mutlu olması... Bunlar Kurani mesajlar.” Ve Ece Temelkuran’ın yanıtı: “İslam mı? Fena halde sosyalizmdir o!” Böyle enteresan bir tartışmayı iki cep telefonu arasında bırakamazdık elbette. İslami kökenli düşünürlerin de son yıllarda sosyalizme yönelik olumlu mesajlar verdiğini göz önünde bulundurarak sorduk: İslam ve sosyalizmin birleştiği noktalar var mı? Öyleyse, neden yıllardır muhafazakâr kesimle sol kesim arasındaki ilişki hep gerilimli?
GÜLİN YILDIRIMKAYA
gulinyildirimkaya@haberturk.com
İslam’ın devrimci bir tarafı vardır ekonomik ve politik duruşu soldur
Tarih boyunca ezilenlerin, açların sesi peygamberler olmuştur. Modern çağda bunun sola ve Marksizm’e geçtiğini görüyoruz...
İlahiyatçı Yazar İHSAN ELİAÇIK: Kur’an’da Allah kendini ezilenlerin ve yoksulların yerine koyarak konuşur. Cehennem tehditlerinde görülen öfke aslında açların ve yoksulların mülk sahiplerine yönelik öfkesidir. Kur’an’da zenginleri öven, para biriktirmeyi, mal yığmayı öven tek bir ayet yoktur. Tarih boyunca İslam’ın devrimci damarı sürekli kurutulmak istendi. Begoviç’in dediği gibi bütün dinler ve devrimler acılar ve ızdıraplar içinde doğar ve daha sonra rahata ve konfora gömülerek yok olur. Geriye kalan sadece onları gerçekleştirme çabasının bizzat kendisidir.
Tarih boyunca ezilenlerin, açların ve yoksulların sesi hep peygamberler olmuştur. Ama modern çağda bunun sola ve Marksizme geçtiğini görüyoruz. Bu ilk defa oluyor. Marksist sol da din karşıtı algılanınca hatlar karışmış ve devreler yanlış bağlanmış oldu. Şimdi bunun düzeltmenin zamanı geldi. Kanımca İslam’ın metafizik duruşu sağ temalar içerirken, ekonomi-politik duruşu soldur. İslam’ın sosyal adalet ilkeleri ile sosyalist idealler örtüşür. Fakat modeller tartışılabilir. Emeviler veya Abbasiler nasıl İslam’ın ideallerini tek başına temsil etmezse, Sovyet veya Çin modelleri de öyledir. Önemli olan adalet, eşitlik, eme, kardeşlik iktisadını, paylaşımcı üretim ve bölüşüm düzenini kurabilmektir. Bu nedenle çağımızda sol dünyaya Allah, Müslüman dünyaya da ezilenlerin ve yoksulların sesi lazımdır. Bu ikisi tek bir dünyada birleşebilir. Kalbi diptekilerle atanlar köhnemiş mahalle duvarlarını yıkarak yeni bir dünya yaratmalıdır. Zamanın ruhu bu bence.
Sosyalizm ve İslam bağdaşır, temel mesajları dayanışmadır
Siyasetçi Prof. Dr. MEHMET BEKAROĞLU: Sosyalizm ve İslam bağdaşır kavramlardır, Kuran’ın mesajları ile marksizmin, sosyalizmim mesajlarının o kadar da çelişen mesajlar olmadığını söyleyebiliriz. Kuran Allah kelamıdır, inanalar için vahiydir. İnsanları yaratan yüce Allah, insanların birbirlerine adaletli davranırlarsa hem bireysel hem de toplumsal mutluluğa ulaşabileceklerini söyler Kuranda. Kuranın temel mesajı dayanışmadır, kardeşliktir, adalettir, merhamettir, alın teridir, kul hakkıdır. Sosyalizm de, Marksizm de insanların adalet, birlik bütünlük, dayanışma ve hak arayışıdır. Böyle baktığınız zaman kuranın mesajıyla marksizmin mesajı arasında çelişki göremezsiniz. Birini din, Allahın insanlara nasıl mutlu olacaklarına dair verdiği mesajlar, diğerini de insanların mutluluk arayışı olarak kabul ederseniz asla ve asla birbirleriyle çelişik görmezsiniz. Ben Kuranı da okuyorum sosyalizmi de okuyorum ve mesajlarının çok da yakın odluğunu düşünüyorum. Son birkaç yıldır Müslüman sol, Müslüman sosyalizm kavramları da birbirlerine ters düşen kavramlar değildir. Muhafazakar kesimle İslami kesimi karıştırmamak gererli. Muhafazakar Müslümanlar dediğimizde piyasacılığa, serbest pazara uyum sağlamış, iktidar aracılığıyla toplumsal birikimi paylaşmada hiçbir sakınca görmeyen insanlar anlaşılır. Bu insanlarla sol arasında bir gerilim olması da kaçınılmaz.
Müslümanlığı serbest piyasacılıkla çelişir gören Müslümanlar arasında da zaten böyle bir gerilim mevcuttur. 29 Mart seçimlerinde bunu İstanbul’daki Büyükşehir belediye seçimleri kampanyası yürütülürken Saadet Partisi ile AK Parti arasındaki gerginliği düşünün. Jeep metaforu o zamanlara üretilmişti ve muhafazakar kesim yazarlarının yazdıklarını, çizdiklerini düşünürseniz sadece muhafazakar kesimle sol arasında değil Müslümanlığı bu şekilde yorumlayan muhafazakarlar ile İslami kesim arasında da ciddi bir gerilim hattı mevcuttur. Sosyalizm insanın hak, adalet, hukuk arayışıdır. İslam ad, kuran da Allahın insanların nasıl mutlu olacakları yönünde mesajlar içeren bir kitaptır. Allahın yaratmış olduğu insanların bulduklarıyla Allahın gönderdiği mesajlar arasında bana göre bir çelişki yoktur. Ama olaya pratik değil de teorik olarak baktığımızda durum farklı. Diz, ateizm, Allah vardır yoktur tartışmalarına girmiyoruz. Zaten bu tartışmalar sosyalizmin küçük bir bölümünü teşkile der, kalanı da toplumsal adaletin tesisine yönelik tartışmalardır.
İslamcı sosyalist olmak durumunda
HABERTÜRK Yazarı NİHAL BENGİSU KARACA: İslam özel mülkiyet edinmeye ve ticari faaliyet yürütmeye karşı olan bir din değildir. Ama onu bencilce kendine ayırmana ve sadece kendi lüks yaşamını ayakta tutmak için kullanmana bir dizi engel getirir, peygamber ve ashabının hayatı ‘kardeşlik yasalarının’ egemen olduğu bir dindir, paylaşmanın ve dayanışmanın asıl olması bakımından komünizmin komünü ile İslam’ın ‘cemaat’i arasında çok az fark vardır. İslam komşusu tok iken aç yatan bizden değildir der. İslam helal kazancı teşvik eder evet. Ticareti teşvik ile ilgili vurgular dolayısıyla İslam’ın serbest piyasayı onaylayan bir din olduğu algısı gelişmiştir, fakat bu teşvike getirilen sınırlardan anlaşılır ki, bu dinin kapitalizme ve zayıf olanı ezmeyi meşruu kabul eden serbest piyasa dinamiklerine onay vermesi mümkün değil. İyice baktığınızda bu dinin orantısız kâr amacı gütmeyi, faiz gibi bugünün finans piyasasını ayakta tutan ve son global krizde olduğu gibi bazen de rezil eden finans türevleri; hizmet ve mal üretimi ile bağlantısı olmayan zenginleşmeyi onaylamaz İslam, çünkü bunların hepsi, ‘ölçüde ve tartıda hile’dir. Kur’an’a bakın, ne kadar çok ölçüde ve tartıda hile yapmayın! uyarısı ile karşılaşacaksınız.. İslam’ın yoksulları ve ezilenleri ayağa kaldırmak için çabalamayı salık veren, onlara insanca yaşama ve izzet temin etmek üzere bina olmuş mesajını ıskalayarak, salt verdiği özgürlüklerden esinlenerek İslam’ın sosyalizm karşıtı olduğunu söylemek hatadır.
Kapitalizmin kurumsallaşmış haydutluk olduğu bir yerde İslamcı sosyalist olmak durumunda
Hz. Ebu Bekir iyi kazanırdı, ama bir Cuma namazına üzerindeki kıyafeti bile verdiği için gidememiş ve peygamber tarafından övülmüştü. Kapitalizm kurumsallaşmış haydutluktur ve peygamberin ‘müslümanların zekat vereceği bir fakir bile bulamadıkları günlerin geleceğini’ müjdelediği biliniyor. Bu nasıl olabilir? Ancak sefaletten beslenmeyen, yoksullara onurlu kazanç temin etmeyi sağlayan bir sistem kurarak olabilir. Fakat İslam eşittir sosyalizm diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. İslam adalettir, adalet ise ‘yerli yerine koymak’tır. İslam hayati olmasına rağmen eksik olan ne ise, bize onu işaret eden bir dindir. Kapitalizmin sınıfsal uçurumlar yarattığı bir yerde sosyalisttir, sosyalizm adına özgürlüklerin minimize edildiği, istişarenin sıfırlandığı ve zalimliğin hüküm sürdüğü bir yerde liberaldir , kadınların hayatının alabildiğine daraltıldığı yok edildiği yerde feministtir. Kadınların seksüel avantajlarını kullanarak imtiyaz elde etmeye kalkıştıkları ve ahlaksızlığı kışkırttıkları yerde maskülendir. İslam ifrat ve tefrit arasında, iki uç, iki aşırı arasında insanın yanında olan ve insanca olan ‘makul’ü aramanın dinidir. O yüzden önemli olan sorunu doğru tespit etmektir.
Sosyalizm ve İslam’ın hiçbir alakası yoktur
Tekel işçilerinin direnişi tamamen siyasal sol harakettir. Bunlar İslam’ın değil sosyalizmin söylemleridir. İslam’da hak ve özgürlük arayışı yoktur, diktacıdır
Ressam BEDRİ BAYKAM: İSLAMI sosyal ve siyasi yaşamın her zerresine çağdaş yaşamın içinde her noktaya sığdırmaya çalışmak, 1980’lerin Türkiye’ye hediye ettiği ve Nokta Dergisi’nden başlayıp entelektüel alanımıza ılımlı İslam çerçevesinde sürdürülen bir politikanın sonucu. Tekel işçilerinin direnişi, birlik beraberlik söylemleri tamamen siyasal bir sol harekettir. Sosyalizmle bağlantılıdır, sosyal demokrasiyle bağlantılıdır. Bu söylemler İslam’ın değil, sosyalizmin söylemleridir. Dayanışma, özgürlük, birlik anlayışını hemen İslam’a çekmeye çalışmak bana 80’li yılların “İslam ve para”, “İslam ve jip” gibi suni şekilde düşünce hayatımıza pompaladığı dönemi hatırlatıyor. Sosyalizm ve İslam’ın birbiriyle en ufak bir bağlantısı yoktur. Kuran’ı herkes işine geldiği gibi, istediği gibi yorumlar. Kuran’da bir hak, özgürlük arayışı, var olan duruma göre yeniden düşünme yoktur. Kuran’da “zaten Allah’ın hükmettiği, emrettiği budur” denir. O vaazı veren nasıl anladı veya kendi çıkarları için nereye çekmek istediyse oraya çekilen, kula doğru inen diktacılık anlayışı hâkimdir İslam’da. Kuran tartışmaya da açık değildir, bir özgürlük koruyucusu olarak da uzaktan yakından bir ilişki kuramazsınız Kuran’la.
Tekel işçileri günümüzün Ebu Zerrleri, karşısında duranlarsa Kerbela’nın zalimleridir
Milliyet Gazetesi Yazarı ECE TEMELKURAN: İSLAM da sosyalizm de insanın vicdanını eğitmeyi hedefler. Biri Allahın sesiyle, öteki insanlık tarihinin sesiyle ‘biz’e çağırır dünyayı... Allah’ın insanın içinde olduğuna inanıyorsanız eğer, sosyalizmle İslam’ın sesi aynıdır. Olabilir. Ya da sosyalizmi insanın içindeki iyilik ihtimalinin gerektirdiği bir yaşama biçimi olarak tarif edersek, o zaman da diyalektik materyalizm Allah’ın kurduğu bir matematik olarak algılanabilir. İslam ile sosyalizmi düşman gibi görenler, görmek isteyenler, dikkat ediniz, bu düşmanlıktan çıkarı olanlardır. Yoksulların ve mazlumların düşmanlığından çıkarı olanlar, zenginliği paylaşmak istemeyenler ve zalimlerdir. İslam’ın sosyalizm ile aynı ağızlardan ses verdiği, böylece dünyanın mazlumlarına umut olduğu zamanlar oldu dünyada. Bu seslerin bastırılması, katledilmesi sonucu, bugün eşitsizliği makul gören İslami tavır güç kazandı. Fakat zalimle aynı sofraya oturmayan bir Müslümanlık da vardır. Bu sofraya oturmayanlar İslam’ın bugün unutulmuş ya da bastırılmış eşitlik çağrısını, emrini hatırlıyorlar. Onlar, Ebu Zerrlerin kıymetli şahsında isimlenen yoksulun isyan hakkının bugünkü yeni gövdelerinden birinin örneğin Tekel işçileri olduğunu biliyorlar. Ve onların karşısında kim duruyorsa onlar da bugünkü Kerbela’nın zalimidirler.