Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kamu görevi yapan isimlerin, siyasetçilerin aile fertlerinin hayatları da bir şekilde medyanın takibine giriyor. ABD başkanlarının çocuklarından, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in torunlarına ve hatta torununun çocuğuna birçok ismin özel hayatına dair detaylar bugüne kadar defalarca haber konusu oldu, ünlü bir yıldızmışçasına peşlerinde paparazzilerle yaşadılar. Peki bu durum söz konusu isimlerin özel hayatını ihlal edecek ve hatta taciz kabul edilebilecek boyutlara mı ulaşıyor? Birçok genç ve hatta çocuk, sırf annebabalarının konumu yüzünden özgürlüğünden feragat mi ediyor?

        Tartışmayı gündeme getiren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün twitterdan yaptığı açıklama oldu. Liseyi de burslu okuyan Mehmet Emre’nin tam puanla Harvard’ı kazanmasının ardından “Cumhurbaşkanı’nın oğlu yurtdışında okur mu” şeklindeki eleştirilere yanıt veren Gül, oğlunun kararının gerekçesini şöyle açıkladı: “Bizim konumumuzda olan insanların hayatında çoğunuzun bilmediği zorluklar var ve bunu da en çok çocuklarımız yaşıyor” derken “Oğlum, ‘Ben Türkiye’de üniversite okursam basın beni hep gündeme taşıyabilir. Bu durum hem beni hem sizi üzebilir’ diyerek yurtdışında okumak için izin istedi. İyi bir okul kazanması şartıyla izin verdik”

        Mehmet Emre haklı mı? Türkiye’de okusaydı hem kendisinin hem ailesinin huzurunu kaçıracak şekilde medyanın merceği altında mı olacaktı? Medyanın siyasetçi ve kamu görevlilerinin ailelerini de takip etmesi haberciliğin bir gereği mi yoksa kişisel hakların ihlali mi? İşte gazetecilerin konuya ilişkin farklı bakışları....

        ‘Kamu görevlisi olan kendisi, ailesi taciz edilmemeli’

        Zaman Gazetesi Yazarı Ali BULAÇ:

        “Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlu Türkiye’de rahatsız olacağını düşünüp ülkesini terk edip ABD’ye gitmek zorunda kaldı. Magazin basını masaya yatırılmalı...”

        Bence bu haberlerin yapılması doğru değil. Neticede kişi bir Cumhurbaşkanı veya devlet görevlisi olabilir. Ama bu kendisini ilgilendiren bir konudur. Özellikle hanımı veya çocukları o görevde olmadığı, için onların kamu görevlisi olarak ele alınması doğru değil.

        Ama nedense toplumda bu tür şahıslara karşı merak vardır. Medya bunu olabildiğince istismar etmektedir. Bu da bence dolaylı yollardan kamusal kişilerin ailelerinin taciz edilmesine, hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebebiyet vermektedir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlu da her zaman Türkiye’de göz önünde olacağını düşündüğünden, rahatsız olacağını hesaba kattığından kendi ülkesini terk edip Amerika’ya gitmek zorunda kalmıştır. Magazin medyasını bu konuda masaya yatırmak gerekmektedir.

        Şunun da ayrımını yapmak lazım, söz konusu siyasetçi kişiler kendi ailesini de ön plana çıkarmak istiyorlarsa özellikle kamusal bir haber değeri olabilir. Ama özellikle kamu gözünün uzağında durmak istiyorlarsa magazin medyasının rahatsız etmemesi gerekir. Bazı siyasetçiler özellikle hanımlarını ve aile bireylerini göz önüne çıkarıyorlar. Bunu rahmetli Özal çok yapmıştı. Şimdi de bunu yapan bazı siyasilerimiz vardır.

        ‘Siyasetçilerin ailelerinin attığı her adım haberdir’

        Sabah Gazetesi Yazarı Mehmet BARLAS:

        “Siyasete giren kişiler ‘cam köşk’lerde oturmak zorunda olduklarını bilmeli. Dünyanın her yerinde aileleri de kendileri kadar ilgi görür”

        Bana göre siyasetçilerin ailelerinin basın tarafından gündeme getirilmesi, mesleğin gereğidir. Ayrıca siyasetin de kaçınılmaz yansımasıdır.

        Siyasete giren kişiler, ‘Cam köşk’lerde oturmak zorunda olduklarını bilmeliler. Ailelerinin attığı her adım, en az onların kendi attığı adımlar kadar ilgi görecektir. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Ben bunu çok doğal görüyorum.

        Eğer bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın oğlu, Harvard Üniversitesi’ni çok iyi bir dereceyle kazanmışsa, bu ilgi çekici bir haber konusudur.

        Bunun lehinde ya da aleyhinde yorumlar da yapılacaktır, bu konu konuşulacaktır.

        Gazete Habertürk Yazarı Serdar TURGUT:

        ‘Mehmet Emre’nin açıklaması doğru’

        Bu konu, ne tür haber yapıldığına bağlıdır. Kişinin cinsel tercihleri veya özel hayatıyla ilgili haberler yapılıyorsa bu yanlıştır. Bu konuda herkesi özgür bırakmak lazım. Ama onun dışında siyasi eğilimleri veya eğitimiyle ilgili haberler tabii ki yapılacaktır. Cumhurbaşkanı Gül’ün oğlunun yaptığı açıklama da doğrudur. Çocuk, genç sonuçta belki ailesinin tasvip etmeyeceği çılgınlıklar yapmak istiyordur. Ama bunlar haber olursa kendisine de ailesine de sorun olacağını düşünüyor olamaz mı? Ben bunu makul karşılarım.

        Cumhuriyet Gazetesi Yazarı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan ERİNÇ:

        ‘Özel hayat ancak şu durumlarda ihlal edilebilir’

        Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin “Özel Hayat” başlıklı bölümünde bu konuyla ilgili şu kurallar vardır. Asıl olan kamu yararıdır. Özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği başlıca durumlar şöyle sıralanabilir: “Büyük bir suç yahut yolsuzluk üzerine araştırma ve yayın”, “Toplumu kötü etkileyecek bir tutumla ilgili araştırma ve yayın”, “Toplumun güvenliğinin veya sağlığının korunması”, “İlgili kişinin sözleri yahut eylemleri sonucu halkın yanılmasının, yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi”. Bu durumlarda dahi özel hayatın kamuya açılan kesiti mutlaka konuyla doğrudan ilgili olmalı veya ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini etkileyip etkilemediği gözetilmelidir. Bu açıdan baktığımız zaman gazetelerdeki yayınların meslek ilkelerine aykırı düşmediğini söylemek gerekiyor. Ancak bu söyleyişte söyleyiş sırasında kurulacak cümlelerin dikkatle seçilmesi, eleştiri sınırlarını aşan çeşitli sıfatların kullanılması mesleğin ilkelerinin öteki kurallarıyla çelişebilir. Gazetecilerin bu tür yaklaşımlarda özen göstermesi ortadadır.

        Hürriyet Gazetesi Başyazarı ve Basın Konseyi Başkanı Oktay EKŞİ:

        ‘Kamusal görev üstlenenin ailesi de haber konusudur’

        Kamusal sorumluluk üstlenen kişiler sadece kendilerinin değil; aile bireylerinin de tavırlarından, başarılarından, başarısızlıklarından dolayı haber konusu olabilirler. Ama herkes gibi hiç kimse tarafından müdahale edilemeyecek olan özel yaşam alanı vardır. Eğer oraya ilişkin bir haber söz konusu olursa o etik değerler açısından kabul edilemez bir meslek uygulaması olur. Cumhurbaşkanı’nın oğlu olan gencin yurtdışında okuma kararı, kendi toplumuna, ülkesinin medyasına karşı bir değerlendirmedir. Elbette haber konusu olur. Cumhurbaşkanı’nın oğlu olmasa o söz bir haber olmayabilir ama babası Cumhurbaşkanı ise kendisinin tavırları nasıl haber konusu haline gelebilir ve gelmeliyse, bu değerlendirmesi de elbette haber konusu olmalıdır, olabilir.

        Radikal Gazetesi Yazarı Oral ÇALIŞLAR:

        ‘Normalde tutmayı beceremeyen bir basın da var, kabul edelim...’

        Çoközel hayatlarına yönelik yayın yapılırsa bu kim olursa olsun yapılmaması gerekir. Ama “Çocuğu şu okulda okuyor” gibi daha yumuşak sayılabilecek özel yaşama ilişkin haberler ise zaten dünyanın her yerinde haberdir. Yani nasıl İngiltere Kraliçesi’nin torunları haber oluyorsa- askere de gitseler, sevgili de bulsalar haberdir- Türkiye’de de böyle olması gerekir.

        Ama bizde de her şeyi normalde tutmayı beceremeyen bir basın da var, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Abdullah Gül’ün oğlu Mehmet Emre Gül’ün Harvard’ı kazanması bir haber değeri taşır. Ama bazı haberleri de okuyorum. Mesela “Harvard‘a Cumhurbaşkanı’nın oğlu olduğu için girdi, torpille okulu kazandı” gibi haberler var. Böyle bir şey olması mümkün değil. Harvard gibi okullarda öyle şeyler sökmez. Bu tür, gerçekçi olmayan ve çocuğun kendi başarısını babasının gölgesinde bırakacak haberler yapmak doğru değildir.

        Diğer Yazılar