Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye’de ayda 15 bin çift boşanıyor, Bakan Kavaf’a göre, toplumsal çözülme yaşanıyor...

        Türkiye’de ayda 15 bin çift boşanıyor. Rakamın çarpıcılığı, haberi gazetelerin ilk sayfalarıyla birlikte Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın da gündemine taşıdı.

        Kavaf’a göre, Türkiye’de toplumsal bir çözülme eğilimi var ve bunun nedeni de sanayileşmenin ve yaşam biçimlerinin değişmesiyle insanların birlikte yaşama konusunda kendilerini fazla zorlamamaları. Bakan Kavaf, aile merkezleri ile eşlere ve çocuklara psikolojik destek vererek bu çözülmeyi durdurmaya çalıştıklarını anlattı. Peki bu mümkün mü, evlilik kurumu kurtulur mu?

        Yeni dünyada ‘bir yastıkta kocamak’, ‘tekeşlilik’ gibi kavramlara yer kalmadı mı? Geleneksel aile yapısı ve arayışı tarihe mi karıştı? “Evet, boşanmalar az bile” diyenlerle, “Rakamlara aldanmayın, aile kurumu sapasağlam duruyor” diye düşünenler karşı karşıya...

        Gülin YILDIRIMKAYA

        gulinyildirimkaya@haberturk.com

        ‘Evlilik kurumu tarih oldu, ayda 15 bin boşanma az bile!’

        Eski KA-DER Başkanı Avukat HÜLYA GÜLBAHAR:

        Nüfusun bu kadar yoğun olduğu bir ülkede ayda 15 binlik bir boşanma istatistiği bence çok değil. Evlilik kurumunun sonunun gelip gelmediği, insan doğasına ne kadar uygun olduğu dünyada tartışılan bir konu. Muhafazakâr çevrenin Antalya’da düzenlediği aile konferansındaki uzmanların çoğu da aynı şeyi söyledi; “Evet, evlilik kurumu bitti, evlilik tarih dışı bir kategori, insanların bugünkü sorunlarına çözüm üretmeyen, sorunlarını ağırlaştıran bir kategori” dedi. Ben de bu görüşteyim.

        İnsanlar kendilerine dayatılan kurumlar yerine canlarının istediğini yaşamayı tercih ediyorlar artık. Aile nasıl bir şeye dönüşecekse, ne olacaksa olacak zaten, bunu engelleyemeyiz. Türkiye’de boşanma istatistiklerini abartarak, muhafazakâr aile modelinin propagandasını yapma eğilimi var. “Eyvah aile bitiyor, kuvvetlendirelim” söylemi altında kürtajın, doğum kontrol yöntemlerinin engellenmesi, normal aileler içinde doğan çocukların daha muteber algılanması, yaşam mekânlarının geniş ailelere yönelik organize edilmesi, çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının aile içinde ve kadınlar tarafından yapılması gerektiği söyleminin yaygınlaşması, sosyal politikaların evde oturan kadınları desteklemek üzere organize edilmesi... Bunlar bir kampanyanın parçası ve bu kampanyanın adı da “herkesi evlendireceğiz kampanyası”!

        ‘İlk evlilikler bitiyor ama çoğunluk ikinci kez evleniyor’

        Evlilik Terapisti ANİ ERYORULMAZ:

        Biz çocuklarımızı çocuk bırakıyoruz. 20 yaşında da olsalar “Terin kurudu mu? Ceketini al. Kaçta geldin?” diyerek büyütmüyoruz, büyütmemek de işimize geliyor, kendimize bağımlı kılıyoruz. Sonra “Yaşın geldi” deyip evliliğe gönderiyoruz. Eli ekmek tutmuş, askere gitmiş gelmiş adamın evlenmemesi için hiçbir neden olmaması gibi kalıplarımız var. Kısaca biz çocuk evleniyoruz.

        Şu an yaşadığımız çözülme de bu toplumsal baskıların üzerimizden biraz kalkmasıyla olan bir çözülme. Artık boşanmış olmak çok da ayıplanacak bir şey değil. Çoğaldıkça daha da az ayıplanacak bir şey. Daha az ayıplandıkça bugüne kadar dayanmış olanlar artık dayanmıyor. Artık şehirleşme, modernleşme, kadının ekonomik gücünü kazanmasıyla dengeler

        değişmeye başladı. Ama bütün bunlar kesinlikle evlilik kurumunun bittiğini göstermez. İstatistikler şöyle bir şey gösteriyor: ABD’de yapılan bir çalışmaya göre boşanmış kişilerin % 75’i yeniden evleniyor. Hem de ilk 4 yıl içinde. 1/3’ü de boşanmanın ilk yılından sonra yeniden evleniyor. Müslümanlar da en yüksek boşanma ve yeniden evlenme oranı olan topluluklardan bir tanesi. İnsan hayatı, evlilikle uzuyor, daha kaliteli oluyor. İkinci evlilikler bu yüzden artıyor. Evlilik kurumunun insan doğasına aykırı olduğunu kesinlikle düşünmüyorum, insanlık var oldukça evlilik de var olacak.

        ‘Aile kurumu yok olmadı ama formu değişiyor’

        Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Doç. Dr.MAZHAR BAĞLI:

        “Ailenin, evlilik kurumunun sonu geldi” demek çok iddialı bir söylem olur. Ama kabul etmek gerek ki modernleşmeyle birlikte aile kavramında ciddi bir transformasyon yaşanıyor ve bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyada böyle. Evlilik dışı birliktelikler meşru görülmeye başlanıyor artık.

        Ailenin formunda bir değişiklik yaşanıyor fakat aile ortadan kalkmıyor. Sadece formu değişiyor, daha esnekleşiyor. Boşanmalar tabii ki olacak ama aile formu da moderndünyanın öngördüğü şekilde yeni yapısıyla devam edecek.

        Aşırı kurumsallaşma ailenin birçok işlevini elinden aldı. Örneğin çocuklar, ebeveynler için gelecek güvencesi olarak görülmüyorlar artık. Yok olma değil ama çözülme olarak okunmalı tüm bu yaşananlar. Geleneksel değerlerde bir aşınma olduğu muhakkak.

        İki yaklaşım var bu konuda: Birincisi “Aile bitti” diyen yaklaşım. İkincisi ise “Ailenin bitmesi mümkün değil, aile doğal birlikteliktir. Tarihsel koşullara göre gelişen, başlayan biten bir dayatma değildir. Tarihsel koşullara göre değişemez” diyen.

        Benim kendi kişisel kanaatim Türkiye’de ailenin eski katı formunun yumuşuyor olması ve daha esnek hale gelmesi. Aile tarihsel değil, doğal bir kurumdur. Bu yüzden de hep var olacak.

        ‘Kadınlar artık ‘Beyimdir’ demiyor, ‘Çekemem’ diyor’

        İzdivaç Programı Sunucusu ESRA EROL:

        Ben evlilik kurumunun tarihe karıştığı kanaatinde değilim. Fakat iletişim araçlarının günümüzde bu kadar yaygınlaşmasının, insanların birbirlerine daha kolay ulaşabilmelerinin ayrılıklarda ve ilişkilerin bozulmasında çok önemli bir etken olduğu görüşüne katılıyorum.

        Eskiden annelerimiz, babalarımız birbirleriyle uyumsuz olduklarını fark ettiklerinde bile evliliklerini bir şekilde sabırla sürdürüyorlardı ama artık bugünkü çiftler uyumsuzluklarını fark ettikleri anda vazgeçiyorlar, kimse kimseye tahammül edemiyor. Tahammül bitti.

        Kadın eğitim alıp ekonomik anlamda güçlendikten sonra, erkeğe maddi bağımlılığı ortadan kalktıktan sonra, ihanete uğradığında veya şiddete maruz kaldığında “Kocamdır, beyimdir, döver de sever de” demiyor artık. “Şekerim, kusura bakma seni çekemem, beni daha iyi tutacak, senden daha çok sevecek birileri vardır mutlaka” diyor ve çekip gidiyor.

        Bir de Avrupa özentimiz var elbette, Batı’daki özgür yaşam tarzı bizi cezbetti, kendimizi onlara yakın hissedince çözülmeye başladık.

        Bunları ben uydurmuyorum, her gün programda karşı karşıya geldiğim binlerce insandan, kadından, erkekten, her yaş grubundan, bizzat dinliyorum bu hikâyeleri.

        Ben evliliğin insanların tabiatına uygun olmadığını ve artık sona erdiğini düşünmüyorum. Ben, tekeşlilik taraftarıyım ve bunun geçici bir dönem olduğunu düşünüyorum. Bu da bir dönem, trend gibi, bunun da sonu gelecek, bir dur noktası var.

        “Biz ne yapıyoruz? Evlilikleri, aileleri tükettik mi?”nin arkasından bir düzelme olacağına inanıyorum.

        İnsanlar artık eşlerini kendileri buluyor, tek gecelik ilişkiler yaşıyorlar, özellikle kadınlar ciddi oranda eşlerini aldatmaya başladılar ama Anadolu hâlâ evlilik kurumuna inanıyor ve saygı duyuyor. Çözülme büyük kentlerde daha yaygın diye düşünüyorum. Modernleşmenin etkisini de göz ardı etmemek gerek...

        ‘Tekeşlilik yürek ister ama gereklidir’

        Psikiyatr Doç. Dr. ÖZKAN PEKTAŞ:

        24 yıllık meslek hayatımda birçok boşanmış çifti dinledim. Genelde boşanma sebepleri şöyledir: Ekonomik sorunlar, erkeğin çalışmaması, karısının gözündeki saygısını yitirmesi, kadının işe sahip olması, kaderine katlanmayı reddetmesi, hukukun kadına sahip çıkması, aile mahkemelerinin varlığı, hâkimin eskiden olduğu gibi kolaylıkla takdir yetkisi kullanamaması, kadın ve erkeğin eskiye göre asgari müşterekte anlaşma yerine daha fazla ilgi ve sevgi beklemesi, çevrelerinde boşanmış çiftleri fazla görüyor olmaları, birbirlerinin ilgi alanlarına önem vermemeleri, sadakatsizliğin gelişen teknolojik gelişmelerle kolay anlaşılır olması, kadının eskiye göre daha fazla tecrübeler yaşayarak eşten beklentilerini ona göre kıyaslayabilmesi, en önemlisi cinsel ilgisizlik ya da cinsel problemlerin algılanması, şiddetin her türlüsüne karşı çıkmak (fiziksel, sözel, cinsel vs), akrabalık ilişkilerindeki yapış yapışlık.

        Bu sorunlar olmadığında evliliklerin asla eskisi gibi olmayacağını ama çok daha keyifli olacağını düşünüyorum. Kurumun çözüldüğünü ise asla düşünmüyorum. Evlilik korunması gereken profesyonel bir kurumdur. Profesyonel kurumlar üretir, başarıyı getirir, elbette kurallar barındırır. Tekeşlilik yürek, ahlak ve sorumluluk ister.

        Diğer Yazılar