Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Milli muharip uçak projesinin (Turkish Fighter TF-X) en önemli unsuru olan motorunun yerlileştirilmesi konusunda geçen haftalar imzalar atıldı. Böylece bu işte sorumlu adres belli oldu. Hayırlı olsun. Zor, ama kesinlikle Türkiye’nin girmesi, olması gereken bir teknoloji alanı.

        Ne kadar sürede başarı yakalanır, ne kadar emek, zaman ve para harcanır, kestirmek zor. Fakat kesin olan bir şey var; Bu projeye başlandığımız an, aslında kazanmaya başlamış olduk. Ülkemizin geleceği adına biraz geç de olsa önemli bir adım attık. Neyi, ne kadar ve hangi zaman diliminde başarabileceğimizi, insan potansiyelimizi, teknolojik kapasitemizi de görmüş olacağız. Dünyada teknolojiye öncülük eden belli başlı ülkeler var.

        Halihazırda dünyada nükleer teknolojiye sahip 8 ülke bulunuyor;

        1) ABD,

        2) Rusya,

        3) İngiltere,

        4) Fransa,

        5) Çin,

        6) Pakistan,

        7) Hindistan,

        8) Kuzey Kore.

        Nükleer güce sahip olduğu düşünülen 2 ülke daha var; İran ve İsrail.

        İsrail'in kendisi açıklama yapmasa da büyük çapta nükleer silah gücü olduğuna inanılıyor. İran'ın da nükleer enerji elde etmek için uranyum zenginleştirme programı olduğu ve bu programın bir sonraki aşamaya dönüşmemesi için ABD’nin ambargosu tekrar gündemde.

        Dünyada jet motoru yapabilen ise sadece 4 ülke var;

        1) ABD,

        2) Rusya,

        3) İngiltere,

        4) Fransa.

        Günümüzün en popüler konusu insansız hava araçları (İHA) tarafında ise durum çok daha farklı. Nükleer ve jet motorunda olan bazı ülkeler, halihazırda teknolojinin bu tarafında yok, ama Türkiye etkin bir şekilde mevcudiyetini hissettiriyor.

        Şu an dünyada tam otonom, faydalı yük taşıyan silahlı insansız hava aracı (SİHA) yapabilen 6 ülke dikkat çekiyor;

        1) ABD,

        2) İsrail,

        3) Çin,

        4) Güney Afrika,

        5) İran,

        6) Türkiye.

        Bu tablo Türkiye’yi yüksek teknolojinin tüm alanlarında motive etmeye yeter. Ancak yüksek teknoloji alanında çalışmak isteyen özellikle özel sektörün önünün tam açılması gerekir. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ (TUSAŞ-TAI) yaklaşık 700 milyon dolar kaynak harcayarak, uzun yıllar sonra hizmete sokabildiği ANKA’ların hikayesi bu konuda önemli referans olabilir. Çünkü Baykar Makine’nin milli ve özgün Bayraktar İHA ve SİHA’ları bir ihale neticesinde, 12 adedi sadece 49 milyon dolara mal edildi. Ve ANKA’lardan çok daha kısa sürede ve millilik oranı çok daha yüksek seviyelerde ve ondan çok önce Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) kazandırıldı. Bayraktar İHA ve SİHA’ların TSK envanterine giren alanındaki ilk hava araçları olduğu, arka planındaki tuhaf kamu/bürokrasi ayak oyunları hikayesiyle birlikte sürekli olarak gündemde tutulması gerekir.

        Yüksek teknoloji çalışmalarında kamu otoriteleri maddi ve manevi her türlü desteği verebilir, ama beyin desteği veremez. Bu sebeple, özel sektördeki küçük veya büyük şirketlere de hiçbir ayrım yapılmadan, yüksek teknoloji alanında çalışan kamu kurumları veya vakıf şirketleri gibi destek verilmesi icap ediyor. Hatta bazen kamu kurumları ve vakıf şirketleri yerine hızlı, verimli ve kaliteli neticeler alınması için özel şirketlerin tercih edilmesi gerekir.

        Böylesine yüksek teknoloji gerektiren alan adım atıldığı zaman, başarıya kısa veya uzun vadede ulaşılması, hatta ulaşmakta zorlanılması halinde bile ciddi kazanımlar getirir. Buralarda elde edilen tecrübeler, birikimler, geliştirilen teknolojik ürünler, eğer bir çalışma prensibiniz, disiplinleriniz varsa başka alanlarda çeşitli sektörlerin de hizmetinde kullanılır.

        Jet motoru gibi hassas, sabır gerektiren ve ciddi kaynak harcanması gereken teknolojik hamlelerde, ülkenin kısıtlı maddi imkanlarının, az olan yetişmiş insan gücünün planlı ve programlı olarak iyi kullanılması şart. Aksi halde programın ağır aksak yürümesine bile sebep olunabilir. Aynı alanda birbirine rakip iki ayrı gurup çıkarmak bazen iyi olabilir. Ancak böylesine hassas ve nitelik yüksek teknoloji alanlar, dublikasyon kaldırır mı, iyi düşünmek gerekir.

        Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) geçen hafta TF-X projesi kapsamında BMC bünyesindeki TR Motor şirketi arasında Özgün Motor Geliştirme Programı Çerçeve Sözleşmesi imzalandığında, Altay Tankı’nın motorunda yaşanan sorunlara göz attım. En başta platform ile motorun paralel geliştirilmesi konusunda ciddi bir senkronizasyon eksikliği söz konusuydu. Sonrasında başka hususlar gelişti. TF-X projesinde de benzer hataların olmaması gerekir. Ama senkronize çalışma başlatılırken bu konuda ne derece başarılı olabilecek paydaşlarla yola çıkıldığına bakılması icap ediyor. Galiba bu sebepten olacak ki, Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir, milli muharip uçağı (TF-X) projesi kapsamında yabancı bazı motor şirketlerine kapının kapatılmış olmadığını açıklama durumunda kalmış.

        Mesela Kale-Rolls Royce (TAEC) ortaklığı da uzun süredir TF-X projesinde ihtiyaç duyulan 5. Nesil bir savaş uçağının motorunun Türkiye’de geliştirilip, üretilmesi için çaba sarf ediyor. Yabancı motor üreticilerinden birisi bu gurup. Ayrıca Kale Grubu’nun seyir füzelerinin motorlarının milli ve özgün olarak geliştirilip, üretimi konusunda ciddi birikimleri de var.

        Öte yandan TUSAŞ’ın iştiraki olan ve yıllardır motor konusunda çalışan, son yıllarda atılıma geçen TEİ’nin de çalışmaları, önemli başarıları söz konusu. Ancak General Electric ile ortaklığı bazı soru işaretleri içeriyor. Eğer milli muharip uçağının motorunun yerli olması nihai hedefse, kaynaklar ve imkanların iyi kullanılması lazım. Doğal olarak uçağın motorunun yerli ve milli olabilmesi için fikri mülkiyet haklarının da Türkiye’ye ait olması önem arz ediyor.

        Ancak ilk uçuşunu 2023 yılında gerçekleştirmesi hedeflenen uçağa bu kadar kısa sürede milli jet motoru yetiştirmek zor. Hatta 2016’da uçağın ön tasarım aşamasında İngiliz BAE Systems ile işbirliği yapıldığına göre büyük ihtimalle kısa vadede motor temini için de yine tecrübeli bir ortakla işbirliği gerekiyor. İkinci aşamada hem uçağı, hem de motorunu millileştirmek daha makul görünüyor. Fakat ikinci aşama için de günümüzde ve öncesinde atılan imzalar keyfiyet arz ediyor. Zaten İsmail Demir’de Rolls Royce ve General Electric gibi şirket isimleriyle gündeme gelen yabancı tekliflere vurgu yaparak; "Sürenin uzunluğu göz önünde bulundurularak bu şirketlerin yaptığı teklifler inceleniyor" açıklamasını yapmıştı.

        Netice itibariyle çok çalışarak, işin gereğini yaparak, doğru zamanda doğru adımları atarak, yüksek teknoloji alanında çalışan herkese fırsat eşitliği sağlayarak, özel sektörün önünü açarak Türkiye dünyanın jet motoru üreten 5. ülkesi olabilir.

        Diğer Yazılar