Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Öncelikle merakları gidereyim. Türkiye rüzgâr türbinü geliştiriyor. Bu konuda ciddi mesafe kat edildi. Hatta ilk yerli, milli ve özgün tasarım rüzgâr türbinüne de kurulduğu yerde sabotaj bile yapıldı. İstanbul'da İSKİ'nin güvenli sahasında, nizamiyesi olan Terkos Gölü içinde kurulu bulunan TUSAŞ Motor Sanayi AŞ'nin (TEI) geliştirdiği rüzgâr türbinüne faili meçhul bir sabotaj girişimi oldu. Birileri güvenli sahaya tarlalardan geçmiş, asma kilidi kırmış, yukarı çıkmış, mekanik sistemi kitlemiş ve türbinün kabloları kesmiş!

        Bu sabotaj sonrası sizce neler olmuştur? Okuyun dudağınız uçuklasın. Sabotajdan önce TEI yetkilileriyle birlikte sahaya giden teknik hakemler, rüzgâr türbinü için ‘Her açıdan başarılıdır' raporu yazmışlar. Akabinde ise bu olay, sabotaj meydana gelmiş. Bu defa sabotaj sonrası teknik hakemler ikinci raporu yazmışlar; ‘Rüzgâr türbinü her bakımdan (imalat, tasarım vs.) fail etmiştir (çökmüştür).' Sabotajla kabloları kesilen yerli rüzgâr türbinüne bir ay sonra aleyhte rapor yazılması rastlantı olabilir mi? Bu şekilde davranan teknik hakemler ülke aleyhine olan bu cesareti nereden bulabiliyorlar? Soruşturulması gerekmez mi?

        Hâlbuki TEİ yetkilileri, yerli rüzgâr türbinü çalışırken, rüzgâra karşı yön değiştirirken, devir değiştirirken hepsini teknik hakemlere göstermişler. Teknik hakemler de incelemeleri sonrasında ‘Her bakımdan başarılıdır' diye raporlarını yazmışlar. Ama bir ay sonra ne değiştiyse, hangi eller devreye girdiyse, aynı teknik hakemler, bu defa tam tersini yazmışlar. Evet, bir ayda ne değişmiş olabilir?

        Sabotajla ilgili olarak da jandarmaya suç duyurusunda bulunmuş, ama henüz bir netice alınmış değil.

        Gelelim işin bam teline. Son 3 yılda Türkiye toplam 6 milyar Euro değerinde rüzgâr türbinü ithal etti. Yani yılda 2 milyar Euro. Bunun yıllık ithalatçı komisyonunun en az 100 milyon Euro olduğu düşünülürse sabotajın tamamen duygusal olduğunu kestirmek de zor değil.

        TEİ'nin rüzgâr türbinünde ilk proje hedefi 500 watt’lık. Bunu yapıp, başardıktan sonra endüstriyel türbinünde hedefi olan 2,5-3 megawatt'a geçmek var. Amaç bunun önünü kesip, ithalatın veya Türkiye'de yabancı şirketlerin yerli türbin adı altında üretimlerinin önünü açmak.

        Konuyu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkililerinin de dikkatine sunuyorum. Bakanlığın harika bir modeli olan ‘Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA)' projeleri de bu tarz sabotaj eylemleriyle başka bir boyuta taşınabilir. Türkiye, yenilenebilir enerji alanında teknoloji ihraç edecek hale gelmesine ramak kala ithalat sarmalına düşebilir. Hatırlatmış olayım...

        TÜRK TELEKOM'DA DEĞİŞİM NEREYE KADAR OLACAK?

        Son yılların en önemli tartışma konusu Türk Telekom’da (TT) beklenen ilk değişim gerçekleşti. En büyük Arap hissedarın; Lübnanlı Hariri ailesine ait Saudi Oger'e bağlı Oger Telecom'un Türkiye’de TT için kurduğu Ojer Telekomünikasyon AŞ’nin (OTAŞ) Türk bankalarına olan 4,75 milyar dolar borcunu ödeyememesi üzerine gelişen olaylar silsilesinde ilk aşama kamunun devreye girmesiyle geçildi.

        Turkcell’de de tam olarak TT’ye benzemese de hissedarlar arasında meydana gelen tartışmalar, kilitlenen şirket yönetimi yine kamunun devreye girmesi ve rol almasıyla çözülmüştü.

        Her iki kurumunda neticede lisans sahibi devlet olduğu için müdahaleler yapıldı. İhaleyle belirlenen işletme süresi dolduğunda her iki kurum tekrar devletin kontrolüne geçecek. Bu sebeple kamu, değişik yöntemlerle telekomünikasyon piyasasına müdahil oluyor. Böylece belirli süreyle lisansları özelleştirilen 3 özel şirkete; TT, Turkcell ve Telsim (Vodafone) devlet eli değmiş oldu. Ancak TT’de Araplar varken de devletin yönetimde ağırlığı söz konusuydu, ama buna rağmen Türkiye’ye zarar veren çok yönlü gelişmeler yaşandı.

        Netice itibariyle Türk Telekom'un en büyük hissedarı OTAŞ'ın yüzde 55 hissesi, kredi veren bankaların; Akbank, Garanti ve İş Bankası’nın kurmuş olduğu Levent Yapılandırma Yönetimi AŞ’ye geçti. Yönetim kurulu başkanlığına ise Ulaştırma Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan getirildi. Sayın Sayan ile bu değişimin şirket içinde de devam edeceği belirtiliyor. Hatta sektörden önemli bir yetkilinin, ‘TT’nin icrasında, yani genel müdürlük tarafında yaşanacak değişiklik daha önemli olacaktır’ şeklinde bir uyarıda bulunduğunu belirteyim. 25 Ocak 2019’da yapılacak olağanüstü genel kurula kadar bakalım TT’de değişim rüzgârı nasıl esecek?

        Benim asıl merak ettiğim husus ise çok daha farklı. Defalarca bu köşede mevzuyu gündeme getiren birisi olarak, Savunma Sanayi Başkanlığı’nın (SSB) maddi ve manevi desteğiyle yol alan, Aselsan, Netaş ve TT iştiraki Argela’nın geliştirip, ürettiği yerli baz istasyonu ULAK’a bu aşamadan sonra Türk Telekom’un nasıl davranacağı merak-ı mucibimdir.

        En azından TT’nin de ULAK’a Turkcell kadar ilgisi olsa yetecektir. Önceden ‘TT’de ağırlık hisse Arapların’ bahanesi vardı. Bitti. Bu meseleye yeni TT yönetiminin, hassaten Sayın Sayan’ın eğilmesi gerekiyor. Yoksa milli, yerli ve özgün teknoloji ürünlerimizi nasıl geliştirebiliriz? Aksi halde bu yaklaşım da milli teknolojiye farklı bir sabotaj girişimi olarak dikkat çekecektir.

        Ulaştırma Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) da artık üzerine düşen vazifelerini bahane üretmeden, yabancı şirketlere göz kırpmadan yerine getirmesi şart. Defalarca sordum, cevabını alamadım. Bir kez daha Ulaştırma Bakanı Mehmet Cahit Turhan’a soruyorum; ‘4,5G ihale şartnamesindeki yerlilik kriterlerini, Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom ne kadar karşıladı? İhale kriterlerini yerine getirmeyenlere herhangi bir müeyyide uygulandı mı?’ Lütfen 5G’ye geçiş bahanesiyle, bu konu geçiştirilmesin, hasıraltı edilmesin.

        EMIRATES DE SABİHA GÖKÇEN'E TALİPMİŞ...

        Kaynağım Para Dergisi. Uzun süredir hissesinin % 50’lik kısmını satacağı gündeme gelen Sabiha Gökçen Havalimanı’na Dubai merkezli havayolu Emirates de talip olmuş. Havalimanında etkin bir işletmeci olamayan Malaysia Airports Holding (MAH) ile Emirates’in görüştüğü de belirtiliyor. Sabiha Gökçen 2007’de özelleştirildiğinde, yönetimi Limak (%40), Hintli GMR (%40) ve Malezyalı MAH’a (%20) geçmişti. 2014’te GMR, daha sonra da Limak hisselerinin tamamını MAH’a devretti. Başlangıçta en küçük hissedar olan MAH, havalimanının tamamını almış oldu. Bir dönem TAV da ortak olmak istedi. Hatta anlaşma bile imzalandı, ama devir gerçekleşmedi. Halen daha da sanıyorum TAV’ın ilgisi devam ediyor. Son olarak Türk Hava Yolları’nın da talip olduğu gündeme geldi. Ancak Rekabet Kurumu’nun THY’ye; ‘Hisse alabilirsin, fakat yönetiminde olamazsın’ mealinde bilgi verdiği ve bunun üzerine satışın gerçekleşmediği söylendi. Bakalım ipi kim göğüsleyip, Sabiha Gökçen’i modern bir yönetime kavuşturacak?

        Diğer Yazılar