Sebze ve meyvenin makul fiyatlarla vatandaşa ulaşması için tanzim satış merkezleri devreye sokuldu. En kalabalık şehirlerde başta İstanbul ve Ankara olmak üzere tanzim satışlar hizmete girdi.

Mevsimi olmayan dönemlerde  şüphesiz ki domates, salatalık, biber, patlıcan  gibi sebzelerin fiyatları yüksek oluyor. Ama mesele bu değil. Problem sezonunda veya mevsim dışında seralarda yetiştirilen ürünlerin üreticideki rakamıyla, tüketiciye ulaşan nokta arasındaki yüksek farklar. Aracılar sebebiyle ortaya çıkan astronomik bedeller. Dolayısıyla yazın sebzesini kışın tüketmek elbette pahalı olur savunması yersiz.

Sürdürülebilir bir yöntemle tanzim satış merkezleri hizmetlerine devam edebilir mi? Bu ayrı bir konu. Ancak yeni hal yasasıyla aracıların kontrolü asgariye indirilerek, üreticiden tüketiciye sebze-meyvenin ulaştırılması için de hükümet çalışma yapıyor. Bu çalışma çok daha önemli. Ve devamlılığı olacak, piyasadaki tartışmaları da azaltacak bir adım olabilir. Bu sebeple tanzim satış merkezleri yerine yeni hal yasasını tartışmak çok daha önem arz ediyor.

Tarım  ve Orman  Bakanı  Bekir Pakdemirli  de özellikle yeni hal yasasına dikkat çekiyor. Çünkü asıl çözümü burada aramalıyız. Ancak sebze-meyve denilince unutulmaması gereken çok önemli bir konu daha var ki asıl tanzim oraya gerekiyor.

Evet, domatesi, patlıcanı tüketirken fiyat yüksekliğinden şikâyet edip çözüm arıyoruz, peki ya üretim tarafı? Ne derece sağlıklı ürünlerle besleniyoruz? İhraç edilen sebze-meyve için sıkı kontroller, denetimler var. Ama yurtiçindeki tüketilenler için böyle bir kontrol yok. İhraç edilen birçok ürün sınır kapılarından ilaç kalıntısı veya başka sebeplerden dönünce direkt iç piyasada satılabiliyor.

Bir konserve üreticisiyle bu durumu konuştuğumda; ‘Eğer gümrükten çeşitli sebeplerle dönmüş ürün bulursan hemen al. Çünkü iç piyasadakilerden çok daha sağlıklıdır’ cevabını alınca şaşırmıştım.

Dolayısıyla iç piyasaya sürülen ürünlere de denetim, kontrol ve tanzim gerekiyor. Hangi şartlarda, ne kadar sürede, nasıl bir sistemle, hangi tür gübreyle, ilaçla yetiştirildiğini bilmeden, sera mı, tarla mı anlamadan, sorgulayamadan tüketiyoruz.

Tarım ülkesiyiz, lakin uzun yıllar tohumları dışarıdan temin ettik. GDO’lu ürünler, hibrit tohumlar tarla ve seralarımıza tarım da verimlilik adı altında yerleşti. Ve çoğu meyve-sebzenin tadı kaçtı.

‘Büyük Taşınma’ için ‘Küçük Tartışma’ olmaz mı?

Önemli bir yabancı havayolunun Türkiye yetkilisi, İstanbul Havalimanı’na taşınmanın belirsizliği sebebiyle dert yandı. Nasıl bir yol haritası çizeceklerini bilemediklerinden, resmi açıklamaların çok geç yapılmasından, açılış tarihinin muğlaklığından şikayet etti.
‘Taşınma Nisan’ın ilk haftasına ertelendi.’
Dedim.
‘Bize resmi bir şey ulaşmadı. Dolayısıyla ne yapacağımızı bilemiyoruz.’
Cevabını verdi.

Yeni havalimanının resmi açılışı 29 Ekim 2018’de yapıldı, ama tam kapasite hizmete girişi için Atatürk Havalimanı’nın ne zaman kapanacağı bilinmiyor. Dolayısıyla ‘Büyük Taşınma’ da gizemini koruyor.

Atatürk’ten, İstanbul Havalimanı’na ‘Büyük Taşınma’ ne zaman olmayacak, ben biliyorum, tahmin ediyorum ve tecrübemle söylüyorum. Ama Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri bir türlü net tarih veremiyor. Sürekli erteleme oluyor.
En iyi tarihin hem hava şartları hem de mahalli seçimler sebebiyle Nisan’ın ilk haftası olduğuna defalarca vurgu yaptım. Bakanlık ise önce 1 Ocak, sonra 3 Mart açıklamalarını yaptı. Son durum ‘Büyük Taşınma’ Nisan’ın ilk haftasına ertelendi. Bilgi bu, ama henüz resmi açıklama yok.

Hasılı İstanbul Havalimanı’na ‘Büyük Taşınma’ ne zaman olacak sorusu öncesi koordineli ve kapsamlı ‘Küçük Tartışma’ yapılmayınca ortaya böyle garip bir tablo çıkıyor.

Başta Türk Hava Yolları (THY) olmak üzere diğer şirketlerin hazırlık durumu, taşınma dönemine bakışları önemli. Bakanlığın ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin (DHMİ) taşınma tarihini paydaş kurumlarla birlikte doğru zaman için koordine etmemesinin sıkıntıları yaşanıyor olabilir mi?

Devasa, küresel ölçekte dikkat çeken, havacılık sektörünün çok yakından takip ettiği, bölgesel dengeler anlamında önemli, milyar dolarlık bir tesise bu muamele reva mı?

ABD S-400 üzerinden pazarlık peşinde

Türkiye, hava savunmasında zorunlu yol haritası olarak tercih ettiği S-400 füzeleri sebebiyle Amerika tarafından ne tür pazarlıklara zorlanıyor olabilir? Kendisi hava savunma sistemi öneriyor, görüşmeler yapılıyor, yetmedi bir yandan da Rusya’dan satın alınan S-400 füzelerinden vaz geçin deniyor. Acaba Türkiye, S-400 için kararını vermemiş olsaydı, ABD bir müttefik olarak bugünkü noktada olabilir miydi? Elbette hayır. Tıpkı yıllar önce hava savunma sistemi için arayışlara başlandığında olduğu gibi kapıları kapatırdı.

Türkiye, S-400’lerden vaz geçmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı yetkililerce defalarca açıklanmasına rağmen bu baskı neden yapılıyor? ABD’nin itirazları, endişeleri dikkate alınarak güvenceler de verilmesine rağmen tartışma niçin gündemde tutuluyor? S-400’lerin ABD elektronik sistemlerini taşıyan uçaklar ve radarlarla yan yana bulunması halinde askeri açıkları ortaya çıkaracağına vurgu yapılmaya niçin devam ediliyor?

Türkiye ile Rusya savunma alanındaki en büyük işbirliği S-400, ama bu duruma başta ABD olmak üzere NATO’daki müttefik ülkeler sebep oldu. Şimdi de şikâyet etmelerinin, arıza çıkarmalarının arka planında ise başka şeyler görecek gibiyiz.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!