Dünyadaki tüm havayolları arasında en geniş uçuş ağı olan Türk Hava Yolları'nın (THY) en yoğun sefer düzenlediği, tüm sınıflarda en verimli bilet satışı yaptığı noktaların başında Londra ve New York geliyor. Londra’nın iş, sanat ve sosyete için önemi nedeniyle yeni dünya düzeninde farklı bir konumu var.

Durum böyle olunca bu hatta uçmak, yer bulmak da kolay olmuyor. Son günlerde en fazla mail aldığım, mesajlarla dikkatimin çekildiği, hatta desteğimin istendiği bir konu var: Londra hattında ciddi “no-show” problemi yaşanıyor.

Londra seferlerinde hassaten business class’ta uçmak isteyenler yer bulamama sorunuyla karşılaşıyorlar. Ancak uçağa bindiklerinde koltukların boş olduğunu görüp, şaşırıyorlar. “Hani yer yoktu. Fakat koltuklar boş.” Serzenişlerini, ilk şikayetlerini kabin personeline iletiyorlar. Peki durumla yolcular neden karşılaşıyor?

Bu konu havacılık sektöründe özellikle yoğun hatlarda ve yüksek sezonlarda bir rezervasyon problemi olarak sıkça karşılaşılan “no-show” problemi dışında farklı bir detay içerebilir mi düşüncesiyle THY’ye de sordum.

“Londra seferlerinde business class’ın dolu gözükmesi, fakat uçağa binince koltukların boş olması münferit aralıklarla karşılaşılmış bir durum olarak gözükmemektedir. Koltukların boş olma ihtimali “no-show’ olarak değerlendirilebilir.” Aldığım cevap bu şekilde.

Şimdi gelelim “no-show” meselesine. Yolcunun onayladığı rezervasyonlu yerinin veya biletinin olmasına rağmen, uçağa gitmeyerek, uçuşunu gerçekleştirmediği durumlar, uçakta koltukların boş uçması anlamına geliyor.

Havayollarının ve THY’nin en fazla gelir sağladığı, rekabette yarıştığı business class yolcularının yüksek rakamlı belli sınıflarda, sadakat kartlarıyla, “Corporate Club” programıyla uçması sebebiyle normal yolcular gibi genelde cezai işleme tabi olmuyorlar. Zira çoğunlukla bu biletler esnek opsiyonlarla satın alındığı için uçuş belli bir süre kala iptali ya da saat değişikliği olabiliyor.

Bir başka önemli konu ise transit yolcuların bir önceki uçuştan uçağa yetişememeleri sebebiyle koltuklarını boş kalması. Bu da yolcudan ziyade havayolu kaynaklı bir problem olarak öne çıkıyor ve koltukları boş kalıyor. Havayolları için de ciddi maliyet anlamına geliyor.

Business yolcuları konfirme rezervasyonları olmasına rağmen uçuşa yetişememe durumunda son anda seyahatlerinden vazgeçmeleri sebebiyle de belli saate kadar tuttukları koltuklar satılamayınca, o koltuklar boş kalıyor. “Uçmadan önce yer yok, binince koltuklar boş” tablosunun sebebi bu. Business yolcuyu küstürmemek için bu yaklaşım hemen hemen tüm havayollarında söz konusu ve boş koltukla uçulmasının önüne geçmek için de henüz tam bir çözüm bulunmuş değil.      

***

 Japonlar ilk Airbus A350’ye nasıl kavuştu?

Bir Japon havayolu, 50 yıl boyunca yani Airbus’ın kuruluşundan bu yana tek bir uçak dahi sipariş etmemiş. Hatta bu zaman zarfında merak edip Airbus’ın uçaklarıyla ilgilenmemişler. Bu kadar muhafazakarlık olur mu demeyin? Olmuş. Geçen hafta böyle bir şirketin Airbus’tan teslim aldığı ilk uçağın törenine katıldım. Eğlenceliydi.

O havayolu 1951’de kurulan Japan Airlines (JAL),  teslim aldığı uçak ise Airbus’ın son gözdesi A350XWB ailesinin üyesiydi. Japonlar ilginç muhafazakar yanlarını yeni model uçakları teslim alma törenlerinde de gösteriyorlar. Mesela uçak içi konfigürasyonu paylaşmıyorlar. Kabini gezdirmiyorlar. JAL da ilk teslim aldığı A350-900 modelinin içini gezdirmedi. Tanıtmadı. Nasıl bir kabin tasarımıyla uçacaklarını paylaşmadı. Eylül’de gerçekleştirecekleri ilk yolculu seyahata kadar da eğitim uçuşları yapacaklarmış.

Japon yaklaşımı ilginç bir nokta daha var. JAL, A350-900 çift koridorlu, uzun menzilli uçakla ilk uçuşunu iç hatlarda, Tokyo-Fukuoka hattında yapacak. Bu uçakları iç hatlarda da yoğunluklu kullanacaklar. Dünyadaki en yoğun iç hat uçuşuna sahip ülkelerden birisi olan Japonya’da iç hatlarda bu uçakların kullanılmasının ne derece verimli olacağı sorularına başka ülkelere örnek teşkil edecek tatmin edici cevapları yapılan toplantılarda alamadığımı ifade edeyim.

 Öte yanda All Nippon Airways de (ANA) ilk Boeing 787 Dreamliner’ı Seattle’da teslim aldığında kabini gezdirmemişti. ANA yetkililerinin uçağı geç teslim eden Boeing’le kızdıkları için böyle davrandıkları fısıltı alemine yayılmıştı. Ama gecikme kadar Japon muhafazakarlığının da bu durumda payı varmış.

Japonlar, Boeing-Airbus rekabetinde daha fazla ABD’ye yakın oldukları için yoğunlukla Boeing kullanıyorlardı. Galiba bu durumda değişmeye başlamış. JAL’in teslim aldığı uçak bu havayolunun filosundaki ilk Airbus olurken, Japonya’nın ilk A350-900 modeli olarak kayıtlara geçtiğini belirteyim.  

 

 ***

Airbus’ın merkezine Boeing’le yolculuk

Airbus’ın merkezi Toulouse’da gerçekleşen Japon Havayolları'nın (JAL) ilk Airbus A350-900 model uçağının teslim törenine Boeing 737-800 ile gidip, döndüm. İlginç değil mi? Airbus’ın merkezine Türk Hava Yolları (THY) rakibi Boeing’le sefer düzenliyor. Ama neden?

Bu hat açılırken araştırılmış. Operasyon maliyetlerine, yolcu profiline, kargo detaylarına bakılmış Boeing 737-800’lerde karar kırılmış. Airbus durumu öğrenince rahatsızlığını hissettirmiş, ama bir süre muadili tipteki Airbus’larla uçulmasına rağmen bu hat şu an yine Boeinglerin kontrolünde.

Tersi bir durum olursa ne olur? Boeing’in Amerika’daki merkezi Seattle, henüz THY’nin uçuş ağına girmiş değil. Ama uçulması için çalışmalar yapıldı. THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı ile de bu konuya birkaç defa ayrıntılı konuştum. Kuzey Amerika’da Seattle mı, yoksa Vancouver mı THY için verimli olur araştırması yapılmış. Seatle bir adım öne çıkmış.

 Merakım şu:

THY, 2020’de filosuna katacağı Airbus A350-900’lerle Boeing’in merkezine sefer yaparsa ne olur? Veya bu hatta, yakında THY filosuna katılacak Boeing 787 ile mi uçmak daha verimli olur yoksa A350 ile mi?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!