Bu kadar yoğun gündemi, birbirinden farklı, birbirinden derinlikli ve önümüzdeki yılları şekillendirecek konuları nasıl yorumlamak gerekir? Batılı müttefiklerimizin tepki vermedikleri FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişiminin üçüncü yılı anma programları arasında veya denk getirildiği günlerde, Rusya’dan S-400 hava savunma sisteminin Türkiye gelişinin yankılarını nasıl ele almalıyız? Yada bırakın bizimkilerini dünya bu gelişmeyi nasıl görüyor?

‘S-400’ler gelmez’ diyen Türkiye’deki sözde etkili/yetkili çevreler ve uzman zevat takımı bile şaşkın. Halen daha da ABD’den gelecek yaptırım kararlarında kulakları. Türkiye’yi zora sokacak bir karar açıklansa zil takıp oynayacaklar. Ama Batılı müttefiklerimiz içerdeki hayranları kadar hesapsız değil!

Fakat şunu görmek mümkün. ABD’den Rus S-400’ler için gelecek yaptırım kararının, Avrupa Birliği’nden (AB) Kıbrıs için açıklanan veya alınan 4 maddelik yaptırım kararından farkı olmayacak. Yani Türkiye’yi haklı davasında yolundan edecek, Batı kampından da uzaklaştıracak bir şey çıkmayacak gibi görünüyor. Aslında bu aşamadan sonra ne karar çıkarsa çıksın şu veya bu şekilde Türkiye’nin lehine olacaktır. Çünkü geç kaldığımız, yıllarca ihmal ettiğimiz her iki konuda da şu günlerde öncü rol alan, gündem belirleyen Türkiye’nin kararlarıdır.

Öte yandan S-400 konusunda ABD ile müzakereler devam edecek gibi görünüyor. Türkiye’nin en başından beri talep ettiği ortak bir komisyon kurulması önerisi halen daha masada. Bu konuda gelişme olursa şaşmamak lazım.

Program ortağı olduğumuz F-35 savaş uçaklarıyla ilgili tartışmalarda henüz rafa kalkmış değil. Aslında Batılı müttefiklerimizle özellikle de ABD ile yeni bir sayfa açmanın, yeni işbirliği modeli geliştirmenin zihinleri kurcaladığı günleri yaşıyoruz. Bu sebeple ABD S-400’ler ilgili yaptırım kararını açıklamadı. Bir kaç seferdir bu konuyla ilgili toplantılar da erteleniyor. Çünkü dünya atmosferi değişiyor. Çok farklı gelişmeler ve oluşumlar gerçekleşiyor. Yeni bir dönemin kapısını S-400’ler araladığımızı ancak önümüzdeki yıllarda anlayabileceğiz.

S-400 ve F-35 meselelerinin hiçbirisi Türkiye’nin içinde tartıştığımız konulardan önemli değil. İçeride birlik, düzen, adalet, kalkınma, liyakat, yolunda giden işler olursa, dışarıdan gelecek tehlikeler daha kolay atlatılır.

ABD basınına sızdırılan habere göre, Türkiye’ye Rus S-400 hava savunma sistemini teslim almaya başlamasının ardından hangi yaptırım paketini uygulacağını kararlaştırmış. Yaptırımlar da önümüzdeki günlerde açıklanacakmış.

AB’nin yaptırım kararlarını sızdırmasından farklı bir durum var. Çünkü ABD yaptırımlarının yürürlüğe girmesi için Başkan Trump’ın da onay vermesi gerekiyor. Acaba bu sızdırma haber, ‘S-400’ler gelmez’ lobisinde nasıl değerlendiriliyor.

Bakalım S-400’ler Türkiye’yi Batı’ya ne kadar yaklaştıracak veya uzaklaştıracak? Ya da denge nasıl bulunacak? Batı’dan uzaklaşan bir Türkiye’nin Doğu’da değeri de azalacağından denge önemli. Türkiye iki kutup arasında daha değerli hale neden gelmesin?

XXXX

AB’nin havalı kararı olur, yaptırımı olmaz

Avrupa Birliği (AB) geçen ay, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmalarının ‘yasa dışı olduğunu’ açıklamış ve çalışmalara son verilmemesi halinde Türkiye'nin ‘yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceği’ uyarısında bulunmuştu. İşte o 4 maddelik yaptırım karar listesi geçen hafta önce medyaya sızdırıldı. Dünde resmen açıklandı. İçi bomboş bir yaptırım listesi. AB, bu kararı açıklamakla Kıbrıslı Rumlara ve Yunanistan’a verdiği sözü tutmuş oldu.

Karar ne diyor? AB, Türkiye ile üst düzey temasları ve ‘Kapsamlı Hava Taşımacılık Anlaşması’ müzakereleri askıya alacakmış. Türkiye'nin AB'den 2020'ye kadar alması öngörülen 145.8 milyon euro'luk üyelik öncesi mali fonlarda kesintiye gidecekmiş. Aldıkları yaptırım kararları zaten hükmü geçmiş maddelerden oluşuyor.

Geçen hafta yazdım. Havacılıkla ilgili müzakereleri isteyen AB, Şubat sonu, Mart başı gibi durduran ise Türkiye. Çünkü bu müzakere neticesinde 28 AB üyesi ülkeden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile de anlaşmaya imza atmamız istendiği için Türkiye bu görüşmeleri sonlandırmış. AB’nin bir numaradaki havacılıkla ilgili yaptırım kararında durum bu. Diğerlerini düşünün.

Bu sebeple Dışişleri Bakanlığı, 'Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon faaliyetlerini sürdürme kararlılığını etkilemeyecektir. ' şeklinde kısa bir açıklama yaptı.

XXX

Yangındaki iki kurum THK ve Orman Bakanlığı

Ormanlar yanmaya başlayınca aklımıza kimin söndürmesi gerektiği, ilgili kurumlar, havadan söndürmede görev alabilecek hava araçları ve çok sonra bu konuyla ilgili yapılan ihaleler geliyor. Ve konu gelip Türkiye’nin bu husustaki en sorumlu ve sorunlu kurumları; Türk Hava Kurumu (THK) ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na dayanıyor.

THK yıllarca yazıp, başkanlarına inanıp, programıma konuk alıp, destek vermemek rağmen sonuç alamadığım, takip etmekten bıkıp usandığım, inançlarımı yıkan bir kurum.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ise savunulacak hiçbir tarafı yok. Nereden tutsanız elinizde kalır. Yıllarca yangın söndürme ihalelerini, gıdada tağşiş olaylarını takip ettim, yazdım. Kendi yediğine bile dikkat etmeyen, kontrolü bile çok gören isimlerin bakanlık koltuğuna oturduğu bir bakanlık oldu. Şimdi buradan doğru, düzgün ihale yapmasını beklemek haksızlık olmaz mı?

Tarım ve Orman Bakanlığı neden doğru, düzgün bir ihaleyle ormanlara müdahale edecek hava aracı gücümüzü harekete geçiremedi? Kaan Havacılık ile helikopter tarafını belli noktaya getirmiş, ama THK’nın elindeki yangın söndürme uçakları varken bu taraf neden unutulmuş. Acil durumda müdahale için bir sözleşme neden yapılmamış? Veya uçakları kapsayan bir ihaleye neden çıkılmamış? Sormaya, zihinleri yormaya gerek var mı?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!