Çinli Huawei küresel ölçekte güçlendikçe ABD daha fazla tedirgin oluyor, rahatsızlık duyuyor. Çünkü özellikle 5G teknolojilerinde şimdilik onun yerine koyabileceği bir şirket yok.

Avrupa merkezli Ericson ve Nokia gibi telekomünikasyonun altyapı tarafında yer alan şirketler son yıllarda pazarda lideriği Huawei’ye kaptırdılar. Türkiye telekomünikasyon sektöründe de artık Huawei’nin baz istasyonu ve şebekede ağırlığı, yoğun rekabeti söz konusu. Hatta kamu otoriteleri bile Huawei’ye destek veriyor. Avrupa’da ise ABD kaynaklı Huawei tartışması var.

Son olarak ABD Başkanı Donald Trump, bir kez daha Huawei ile ülkesinin iş yapmasını istemediğini tekrarladı. Huawei'in ABD'li şirketlerden ürün almasına izin veren muafiyetin ABD Ticaret Bakanlığı tarafından uzatılması beklenirken, ABD’de Huawei ürünlerini kullanmasına sıcak bakılmıyor.

Trump, ulusal güvenlik nedenleriyle Huawei ile iş yapmak istemediklerini, ancak ABD basınının konuyu farklı bir şekilde ele aldığına inanıyor. Diğer bir ifadeyle Huawei’ye baskı için Trump, güvenliği  gerekçe gösterirken, ABD basını konunun ekonomik olduğuna vurgu yapıyor. 

ABD’nin Huawei’ye nasıl bir sınır koyacağı, nasıl mücadele edeceği henüz tartışılıyor. Faaliyet alanları için tam yasaktan da, tam bir serbestlikten bahsedilmiyor. Konu hem güvenlik hem de ekonomik ağırlığıyla ABD’den Huawei’ye bir rakip çıkana kadar sıcak kalacak gibi görünüyor.

 

***

Bu otobüsler neden yanıyor?

Son 15 günde 5 otobüs yandı. 3’ü aynı firmaya ait. Hali hazırda en büyük filo onların olduğu için mi böyle bir tablo ortaya çıktı bilmiyorum. Tüm otobüslerde seyir halindeyken yandı. Balıkesir'de ikisi çocuk 5 kişi hayatını kaybetti. Kimse ne oluyor demedi.

Manisa, Muğla, Mersin ve Bolu'da yolcu otobüsleri yanmaya devam etti yine 'Ne oluyor?' diyen olmadı. Hatta uyaran, 'Şunu yapmayın, bunu yapın, bu model araçlara dikkat edin' şeklinde sözler de duymadık.

Yanan otobüsleri üretenlerden, kullananlardan ve her şeyden önemlisi bunların trafiğe çıkıp yolcu taşımasına izin veren kamu tarafından da bir şey duymadık. Büyük ihtimalle kamuda her makam sorumluluğu başka tarafa atıyordur. Ama bu hadiselerle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı direkt ilgili. Hepsinin de sorumluluğu var ve alanları farklı.

Evet, yolcu otobüslerinde kısa sürede çok sayıda yangın çıkması hiç normal değil. Hemen üzerine atlanılan 10 numara madeni yağ kullanımı, merdiven altı tamirhanelerdeki değişiklikler veya üretim esnasında dikkat edilmeyen, yanıcı madde kullanılıyor gibi hususlar olayları aydınlatmıyor.

Dünyada tüm ulaşım sistemlerinde bir dijitalleşme, elektronik aletlerin yoğun kullanımı ve dolayısıyla elektrik ihtiyacının artması gibi bir durum söz konusu. Bu yeni durum dikkat edilmezse yazılım ve donanım olarak ciddi güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. Biz de dikkat edilmiyor, yangınlar çıkıyor. Tıpkı karayollarındaki kazaların bir çoğunun yol hatasından ve denetimsizlikten olması gibi bir tabloyla karşı karşıyayız. Mevzu sahipsiz.

Son model otobüslerin, yazılımlarına, donanımlarına müdahale edilmesinden bahsediliyor. Muayenelerde dönen dümenlere dikkat çekiliyor. Otobüsler can taşıyor, patlıcan değil. Muayeneye hacet bırakmadan da denetimleri olmalı. Üç otobüsü yanan şirket, otobüs üreticisinden bir rapor istemiş. Kamu tarafında herhalde teknik bir rapor hazırlayan birileri vardır. Bakalım ne netice çıkacak.

 Fakat ‘taşıyıcı mesuliyeti’ diye bir kavrama işlevsellik kazandırıp, otobüsleri kullanan şirketlere ciddi sorumlulukların yüklenmesi şart. Denetim ve kontrollerden, ağır yaptırımlarla önce şirketler sorumlu tutulmalı. Şoför ve muavine vukuatlar yıkılarak, teknik detaylarla girmeden adli soruşturmayla ne netice alınabilir?

****

Uçak biletleri artık pahalı olacak!

 

CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Erzurum’un uçak fiyatlarına sosyal medya hesabı üzerinden dikkat çekmiş. Aslında Tanal’ın dikkat çektiği husus tüm Türkiye geneli için tartışılan bir konu. Uçaklar yetersiz, fiyatlar önceye göre yüksek. Doğal olarak TÜRSAB üyeleri de, turizmciler de, vatandaş da soruyor; Neden hem sefer az, hem de fiyatlar yüksek.

Bilet fiyatlarının yüksek olmasının sebebi havayolları değil, TL’nin değer kaybetmesidir. Ulaştırma Bakanlığı’nın da yaklaşık 350 TL olan tavan fiyat uygulamasına devam etmesi sebebiyle bazı havayollarının  piyasadan çekilmesiyle arz-talep dengesi bozuldu. Çünkü maliyetler tavan fiyatla neredeyse aynı. Düşük sezonda ucuz bilet satıp, yüksek sezonda tavan fiyata takılan şirketlerde iç piyasada çekildi.

Asıl sorun bundan sonra vatandaşın alıştığı uçak bilet fiyatlarını göremeyecek olmasıdır. Zira bu arz-talep dengesiyle ucuzluk mümkün görünmüyor.

Ayrıca havacılığın maliyet kalemleri ağırlıkla dolar. Uçak kirası, yedek parçası, alan vergileri, ofis giderleri, iniş-kalkış ücretleri ve yakıt dolar. İç hatlarda ise gelirler TL. Uzun zamandır aynı fiyatlarla uçuluyordu. Döviz epeyce yukarı çıktı, yakıt fiyatları dalgalandı. Giderler dolar, gelirler TL olunca makas açıldı.

Tüm bunların üzerine bir de Boeing 737 MAX hadisesiyle THY karşılaştı. Filodaki uçaklar yere indi, siparişler de beklemeye alındı. Yani THY’nin uçakları azaldı. Ayrıca dar gövde uçaklar için Airbus’a THY’nin verdiği siparişlerde de Boeing’teki benzer sorunlar sebebiyle aksamalar olunca bugünkü durum ortaya çıktı.

Kısacası geçmişte olduğu gibi havayollarından bu şartlarda ucuzluk beklemek zor.  

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!