Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Fransa’dan önce bizimkiler dünyaca ünlü moda devi Louis Vuitton marka maske üretmişler. Ancak izinsiz ihracat yapmaya çalışırken gümrüğe takılıp, yakalanmışlar.

        Louis Vuitton, koronavirüsü ile mücadele kapsamında 5 atölyesinde çalışanlarıyla maske üretmeye başladığı günlerde gündeme gelmişti. Ancak ünlü Fransız marka kendi adına maske üretmezken, Türkiye’de markanın adını kullanarak sahtecilik yapanların bu maskeleri yurt dışında hangi ülkeye sattıklarını öğrenemedim. Kaynağım Orta Doğu’yu işaret etti. Artık sipariş alarak mı ürettiler, yoksa üretip öyle mi pazarladılar bilemiyorum. Louis Vuitton maske bulabilir misiniz, bulursanız marka sahtekarlarının ürünlerinin takar mısınız, takarsanız Covid-19’dan korunabilir misiniz, bilemiyorum.

        İthal mallar kırmızı hatta...

        Geçtiğimiz ay koronavirüs sebebiyle dış ticaretimizdeki değişime işaret etmiştim. Vurgulamadığım husus şuydu. İhracatımız hızla düşecek, ithalat ise daha yavaş gerileyecek. Sebebini dış ticaretin içinde olanlar bilir. Bizde ihracatlar kısa vadeli, ithalatlar ise uzun dönemli oluyor. Ticaret Bakanlığı da ithalat ile ihracat arasındaki makas fazla açılmasın diye Nisan’daki tüm ithal ürünleri gümrüklerde kırmızı hatta alıp bekletmiş. Böylece gelen malların millileşip teslimlerinin Mayıs ayına sarkması sağlanmış. İthalat ile ihracat arasındaki makas bu yöntemle ne kadar azaltıldı, anlamak zor. Ama ilginç bir taktik. Bana aktaran iş dünyasının önemli bir ismi tüm mallarının kırmızı hatta çekildiğini ve kendilerine bu durumun maliyet olarak yansıdığını söyledi. Bu şekilde taktiklerle dış ticaret dengelenebilir mi?

        Ordino Haraç!

        Koronavirüs neredeyse dünyadaki tüm ülkelerin ekonomisini etkiledi. İhracat ve ithalatlar dramatik bir şekilde düştü. Ancak hayatın devamı için her halükarda ticaret kapılarının açık olması gerekiyor. Bu süreçte Gümrükler Genel Müdürlüğü de çeşitli tedbirler alarak dış ticaretin devam etmesi için çaba gösteriyor. Ancak bu sıkıntılı ortamda ülkemiz ekonomisine zarar veren yanlış işler ise daha fazla göze batıyor. Daha dikkat çekiyor.

        Ekonomi daralıyor, ama haksız kazanç tezgahını kurmuş ithal ürünlerimizi taşıyan şirketler (çoğunlukla yabancı) iş adamlarımızı, tacirlerimizi ve Türk vatandaşlarını fahiş bedellerle adete haraç almaya soymaya devam ediyor. Yıllık kaybımız yaklaşık 4 milyar dolar. İlgili bakanlıklar da maalesef bu durumu izliyor. Evet, yazdıklarımda bir yanlışlık veya yanlış anlama yok. Durum tam da böyle.

        Otoyolları, köprüleri, tünelleri bedava kullanan, trafik cezası ödemeyen yabancı araçlar için Türkiye’nin yol geçen hanı konumunda olduğu biliniyor. Bu hususu da yaklaşık 5 yıldır yazıyorum. Kimin umurunda? Ülkemizin karizmasını çizen, milyarlarca para kaybına sebep olan bu konuya da devlet kademelerinden henüz nihai çözüme götürecek şekilde ilgi gösteren çıkmadı. Kamu kurumları da yıllardır bu konuyu geçiştiriyor. Yabancı şirketlerin ithal ürünler üzerinden gümrüklerde Türk tüketicisine iş adamlarına akıl almaz bedeller çıkarması da aynı böyle bir durum.

        REKLAM

        Halbuki son yıllarda gümrüklerimizde rüşvetin kökü kazındı. Artık böyle bir konuyu unuttuk desem yeridir. Son derece şeffaf ve düzgün bir yapıda hizmet veren tüm gümrük memurlarımız teşekkürü sonuna kadar hak ediyor. Limanlarda, sınır kapılarında ve havalimanlarında 24 saat hizmetle ekonomimizin ayakta kalmasına katkı sağlıyorlar. Covid-19 sürecinde görevi başında virüse yakalananlar da oldu. Onlara da acil şifalar diliyorum.

        Ama gümrüklerde bambaşka bir hikaye dönüyor. Üstelik gümrük çalışanlarını aşan büyük bir olay. Daha önce de bu konuya burada yer vermiştim. Covid-19 sürecinde yakından tanık olduğum hadiseler sebebiyle bir kez daha yazmak şart oldu. Dünya ve Türkiye’deki gümrük mevzuatlarına hakim yakından tanıdığım bir iş adamı gümrüklerde “Ordino Ücreti” ile uğradığı son soygunu detaylıca aktardı.

        Bunun kaynağında Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün izini ile açılan çoğunluğunu yabancı şirketlerin işlettiği geçici gümrük depoları var. Gümrük kanununa göre ihraç veya ithal eşyalar bu depolara girmek zorunda. Türkiye’ye gelen ithal ürünlerin bu ambarlardan çıkarılması ise ülkemiz ekonomisi için büyük külfet. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde depolama için fazla ücretler, ordino adı altında ilave bedeller tahsil edilmiyor. Almanya’da böyle bir tahsil kalemi yok.

        Gümrüklerde devletler KDV, ÖTV, Gümrük Vergisi ve Gümrük Harcı alıyor. Ama Türkiye’de bu kalemlere ilginç şekilde depo ve ordino adı altında ekstra ücretler ekleniyor.

        Otogara gittiniz, bedelini ödeyip İstanbul’dan Ankara’ya bilet aldınız. Gişedeki görevli, “Bilet düzenlemem için de şu kadar para vereceksiniz” diyor. Ama istediği para da öyle küçük rakamlar değil. Yolculuk için ödeyeceğiniz rakama yakın. Ne yaparsınız? Durum aynen böyle.

        Gümrükler Genel Müdürlüğü’nden bir yetkili ordino ücreti ve depo bedelinin DHL ve PTT Kargo’da farklı olduğunu söyledi. Almanya’dan gelen bir ürünü DHL kendi deposuna koyduğu için farklı kalemlerde ücret tahsil ederek teslim ediyor. Mesela Çin’den gelen bir ürünü sahibine teslim eden PTT Kargo’da ise DHL’in tahsil ettiği ücret kalemleri söz konusu değil. Neden? Bu konuya Ticaret Bakanlığı’nın el atması gerekmiyor mu? Kapıda teslim bir ürün için iş adamından, vatandaştan bu ekstra paralar neden alınıyor?

        Ülkemiz gümrük bölgesine gelen eşyalar, gümrüğe sunulmasından sonra gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutuluncaya kadar Hapag-Lloyd, Arkas gibi büyük montanlı yük taşıyanlar ile DHL, Fedex ve UPS kargo/posta hizmeti veren nakliye şirketlerinin geçici depolarına konuyor. Bu depoların işletmeciliği de yine bu şirketler tarafından yapılıyor. İşte bu depolardan malınızı çekebilmek için ‘Ordino Ücreti” adı altında astronomik rakamlar isteniyor.

        Bu yazının özeti şu; İthal ürünlerde “Ordino Ücreti” ve şişirilmiş depo bedelleriyle Türkiye soyuluyor.

        Diğer Yazılar