Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Gümrük vergilerinin bazı ürünlerde artırılmış olması sebebiyle bazı çevrelerde henüz yeni maliyetlerle ithalat yapılmadığı halde zamlı tarife uygulanmaya başlandı. Vatandaş da zannediyor ki ithal ürüne ödediği rakamın önemli bir kısmı devlete vergi olarak gidiyor. Halbuki devletin aldığı gümrük vergisinin yaklaşık dört katını anlamsız şekilde depolar, takriben 6-7 katını da haraç olarak acenteler “ordino ücreti” adı altında tahsil ediyor.

Vatandaşın cebinden haksız bir şekilde alınan bu paralara kamudan bir otorite çıkıp “dur” demiyor. Anlam vermek de mümkün değil. Madem ithal üründen bu kadar para alınıyor, devlet bari bunu gümrük vergisini biraz daha artırıp kendisi için hazineye gelir kaydetsin. Tarifesi olmayan, yasal altyapısı sıkıntılarla dolu tahmil, tahliye bedeli (ordino ücreti) ve depo gideri adı altında ithal ürünlerden alınan bu paraların büyük kısmı yurtdışına navlun bedeli olarak gideceğine kendi ülkemizde kalsın...

Gerçek bir doküman üzerinden inceleyelim;

İthal mal Çin’den geliyor.

Bedeli 4.840 ABD Doları

(Takriben 33.000 TL)

Gümrük Vergisi: 772,73

Damga Vergisi: 149,70

Depo Gideri: 2.000

Tahmil-Tahliye: 7.000

Yukarıdaki örnekte olduğu üzere devlet ithal üründen yaklaşık 900 TL ücret alırken Almanya’da, Amerika’da benzeri bile olmayan depo gideri ile tahmil ve tahliye ücreti (ordino) olarak aracılara ödenen rakam tam 9 bin TL. Birisi çıkıp milletin cebinden çıkan paranın gerekçesini izah ederse çok iyi olur. “Yurtdışına ithalat yoluyla para gitmesin” diye uğraşılırken bu detaylara da lütfen birileri bir göz atsın.

Yerli üretimi desteklemek için gümrük duvarlarının yükseltilmesine paralel olarak bu ayrıntılara bakılması icap etmez mi? Halbuki ithalatın daha kontrollü yapılması için yükseltilen gümrük vergilerine ilave uygulamalarda söz konusu. Mesela Haziran’dan itibaren gümrük vergilerinin ödenmesi daha kolay hale getiriliyor. Gümrükkart ile tek bir kamu bankasından değil, diğer kamu bankalarından ödeme yapılabilecek. Hem ithalatçının işi kolaylaşıyor, hem de devlet beyana dayalı gümrük vergisi yerine tahakkuk eden rakamı anında tahsil edecek.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülen Ortak Pos Projesi kapsamında gümrükler için bu adım atılmış. Ticaret Bakanlığı da gümrük işlemleri dolayısıyla doğan vergiler ve diğer mali yükümlülüklerin tahakkuklu olarak tahsil edilmesi için hazırlıklarını yapıyor. Ticaret Bakanlığı, ithalat esnasında kendi sistemlerinde borç sorgulaması yapacak ve sorgulama neticesinde ithalatçıdan borcu anında tahsil edilerek diğer işlemleri gerçekleştirecek.

Halbuki hali hazırda ithal ürünler sebebiyle Türk iş dünyasının ödeyip sonra bizlere yani vatandaşa fatura ettiği sürpriz maliyet kalemleri için Ticaret Bakanlığı bir tedbir almış değil. Hiçbir ülkenin gümrüklerinde olmayan tarifesiz fahiş ordino ücreti, geçici depo, antrepo tahsilatlarına da mutlaka bir düzenleme getirilmesi gerekir. Gümrüklerimizin de Almanya ve ABD gibi medenileştirilmesinin tam zamanı.

Ankara ve Moskova’nın Suriye’deki stratejisiyle Libya’daki kesinlikle aynı değil. Üstelik Libya’da Batı henüz tam anlamıyla ne yapacağını belli etmedi. Ama gelinen bu aşamada ne yapacağı netlik kazanacak. Çünkü mevzu sadece Libya ve petrolüyle sınırlı değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını ve boru hatlarının güzergahlarını da ilgilendiriyor.

Dolayısıyla cevap aranması gereken soru şu;

Bölgede dengeleri değiştirecek bir Türkiye mi arzu edilir, yoksa ABD ve Avrupa ile dengeli ilişkileri olan Rusya mı? Sanılanların aksine Libya’da ABD ve Avrupa’yı Türkiye’nin yanında görmek zor olabilir.

Öte yandan Rus uçaklarının Libya’daki varlığı alenileşirse konu Türkiye’nin ötesine NATO’ya ve ABD’ye mutlaka sirayet edecektir. Bunun işaretleri de zaten var, ama Rusya’nın vekalet şeklinde yürüttüğü desteğin uçaklarla başka bir boyuta geçmesi Libya’da yeni durum anlamına gelecektir.

Peki Birleşik Arap Emirlikleri, Rus uçaklarını satın alıp, Hafter’in emrine verdiğini açıklarsa ne olacak? Uçaklar Rus yapımı, ama Rus uçağı değiller!

Her ne olursa olsun Türkiye, gelişen her türlü atağa kesinlikle karşılık verecek. Bu çok net. Zira meşru hükümetle anlaşma imzalayan Türkiye ile meşruiyeti olmayan Hafter destek veren Rusya ve diğerlerinin mücadelesi vekalet şeklinde devam etmek durumda. Dolayısıyla karşı karşıya gelme durumu zor.

Ulaştırma Bakanlığı’nda ilginç hatta beklenmeyen, tahmin dahi edilmeyen gelişmeler yaşanıyor. Adil Karaismailoğlu bakanlık koltuğuna oturmasından bu yana epeyce gelişme yaşandı, ama ben iki güzel gelişmeden bahsedeceğim.

Birincisi; İki gün önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da ‘Kıyı Tesislerinde Verilen Hizmet Kalemleri ile Bu Hizmete Kalemlerinin Taban ve Tavan Ücretlerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Tebliğ’ yayınladı. Daha önceki yazılarımda da vurgu yaptığım üzere ithal ürünü çekmek isteyenden alınmaması gereken ücretler hem de tarifesiz şekilde fahiş fiyatlarla tahsil ediliyordu. Parayı ödemeyene da malı verilmiyordu. Gümrüklerde bu işler tamamen serbest bırakılmıştı. Denetimi, kontrolü yoktu. Anlayabildiğim kadarıyla Ulaştırma Bakanlığı bu boşluğu görmüş ve bir tebliğ ile Ticaret Bakanlığı’ndan yetkileri devralmış. Bence iyi de yapmış. Çünkü devlet adına bir kurumun liman gümrüklerinde olması, otoritesini göstermesi ve denetlemesi gerekir.

İkinci konu ise çok daha vizyoner ve Türkiye için önem arz ediyor.

Bu ay içinde Gaziantep'ten Çorlu'ya plastik ham madde taşıyan yük treni, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun katılımıyla Marmaray'dan geçmişti. Ama bu öylesine sıradan bir geçiş değildi.

İkinci yurtiçi nakliye ise Ankara-Beypazarı ile Tekirdağ arasında gerçekleşecek. Ve öyle görünüyor ki Marmaray’ı artık çok daha yoğun ve olması gereken şekilde kullanacağız.

Bakan Adil Karaismailoğlu’nun yük treninin ilk geçişine tanıklık etmesi de sıradan bir hadise değil. Devamın geleceği anlamında önemliydi. Tren 16 vagonda, 32 konteyner içinde plastik ham maddesi taşımıştı. Bu yükün karayolunda TIR’larla taşındığını bir düşünün.

Anadolu'dan alınan yükün Asya ve Avrupa arasında kesintisiz olarak havayı kirletmeden ve her açıdan çevreye duyarlı bir şekilde demiryoluyla taşınması ve yaygınlaşmaya başlaması Türkiye’nin kazancı. İthal akaryakıt, ithal TIR, ithal lastik, ithal asfalt malzemesi sarfiyatından tasarruf ediliyor. Trafikte yoğunluk azaltılıyor ve milyarlara mal olan demiryolu yatırımı verimli bir şekilde kullanılıyor.

Peki bu yükler önceden nasıl taşınıyordu?

Anadolu'dan Tekirdağ'a götürülen yükler önce trenle Derince'ye, Derince'den feribotla Avrupa yakasına, Tekirdağ'a getiriliyordu. Ankara-Beypazarı’ndan yola çıkan yüklerde aynı güzergahı takip ediyordu, ama artık trenle direkt Tekirdağ’a gelecekler. Buradan da ihraç edilecek ülkeye gemilerle gönderilecek.

Peki şimdiye kadar neden yurt içi yük taşımacılığında Marmaray kullanılmıyordu? Derince-Tekirdağ arasında çalışan feribotların bu işin gecikmesinde rolü olabilir mi? Neyse bu tartışmayı yapmak isteyen, yapar. Ama neticede engel yeni Ulaştırma Bakanı sayesinde aşıldı ve demiryollarında devrim gibi yük taşıma sistemi kuruluyor. Hayırlı olsun.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!