Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Şu anda Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteren tek ülke var, o da Türkiye. Koronavirüs salgını, ekonomik kriz ve bölgedeki siyasi dalgalanmalar, tartışmalar gölgesinde Türkiye Doğu Akdeniz’de faaliyetlerine son sürat devam ediyor. 5 yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek faaliyetler yürütülüyor. Denizdeki askeri gücümüzü tamamlayacak ciddi bir deniz enerji gücümüz oluşmuş durumda.

Türkiye, tarihinde ilk defa millileştirdiği, kendine ait olan sondaj ve sismik gemilerle “Mavi Vatan” sularında faaliyet gösteriyor. Denizdeki yeraltı kaynaklarını, doğalgaz ve petrolü uzman bir kadroyla ve çoğunluğu Türk olan teknik ekibiyle arıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesindeki Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile TPAO’ya bağlı olarak kurulan Turkish Petroleum International Company (TPIC) ve Maden Tetkik Arama (MTA) gibi diğer ilgili kurumların envanterindeki deniz enerji gücü de nitelikli bir şekilde giderek büyüyor. Mesela Fatih Sondaj Gemisi bazı teknik değerlendirmeler açısından dünyanın ilk 5’i arasında yer alıyor.

TPAO bünyesinde 3 sondaj gemisi; Fatih, Yavuz ve Kanuni var. 2 sismik gemisi ise Barbaros Hayrettin Paşa TPİC çatısı altında, Oruç Reis ise Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) bünyesinde hizmet veriyor. Ayrıca 2 sondaj gemisine hizmet veren şu an 6 adet de destek gemisi söz konusu. Üçüncü sondaj gemisi millileşti, Enerji Bakanlığı çatısı altına girdi ama henüz göreve başlamadı. Doğu Akdeniz’de görev üstlenmek için hazırlıklarını Mersin Taşucu Limanı’nda sürdürüyor. Göreve başladığı an muhtemelen 3 destek gemisi de Kanuni Sondaj Gemisi’ne hizmet verecek. Diğer gemiler için de benzer şekilde destek hizmet filoları söz konusu. Dolayısıyla nitelikli bir deniz filosu söz konusu.

Sondaj ve sismik gemileri sıradan deniz araçları değil. Sondaj gemileri denizdeki en sert dalgalara ve rüzgara karşı bulunduğu noktada sabit durabilecek otomatik sistemli donanımlara sahip. Tıpkı bir helikopterin havada asılı kalması gibi sondaj gemileri de denizde görevli olduğu yerde milim oynamadan durabiliyor. Normal gemilerin arka tarafından olan pervanelerin benzerlerinden bu gemilerin altında 6 adet bulunuyor ve çok farklı çalışma tekniğiyle hareket ediyorlar. Bu gemilerin bazıları da uluslararası deniz mevzuatı kapsamında Türkiye zaman açısından kendini tescil ettirinceye kadar farklı ülkelerin şirketleriyle işbirliği yapıyor. Mesela bunlardan birisi Hırvatistan.

Bu gemilerdeki uzman Türk personel oranı ise yüzde 65. Önümüzdeki yıllarda gerekli sertifikasyon süreçlerinin tamamlanmasıyla oran daha da artacak. Yakın zamana kadar Kanada’nın bir yılda yaptığı sondajın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yaptığı tüm sondajlara denk geldiği örneği verilirdi. Karada belli sondaj çalışmaları olmasına rağmen denizlerimizdeki kendi imkanlarımızla sondaj çalışmaları Türkiye’nin teknik açıdan ve deniz enerji gücü bakımından yeterli donanıma sahip olmaması sebebiyle pek mümkün değildi. İşte bu durum da artık köklü bir şekilde değişiyor. Başka dost ülkelerin deniz sularında da artık Türkiye sondaj yapacak seviyeye ulaşmış durumda. Denizdeki yeraltı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılmasının 3 aşaması var;

- Keşif Fazı

- Geliştirme Fazı

- Üretim Fazı

Türkiye iki fazı geçmiş, üçüncü faz için gün sayıyor. Denizde üretim için de ayrı tecrübe, bilgi ve teknik donanım gerekiyor. Ancak iki fazdaki başarı ve yatırım kapasitesinin üçüncü fazda işleri kolaylaştırdığını, dünyada denizde petrol arama ve üretme sektöründeki durgunluğun da ülkemiz lehine olduğunu, teknik personel ve ekipman bulunmasında fırsat sağladığını söylemek mümkün. Mavi Vatan olarak tanımlanan denizlerimizde bu dönemde birçok gelişmeyi birlikte göreceğiz. Bu sebeple ‘Türk Deniz Enerji Gücü’nden maksimum fayda elde edilebilmesi için iyi bir organizasyana da ihtiyaç var.

Nasıl Bir Deniz Enerji Gücü Olmalı?

Türkiye ilk defa böyle bir “deniz enerji gücü” tablosuyla karşılaştığından birçok yenilik ve değişimin, stratejik adımların konuşulduğu, tartışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Mesela bu deniz enerji gücü filosu nasıl yönetilmeli? Donanım ve teknik olarak normal gemilerden çok farklı olan, ayrı bir işletmecilik ve uzmanlık gerektiren sondaj ve sismik gemilerinin işletilmesi, farklı uzmanlık alanlarında personel tedariki ve istihdamı, eğitimi, teçhizatın bakımı, onarımı, yedek parçası ve diğer hususlara farklı yaklaşımı gerektiriyor. Dolayısıyla tüm deniz enerji gücünün tek çatı altında toplanması kaynakların verimli ve daha faydalı kullanılması açısından önemli olacaktır. Başta TPAO olmak üzere TPİC ve MTA’nın bünyesinde görünen nitelikli deniz filosunun bir arada olması ekstra bir sinerji getirebilir, kaynakların verimli kullanımı artırır. Yönetimde dağınıklığın önüne geçilir, tüm filonun insan kaynağıyla birlikte daha dinamik ve kısa sürede daha fazla deneyim ve tecrübe biriktirilmesine imkan sağlar. Kaynak israfını da önler.

Denizlerimiz Nasıl Yönetilmeli?

Denizlerimizin yeni yaklaşımla “Mavi Vatan” savunmasında Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı önümüzdeki yıllarda artık çok daha aktif olacak. Yeni dönem bunu gerektiriyor. Ama öte yandan deniz sadece ulaşımın yapıldığı, yeraltı zenginliklerinin arandığı, sınır sorunlarının yaşandığı, tarım ve hayvancılık kapsamında su ürünleri olarak ele alındığı, deniz-kum-güneş kapsamında tatil olarak görüldüğü bir kavram değil. Türkiye’nin ilk Denizcilik Müsteşarlığı koltuğuna Prof.Dr. İbrahim Reşat Özkan oturduğunda hayallerimiz başkaydı. Sadece denizlerden, fakat her açıdan sorumlu olacak bir bakanlık hayal ediliyordu. Ama Ulaştırma Bakanlığı bünyesinden çıkamadı. Mesela kıyılarımızdaki kirliklik ve yapılaşma denizlerimizin geleceğini tehdit edecek şekilde turizm sektörü tarafından adeta işgal edilmiş durumda. Deniz eko sisteminin nasıl korunması gerektiğini bilen ve bu bakış açısında olan kurumlara ihtiyacımız var. Tek başına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın mücadelesi yeterli değil. Enerji Bakanlığı’nın girişimleriyle kazanılan yeni deniz enerji gücü vizyonu, deniz yetki alanlarında Türkiye’nin ortaya koyduğu tezler ve özellikle Cihat Yaycı’nın araştırmalarıyla ortaya çıkardığı yeni bakış açısı, denizdeki meşru haklarımızla Mavi Vatan sınırlarımız da genişledi. Dolayısıyla Mavi Vatan’a daha etkin sahip çıkmak için sorumluluklarımız da arttı. Öte yandan Türkiye’nin denizlerinde sahip olduğu zenginlikleri de katlanarak büyüdü. İşte büyüyen bu yapının daha iyi yönetilmesi için denizlere özel bir düzenleme gerekmez mi? Birçok bakanlığın azıcık ilintili olduğu denizlerimizden bir kurumun tam yetkili olması nasıl olur?

Hayal dahi edilemeyecek başarı!

Çok değil 5 yıl önce Türkiye’nin bu çapta deniz enerji gücüne sahip olacağı söylenseydi, inanmakta zorluk çekerdik. Hayaller gerçek oldu. 2013 yılına kadar yabancı kaynaklardan hizmet alımı şeklinde gerçekleşen ‘Mavi Vatan’daki sismik araştırma ve sondaj çalışmalarını artık kendi gemilerimiz yapıyor. Yabancı kaynakların denizlerimizde istenen şekilde araştırma yapmadığı da sıkça eleştiri konusu olur, bir özgüvensizliği de beraberinde getirirdi. Bu devir geride kaldı. Unutmamak gerekir ki, sondaj işlemi pahalı ve sabır istiyor, ama bir yandan da güven gerektiriyor. Artık bahanemiz kalmadı.

Mavi Vatan sınırlarımızdaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının ekonomimize kazandırılması amacıyla, deniz araştırma, arama ve işletme ruhsat alanlarında sismik veri toplama projeleri bundan 7 yıl öncesine kadar yabancı sismik ve sondaj gemileriyle yapılıyordu. Kendi milli filomuz, gemilerimiz olmadığı gibi bu alanda çalışacak kendi insan kaynağımız da sınırlıydı. Kapasitemizi bir adım öteye taşımakta da güçlük yaşıyorduk. 3 tarafı denizlerle çevrili olan ve bir iç deniziyle birlikte 4 denizde hükümranlık hakları olan Türkiye, ilk defa bu kadar stratejik bir güçle hareket ediyor. Türkiye’ye ilki yaşatan ise Babaros Hayrettin Paşa Araştırma Gemisi oldu. Onun kendi imkanlarımızla inşa etiğimiz Oruç Reis Araştırma Gemisi takip etti ve sonra gerisi geldi.

Önce sismik sonra sondaj

Enerji Bakanlığı, TPAO kanalıyla milli sondaj gemilerini son 3 yılda arka arkaya ‘Türk deniz gücü’ne kazandırdı. Türkiye’nin ilk sondaj gemisi Fatih, 2017 yılında gerekli bakım çalışmaları yapıldıktan sonra Basınç Kontrollü Sondaj (Managed Pressure Drilling - MPD) sistemi ile donatılarak envanterimize girdi. SOCAR’ın davetlisi olarak Azerbaycan’a gittiğimde sondaj konusunda tecrübeli olan kardeş Azerbaycan’dan uzmanların da gemilerimizde görev yaptığını öğrenmiştim. Ancak şu an Azerbaycan’dan herhangi bir personel sondaj veya sismik gemilerimizde görev yapmıyor. Kısa bir süre kalıp dönmüşler.

Türkiye tarihinde ilk defa, yüzde 100 milli kaynaklarla 29 Ekim 2018’de Alanya-1 derin deniz kuyusu sondajına başlayan Fatih Sondaj Gemisi’nden tam bir yıl sonra ise ikinci sondaj gemimiz Yavuz, stratejik deniz gücümüzü bir basamak daha yukarı çekti. Yavuz Sondaj Gemisi’nin 2018’de TPAO envanterine katılmasıyla Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları üzerindeki tartışmalarda farklı bir boyut kazandı. Türkiye’yi sondaj gemileriyle sahada gören çeşitli ülkeler eskisi gibi rahat hareket edemez oldular. Libya ile yapılan mutabakat ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarına tam anlamıyla sahip çıkma adımları Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirdi. Hatta Türkiye ile deniz yetki alanı konusunda benzer adımları atmak isteyen ülkeleri de düşünmeye sevk etti. Doğu Akdeniz’de ittifak yapan ülkeler arasında gizli bir tartışma da başladı.

TPAO Genel Müdürü Bilgin: “Son 25 yılın en yüksek üretimini yapıyoruz”

Denizdeki yeraltı kaynaklarımızın araştırılmasında bir numaralı adres TPAO.

Fatih Sondaj Gemisi’nin Karadeniz’de görev yapmaya hazırlanması sebebiyle bu konular yeniden kamuoyunun gündemine geldi. TPAO Genel Müdürü Melih Han Bilgin ile bu konuları konuşurken şu hususlara dikkat çekti.

“Fatih Sondaj Gemisi’nin teknik özellikleri çok yüksek. Havada helikopterin asılı kalması gibi denizde her türlü hava şartlarına rağmen sabit kalarak görev yapabiliyor. Sıradan tek pervaneli bir gemi değil. Özel donanımı olan bir gemi. Denizin 3.500 metre tabanında başlayıp, 6 bin metre derinlikte kuyu kazıyor. Bir nevi uzaya gitmek gibi bir şey. TPAO olarak deniz ve karada yaptığımız yoğun çalışmalarımızla son 25 yılda en yüksek üretim kapasitesine ulaşmış durumdayız. Akdeniz ve Karadeniz’deki sondaj çalışmalarımızdan da ümitliyiz.”

Deniz enerji gücümüze bir göz atalım:

Barbaros Hayreddin Paşa Gemisi

Yurtdışından satın alınıp, millileştirilen ve TPAO envanterine 2013 yılında katılan Barbaros Hayreddin Paşa sismik gemisi ‘Türk deniz gücü’nün de ilk nüvesi oldu. Onu diğer sismik ve sondaj gemileri takip etti. TPAO’nun 2018 yılında TPIC’e devrettiği Barbaros Hayreddin Paşa Araştırma Gemisi, bu kararla daha geniş bir alanda dost ve komşu ülkelerde, dünyanın herhangi bir noktasında hizmet verecek konuma getirildiği söylenebilir.

Dubai merkezli deniz jeofizik şirketi Drydocks World Dubai için inşa edilen gemi Aralık 2012’de TPAO tarafından sismografik araştırmalarda kullanılmak üzere 130 milyon dolara satın alındı. Geminin satın alındığı şirketle 3 yıl boyunca araştırmalarda Türk yetkililerle birlikte hareket edecek şekilde anlaşma yapıldı. Türkiye'de Tuzla Tersanesi'nde yeniden gözden geçirilip, kırmızı-beyaz renklerle donatılan gemi, 23 Şubat 2013’de Başbakan Erdoğan'ın da katılımıyla Barbaros Hayreddin Paşa ismiyle Mavi Vatan’da göreve başladı. Yüksek teknoloji ile donatılmış olan ve çevreci özellikleri bulunan gemide en gelişmiş sismik ve navigasyon sistemleri kullanılıyor. Gemide ayrıca bir de helikopter pisti bulunuyor.

2) Oruç Reis Araştırma Gemisi

Ülkemizin deniz yetki alanları başta olmak üzere tüm denizlerde arama ve araştırmaların etkin bir şekilde icra edilmesi amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlar koordinasyonunda MTA ve dönemin Savunma Sanayii Müsteşarlığı (Savunma Sanayı Başkanlığı) işbirliğinde adım atıldı. Tamamen yerli imkanlarla Tuzla’da 2012’de inşaasına başlanan ve ileri teknoloji ürünü birçok bilimsel ve teknik ekipmanla donatılan Oruç Reis Araştırma Gemisi’nin (sismik) 23 Haziran 2017 tarihinde geçici kabulü yapıldı. Ağustos’ta ise operasyon test, eğitim ve tecrübe faaliyetlerine başlandı.

Açık denizlerde iki ve üç boyutlu derin sismik araştırmalar yapabilen Oruç Reis, petrol ve doğal gaz araştırmalarının yanı sıra kara alanlarımızın deniz altındaki devamlılıklarının izlenmesi bağlamında kıta sahanlığı gibi stratejik öneme haiz bilimsel araştırmalarda da etkin bir şekilde kullanılabiliyor. Deniz tabanından itibaren 15.000 m derinlikteki jeolojik yapılar görüntülenebiliyor. Modern uzaktan kumandalı su altı aracı (ROV) ile 1.500 m derinlikteki deniz tabanı ayrıntılı olarak izlenebiliyor.

Oruç Resi Araştırma Gemisi, milli imkanlarla modern sevk ve manevra ekipmanları ile jeofizik sistemlerle donatıldı. Deniz tabanını ayrıntılı görüntüleme/haritalama sistemleri, uzaktan kumandalı sualtı aracının (ROV) yanı sıra, su kolonu ve deniz tabanından jeolojik örnekleme yapabilecek kabiliyete kavuşturuldu. Alınan verilerin işlenmesi, analizi ve değerlendirmesine için jeoloji, jeofizik, hidrografi, oşinografi ve biyoloji araştırma laboratuvarları da sismik gemiye eksiksiz olarak kondu. Her türlü iletişim ve ulaşım kolaylığı için gemide ayrıca uluslararası standartlarda helikopter pisti de bulunuyor.

  1. a) Fatih Sondaj Gemisi

Türkiye 2017'de bu gemiyi Norveç merkezli Odfjell Drilling'den satın aldı. Altıncı nesil olarak tanımlanan bu gemi 2011'de Güney Kore'de inşa edildi. 229 metre uzunluğunda ve derin denizlerde 12.120 metre derinliklerde sondaj yapabiliyor. Türkiye’nin ilk sondaj gemisi Mayıs 2018'de Fatih ismini alarak en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda Akdeniz'de göreve başladı. Yaklaşık 52 bin gros ton büyüklüğündeki gemi bin 200 ton ağırlığında. Fatih'in sondaj kulesinin yüksekliği ise 64 metre. Gemide bulunan diğer kulesiyle birlikte toplam 1750 ton yük kaldırma kapasitesine sahip. Aktif konumlandırma sistemi sayesinde 6 metre yükseklikteki dalga boyunda bile denizde sabit kalarak operasyonlarını sürdürebiliyor. Fatih, bu teknolojik özellikleriyle de en zor operasyon koşullarında dahi çalışarak kendini ispatlamış bir gemi olarak dünya literatürüne girmiş.

  1. b) Yavuz Sondaj Gemisi

Yavuz Sondaj Gemisi 6. nesil ultra derin deniz sondaj gemisi olarak tanımlanıyor. Yaklaşık 230 metre uzunluğa ve 36 metre genişliğe sahip. Sondaj kulesinin yüksekliği deniz seviyesinden yaklaşık 103 metre. Gemi 12 bin 200 metre derinliğe kadar çok yüksek basınç altında dahi sondaj yapabiliyor. Dinamik Pozisyonlama sistemiyle 6 metreye ulaşan dalgalarda dahi sondaja devam edebiliyor. Gemi çift kuleli tasarımlı. Dünya genelinde bu konseptteki 16 gemiden biri olma özelliğini taşıyor. Yapımı 2011'de tamamlanan Yavuz, daha önce Tanzanya, Kenya, Malezya ve Filipinler başta olmak üzere farklı ülkelerde görev almış.

  1. c) Kanuni Sondaj Gemisi

Üçüncü sondaj gemisi Kanuni ise 2020’de millileşerek filoya katıldı. 2012'de Güney Kore'de Samsung tarafından “Sertao” ismiyle üretilen gemiye Türk deniz gücü filosu altında “Kanuni” adı verildi. Toplam 11 bin 400 metre derinlikte 3 bin metre sondaj açabilen gemi, 2015'e kadar Brezilyalı’nın enerji devi Petrobras tarafından derin denizlerde sondaj çalışmalarında kullanılmıştı. Fatih ve Yavuz sondaj gemilerinden sonra Türkiye'nin denizdeki stratejik filo gücüne katılan Kanuni, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarını arama ve sondaj faaliyetlerinin daha güçlü bir şekilde yapılmasına katkı verecek. Şu an görev hazırlanması için Mersin Taşucu Limanı’nda teknik hazırlık aşamasında.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!