Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye telekomünikasyon sektöründe devrim gibi yeniliklere, değişime galiba koronavirüs salgını sürecinin katkılarıyla daha hızlı geçecek. Öğrendiğim kadarıyla 3 GSM operatörü Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’un üzerinde ittifakla anlaştığı hazırlık süreçleri tamamlanmış.

Mevzu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelmiş durumda. Buradan geçtikten sonra TBMM Genel Kurulu’ndan geçip yasalaşacak ve bizler önemli bir sıkıntıdan, her işlemde GSM operatörlerinin merkezlerini giderek ıslak imzayla işlem yapmaktan kurtulacağız. Bu altını çizebileceğim ilk kolaylık; devamında çok daha fazla artı değer söz konusu. Daha önemlisi, ilgili kanun yürürlüğe girdiği an bankalara, diğer dijital platformlara da örnek olacak bir durum ortaya çıkacak.

Özellikle koronavirüs salgını sürecinde bir çok işimizi evlerimizden GSM operatörlerinin rekabetçi yapılarıyla altyapıyı güçlü hale getirmeleri sebebiyle önemli bir sorun yaşamadan hallettik. Ve yeni döneme kendimizi hazırladık. Bundan sonrası kamu otoritelerinin gerekli adımları atmasına kalıyor. Konuyu Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ile enine boyuna konuştum. Bu sürecin her açıdan yakın takipçisi olduğu için görüşlerine başvurdum.

Tüketici Dijitalleşmeye Hazır

Tüketici, uçtan uca dijitalleşmek istiyor, buna hazır olduğunu gördük. Dijitalleşmenin önemini salgın öncesinde de söyleyen bir şirketiz. Şimdi, salgınla birlikte müşterilerimizden gelen bir talep var. Dijital bir yaşam şekli istiyorlar. Bu taleplerin reçetesi ise uçtan uca dijitalleşmek.

Islak imza Dönemi Kapanmalı

Koronavirüs salgınının toplumsal hayat üzerinde yol açtığı etki ve sonuçlar dikkate alındığında, vatandaşlarımızın işlemlerini evden çıkmadan, elektronik ortamda yapabilmeleri için gerekli hukuki zeminin hazırlanması önem taşıyor. Mevcut mevzuata göre ıslak imza gerektiren süreçler var. En önemli 4 tanesi şöyle:

- Abonelik başlangıcı,

- Numara taşıma,

- Abonelik feshi,

Bunların kağıt üzerinde değil dijital olarak yapılması, internet, telefon ve benzeri hizmetlere temassız ve hastalık bulaşma riski olmadan erişim ve abonelik imkânı getirilmesi gerekiyor. Abonelik sözleşmelerinin yazılı usul yanında, müşterilerin evlerinden çıkmadan uzaktan ve/veya temassız bir şekilde akdedilmesine yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi önem taşıyor.

Dijital Ortamda Başlayıp Bitmeli

İşletmeciler ile aboneler arasında abonelik sözleşmesi akdedilmesi esnasında işletmecilerin potansiyel müşterilerle yüz yüze gelme ihtiyacının ortadan kaldırılması, muhtelif aksaklıkların giderilmesi ve sürecin günün teknolojisine uygun yöntemlerle dijital ortamda başlayıp dijital ortamda sonlanması mümkün olacak.

Haberleşme Kanunu Güncellenmeli

Operatörler olarak bizim dijital ortamda başlayıp dijital ortamda sonlanan bir müşteri yolculuğunu, müşteri deneyimini sağlayacak kanuni altyapıya ihtiyacımız var. Hemen her sektörün dijitalleşmesinde rol oynayan bir sektör olarak, uçtan uca dijitalleşmeyi sağlayacak kanuni altyapının bize de sağlanmasını istiyoruz. Bu hedefle oluşturduğumuz ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nda değişiklik yapılarak 4 hususun dikkate alınması önem arz ediyor. Yasal düzenlemeler sonrasında ise Türkiye önemli bir dijital dönüşüm gerçekleştirecektir.

Yaklaşık 2 hafta önce ABD, Huawei teknolojileriyle 5G’ye geçiş konusunda İngiltere’ye uyarısını yapmıştı. Ben de "Sıkıntı büyüyor. Bir gün Türkiye’ye de gelecek." diye not düşmüştüm. Şimdi konu NATO’nun gündeminde. Amerika’dan sonra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de İngiltere'nin 5G ağında Huawei'ye verdiği rolü tekrar gözden geçirmesi gerektiğine dikkat çekti.

Ancak Genel Sekreter'in vurgusu çok daha geniş tabanlı olmuş. Huawei ve telekomünikasyondaki değişim, teknolojik üstünlük biraz arka planda kalmış gibi. Şöyle ki, Çin'in yükselişinin Batı tarafından göz ardı edilemeyeceğini, Çin'in Batı'ya, Kuzey Kutbu'nda, siber uzayda ve telekomünikasyon gibi kritik öneme sahip altyapı alanlarında yaklaştığını söylüyor. Yani mevzu sadece Huawei veya 5G değil.

ABD baskıları sonrasında İngiltere Huawei konusunda geri adım atmış, 5G şebekesinde hassas olmayan yerlerde yer alacağını ve piyasa payının da yüzde 35’i geçmeyeceğini açıklamıştı.

Türkiye ise henüz 5G sürecine girmedi. 2022’de ihaleye çıkılması, 2023’te de 5G’ye geçilme planı var. Ancak mevcut 4,5G şebekesinde kullanılan ekipman % 75 civarında ağırlıkla Huawei tarafından tedarik edilmiş durumda. Hatta Türkiye’ye Huawei’nin bazı ürünlerine yerlilik belgesi bile verdi. Görüldüğü telekomünikasyon sektörümüz için bir kriz topu yuvarlanarak geliyor.

Dünyanın dört bir yanından insanlar yurtdışı uçuşlarının ne zaman başlayacağını merak ediyor. Her gün mutlaka bir kişi bana ulaşıyor, Amerika’ya, Kanada’ya, Uzak Doğu’ya ve özellikle Avrupa’ya uçuşların ne zaman başlayacağını soruyor. İlk önceleri en yetkili kişilerden aldığım bilgileri paylaşıyordum. Tahminlerde bulunuyordum. Ama hepsi boş ve yanlış çıktı. Artık arayanlara tahminde dahi bulunamıyorum. Peki bu süreci Türkiye’nin ulaşımla ilgili kamu otoriteleri neden kötü yönetti? Niçin net olmayan bilgilerle insanları oyaladılar? Cevabı hem var, hem yok.

Mesela bakanlardan, Bilim Kurulu’ndan, turizm şirketlerinden ve havayollarından birbirine tutmayan, bazen anlık değişen haberler, açıklamalar halen daha yapılıyor. Önce 90 ülkeye uçulması için görüşmeler yapıldığı açıklanmıştı. Hiçbir ülkeye uçuş başlamadan, ülke sayısını 150’ye çıktığı yine en yetkili isimler tarafından gündeme getirildi. Süreç o kadar kötü yönetiliyor ki doğru bir tanım bulmakta zorlanıyorum. Daha doğrusu acelecilikten ve koordinasyonsuzluktan galiba yönetilemiyor. Her makam, kurum bir birinden rol çalmaya çalışıyor. Bazı havayollarında ise birimler birbirinden rol çalarak dış hat uçuşu haberi verme yarışına giriyor.

Medyada da adeta bir bilgi kirliliği oluşmuş durumda. Kafalar karışmış vaziyette. Şimdi haber.aero’da yer alan şu habere bir göz atalım: “Türk Hava Yolları'nın daha önce açıklanan ve bugün başlaması planlanan yurt dışı uçuşları ileri bir tarihe ertelendi. Yarın yapılacak İngiltere, Almanya ve Hollanda seferleri ise izin alınması halinde gerçekleştirilecek.”

“Bugün yapılacak uçuş” diye duyurulan sefer aynı gün erteleniyor. Bu durumda “Yarın veya falan tarihte yapılacak uçuş” diye ilan edilene vatandaş nasıl inanacak? Çünkü bu uçuşların yapılıp yapılmayacağı da meçhul. Uçuşa bir gün kalmış ve havayolları halen daha “Eğer ilgili ülkelerden izin alınırsa, yarın falan ülkelere uçulacak” şeklinde duyuru yapıyor.

Ulaştırma Bakanlığı’nın ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün acilen bu işe müdahale etmesi, kendilerinin bu karmaşanın önemli bir parçası olmadan süreci yönetmesi gerekir. Bazı ülkelerden gelen açıklamaları okuyoruz. Bir ay, 15 gün sonraya en erkeni bir hafta bile olmayan tarihlere yönelik uçuş ve seyahat planları açıklıyorlar. Türkiye’de neden bu işler günlük bile değil anlık olarak yapılmaya çalışılıyor? Ulaştırma Bakanlığı rahatlıkla bu aşamaları yönetebilir.

Başta THY olmak üzere diğer havayollarının da ilgili ülkelerden izin alındıktan belli bir süre sonra uçuşlarını planlamasına onay verilirse sorun çözülür. Vatandaş da havayolu da organizasyon yapan şirketler ve bu konuları kamuoyunun gündemine getiren bizlerde maskara olmayız.

Başka ilginç durumlar da var. KKTC’den açıklama yapılıyor: “1 Temmuza kadar yurtdışı uçuşlarına kapalıyız.” Bir süre sonra Türkiye’den açıklama geliyor: “KKTC’ye 10 Haziran’da uçacağız.” Kurumların karşılıklı olarak birbirleriyle irtibatı bile ortadan kalkmış gibi intiba söz konusu. Eğer KKTC’ye 10 Haziran’da uçulacaksa lütfen bırakın da bu bilgiyi KKTC otoriteleri güncellesin. Böylece beraberinde gelen sıkıntılara da mahal verilmemiş olur. Hem açıklanan tarihte uçuş olmuyor, hem de her kafadan ayrı ses çıkması sebebiyle başka tartışmalara da kapı aralanıyor.

Lütfen, lütfen, lütfen... Yurtdışı uçuşları için ilgili ülkelerden kesin onay almadan açıklama yapmayın. Sabah izin almayı ümit ederek, akşama uçuş yapılacağını açıklamayın!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00