Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dış ticaret verilerindeki son rakamlara baktığımızda ithalat lehine tuhaf bir durum dikkat çekiyor. Altın ithal etmişiz. Savunma bu şekilde olabilir, ama konu altınla geçiştirilecek kadar basit değil. Çünkü ithalatın artış oranı ihracattan dört kat daha fazla. Üstelik bu dönemde ithalatı aşağı çekmek, içerde üretimi canlandırmak için ciddi fırsatlar olmasına rağmen maalesef kamuyu saran ithalat lobisine yine yenik düşülmüş.

Enerjiden sonra en fazla dış ticaret açığını elektronik eşyada veriyoruz, ama içerde üretime ve üreticiye gizli bir el üretme diyor. Çünkü yurtdışından gelen ve ağırlıkla kamunun kontrolüyle tüketilen elektronik eşya tarafında ne hikmetse bir gelişme olmuyor.

Mesela yerli baz istasyonu ULAK niçin kullanılmıyor? Yerli telefon santrali Karel ve benzerleri yerine kamuda neden ithalleri tercih ediliyor? Amerikan sistem yönetim ve yazılım şirketi Cisco’nun yerine neden yerli markalar ikame edilmiyor? Yerli yazılım mevzusu da ayrı sıkıntı. Kamuda bu ürünlerin kullanılmasını kim istemiyor? Yerlisi kullanılmazken ithalinden kimler faydalanıyor? Bu örnekleri alın diğer tüm ürünler teşmil edin. Yerli ve milli ürün edebiyatı yapan bakanların özellikle önüne koyun bakalım ne diyecekler?

Ticaret Bakanlığı, ihracatın ağustos ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,74 azalarak 12 milyar 463 milyon dolar olduğunu, ithalat da yüzde 20.64 artarak 18 milyar 776 milyon dolar olarak gerçekleştiğini açıkladı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,4 oldu.

Altın ithalatını detaylı bir şekilde irdeleyen Ticaret Bakanlığı’nın ithal edilen diğer ürünlere ve Türkiye içindeki etkisinin analizine daha fazla eğilmesi gerekir. Aksi halde bu yaklaşımla ithalat neden azalsın?

Norveç’te rüzgar enerji santrallerinde (RES) ölen kuşların önüne geçmek için bir pervane siyaha boyanarak ilginç çözüm geliştirilmiş. Bu uygulama ile RES’lerde ölen kuş sayısında yüzde 70 oranında azalma sağlanmış.

RES’lerin hayatımıza girmesiyle birlikte ilk dikkat çeken büyüklü küçüklü kuş ölümleri oldu. Ancak bazı ülkelerde diğer canlıların da RES’ler sesi ve pervanelerin gölgesinden etkilendiği mesela ineklerin süt verimliliğinde azalma olduğu da gözlemlendi. Arı ve diğer canlıların RES’lerden nasıl etkilendiği ise henüz belli değil.

Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının (rüzgar, su, güneş ve jeotermal) çevreye hiç zararı yokmuş gibi yaygın bir anlayış var. İşin garibi kamuda aynı düşünceyle hareket ettiği için Anadolu’da bağa, bahçeye yetmeyen derelere, çevreye karşı hiçbir duyarlılığı ve saygısı olmayan müteahhitlere yaptırılan hidro elektrik santrallerle (HES) mahvedildi.

Maalesef çevre duyarlılığı olmayan, gözü de paradan başka bir şey görmeyen yatırımcıların sahip olduğu jeotermal elektrik santrallerden (JES) derelere verilen yer altı suları nedeniyle balık ölümleri gündeme geldi. Kısa süre önce korana virüs sebebiyle hayatını kaybeden rahmetli Prof. Dr. Osman Sevayioğlu bir JES’in sebep olduğu çevre felaketinde bilirkişi olarak görev almıştı. İncelemeleri sonrasında ondan epeyce detaylı bilgi öğrenmiştim. Üzücü ama gerçek şu; Kamunun denetim ve kontrol sorunu var. Yatırımcıların çoğundaysa hiçbir bilinç yok.

Güneş enerji santrallerinin (GES) bulunduğu bölgelere, doğadaki canlı yaşamına etkileri ise henüz tartışılmıyor. Halbuki piyasaya sürülen en son teknoloji güneş panelleri, “Cadmium Telluride” gibi tehlikeli ağır metaller kullanılarak üretiliyor. Dolayısıyla bu tarz detayların farkında olarak yenilebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesi durumunda çevreye etkisi azaltılabilir.

RES’lerdeki kuş ölümlerine dönersek, bu konuda çevreci, doğayı ve canlıları dikkate alan yaklaşımlar var. Türkiye için henüz bu konular fantezi gibi gelebilir. Zira şu an birçok arazi sahibi evini, bahçesini, tarlasını RES kurma hevesindeki yatırımcılardan nasıl koruyacağını araştırmakla meşgul. Maalesef başarılı da olamıyorlar. Çünkü mahkeme kararları uygulanmıyor. Bu sebeple RES’lerin sebep olduğu çevre sorunlarının şimdilik ülkemizin gündemine gelmesi zor görünüyor.

Mesela Norveç’in 68 türbinle karadaki en büyük RES’i Smøla’da üç pervaneden birisi siyaha boyanınca daha görünür olmuş ve kuş ölümleri hiç boyanmamışlara göre yüzde 70 oranında azalmış. Basit bir tedbirle bu sağlanmış. Havacılık sektöründe uçak ve helikopter pervanelerinin uçlarının kırmızıyla boyanarak farkındalık oluşturulması gibi araştırmalar da söz konusu.

Şüphesiz temiz enerji kaynağı RES’ler ülkemiz ve dünya için önemli, ama vahşi yaşama, doğaya zarar vererek bu kaynaklardan uzun süre istifade edemeyeceğimizi de bilmemiz gerekir.

Bu bilgilerden çıkaracağımız ders RES’lerin kurulacağı bölgelerdeki kuş göçlerine, onların ve diğer canlıların yaşam alanlarına bir kriter olarak dikkat edilmesinin zarureti. Sadece RES’ler değil, yenilebilir enerji kaynakları HES, JES ve GES de dahil tümü için çevreye bugün dikkat etmezsek yarın bambaşka sorun veya felaketlerin karşımıza çıkacağını unutmayalım.

 

Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) Türkiye’ye karşı yaklaşımı neyse, Avrupa’da Avusturya’nın durumu ondan farklı değil. Tam bir ortalık karıştırıcı...

Avusturya ile Türkiye arasındaki casusluk iddiaları kaynaklı tartışmalar sahaya da yansıyor. Türkiye karşıtı çevrelerin ürünü olan casusluk iddiası yüzünden Avusturya'daki Türk toplumunun da huzuru kaçıyor. Böyle giderse iki ülke ilişkileri farklı bir hal alacak gibi.

Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişkiler zaten kötüydü, son gelişmelerle iyice çekilmez hale gelecek. Avusturya’da bulunan Türk kökenli insanlarımız baskılar sebebiyle aynı anda iki vatandaşlık hakkına sahip olamıyorlar.

Çifte vatandaşlığa ciddi müeyyideler uygulandığı için mecburen ekmeklerini kazandıkları ülkenin imkanları sebebiyle Avusturya’dan yana seçmişler. Ama bu da yetmemiş. “Avusturya’da yaşayıp Türkiye’ye ilgi duymayın, Türkiye’den alış veriş yapmayın. Mümkünse tatillerde Türkiye’ye gitmeyin.” Anlamına gelecek her türlü baskı söz konusu.

Korona virüs salgınıyla Türkiye’ye gelmek isteyen Türklere çeşitli sorunlar çıkarmaya başlamışlardı. Ancak asıl sıkıntılar Türkiye’den Avusturya’ya dönüşte yaşanıyor. Viyana’ya dönenlerin eşyaları havalimanlarında didik didik aranıyor. Boyunlarında, kollarında, parmaklarında değerli altın, mücevherat ne varsa bir bahane ile hesabı soruluyor. Daha önce hiç gündeme bile gelmeyen, uygulanmayan bin euro üzeri altın vesaire gibi değerli eşyalar için gümrük uygulanıyor. Gümrüğe bildirimde bulunulmayan değerli eşyalar için de ciddi para cezaları kesiliyor.

Avusturya’da Türkler için garip şeyler oluyor ve bu pek de hayra alamet görünmüyor.

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!