Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’den bir heyetin geçen ay Rusya’ya gittiğinde iki ülke arasındaki uçuş yasaklarının, seyahat kısıtlamalarının kısa zamanda olmayacağı ortaya çıkmıştı. Ancak gerek bizim heyetin açıklamaları ve gerekse içerde birçok insanın Rus turistten ümit kesmemiş olması gerçeklere inanmalarının önüne geçemedi.

Halbuki Türk heyeti Moskova’da görüşmeler yaptıktan sonra ben de kısa bir araştırma faaliyetinde bulundum ve Eylül’e kadar Rusya’nın seyahat kısıtlamalarını kaldırmayacağını dolayısıyla Rus turistlerin gelmelerinin son baharı bulacağını yazdım. Küçük bir kıyamet koptu. Epeyce eleştiriler geldi. Gerçekler acı ama durum böyle.

Son teyidi ise diplomatik bir dille Rusya Büyükelçisi Aleksei V. Erkhov yaptı. Türkiye’ye dönük uçuş kısıtlamaları kaldırılması düşünülüyormuş, ancak iyi haberler duymak için biraz daha beklemek gerekiyormuş. Domates meselesini aklınıza getirin, bu açıklamayı öyle yorumlayın!

Rusya’nın seyahat kısıtlamalarını siyasi sebeplerle koyduğu eleştirilerini yapanlar var. Bence kısıtlamalar siyasi sebeple konmadı. Oldukça makul ve mantıklı nedenleri var. Aynı sebeplerle en fazla turist beklediğimiz Almanya ve İngiltere de Türkiye’ye seyahat kısıtlamaları getirdi. Fakat Rusya’nın siyasi sebeplerinin de etkisiyle Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarını, uçuş yasaklarını kısa sürede açmayacağını biliyorum. En fazla seyahat kısıtlamalarını esnetebilir. Haftalık uçuş sayılarını bir miktar artırır o kadar. O da turizmcilerin yarasına merhem olmaz.

Ancak işi bu noktaya ülkemiz yetkilileri getirdi. Kovid-19 vakalarını yaymak için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Yaz, turizm sezonunu düşünmeden kışın, soğuk havalarda her türlü faaliyetlere göz yumdular. Bugünlerde ise gereksiz yalvarışlar içindeyiz. Hatta Kovid-19 vakalarıyla mücadele yöntemleri, sektörlere göre koyulan kısıtlamalar, getirilen yasaklar tartışmalı. Başkaları laf söylemeden, eleştirmeden önce kendi içimizde tutarlı olmamız gerekiyor.

Salgın döneminde uçuş ağı olan geleneksel havayolları ciddi oranda küçüldü. Çalışanlarının sayısını azalttı. Uçuş ağlarını çok fazla daraltmak zorunda kaldılar. Avrupa’da Alman Lufthansa, Air France, Hollanda Kraliyet Havayolları KLM devlet desteğine rağmen bu durumu yakinen yaşayanlar arasında yer alıyor.

 

Noktadan noktaya uçan ve limitli uçuş ağıyla faaliyet gösteren low cost carrier (LCC) yani düşük maliyetli havayolları da Kovid-19 sürecinden etkilendi, ama diğerlerinin hasarı çok daha fazla. Salgın döneminde yeni kurulan havayollarının neredeyse tamamının da LCC olduğunu hatırlatmış olayım.

 

Avrupa Hava Seyrüsefer Güvenliği Örgütü’nün (Eurocontrol) mayıs ayının son hafta havayolu verileri giderek uçuş trafiğinin arttığını gösteriyor. Ortalama günlük uçuş sayısı şöyle; THY 783, Lufthansa 439, Air France 438.

Liderlik koltuğunda ise yine Türk Hava Yolları (THY) var. Ancak diğerleri şirketlerin uçuş sayıları da yükselişe geçmiş durumda.  

 

Kısa süre önce THY’nin New York’taki yeni uçuş noktası Newark Havalimanı’na başlattığı ilk uçuşa eşlik ettiğimde şu tablo dikkatimi çekti. Kovid-19’dan önce New York JFK Havalimanı’na THY günde 3, Lufthansa ve Air France ise günde 5 sefer yapıyormuş. Peki şimdi durum nedir? THY ve Air France günde 2 ve Lufthansa ise haftada 5 sefer yapıyor. Diğer network havayolları da uçuşlarını dramatik bir şekilde azaltmışlar. Çünkü yolcu yok.

 

Çoğu havayolu uçuşlarını azaltırken, onların küçük miktarlı yolcuları THY gibi uçuş ağı geniş olan şirketlerin uçaklarını belli oranda doldurdu. Ancak bunun için risk almak, ayakta kalmak gerekiyor. THY büyümeye başladığı, uçak sayısını 100’ün üzerine çıkarma serüveni de yine böyle bir kriz anında olmuştu. Başka havayolları küçülürken, THY risk alarak yeni hatlar açtı, filoyu genişletti. Ve onlardan aldığı pazarla büyüme yoluna girdi. Başarılı oldu. Kovid-19 sonrası neler olacağını ise kestirmek zor.

Türkiye’nin uluslararası kara taşımacılığı yapan şirketleri, sektörü sahipsiz. İhracatımızın en önemli ayaklarından birisine maalesef devletimiz gereken özeni gösteremiyor. Mütekabiliyet uygulayamıyor. Abartmıyorum gerçekten sahipsiz ve yıllardır bu konuya el atılmadı.

Yabancı TIR ve diğer araçların ülkemizin oto yollarını, köprülerini, tünellerini bedava kullanıp, trafik cezalarını ödemediklerini 5 yıl boyunca ısrarla yazmama rağmen bir netice alamadığımda ümidimi kesmiştim. Yaklaşık 2 aydır yine bu 3 bakanlığı ilgilendiren Azerbaycan’ın bizim araçlarımızdan 500 dolar transit ücreti alma konusu var. Rus, Gürcü, Ukraynalı, Özbek, Kazak hiçbir araçtan bu ücreti almayan Azerbaycan Türkiye araçlarına adeta ceza keserek tahsilat yapıyor. Türkiye’nin araçları da 4 bin TL seviyesindeki ekstra ücrete katlanmamak için Rusya güzergahını tercih ediyor. Bu işte ciddi bir art niyet var. İki devlet bir millet hamasetini, kardeşlik hikayelerini bir kenara bırakıp bu saçmalığı düzeltmek gerekiyor.

Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Strateji ve İş Geliştirme Başkanı Fatih Şener bu konuyu sürekli gündeme getirdi, ama hiçbir yetkiliden çıt çıkmadı. Türkiye’ye karşı bir operasyon çekiliyor. Ülkemiz itibarı ayaklar altına seriliyor, ama ilgili bakanların umurunda olmuyor. Bir de TOBB var bu işlerle ilgilenmesi gereken, ama TOBB gırtlağına kadar başka işlere gömülmüş. Galiba herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bu hususta bir işaret bekliyor.

Dün UND gazetelere ilan vererek, Azerbaycan meselesinin çözülmediğini, üzerine kardeş Kazakistan’ın Türk araçlarına getirdiği geçiş yasağı sorununun eklendiğini duyurdu. İlgili bakanlar duyarsız davranırsa, ülkemizin meselelerine sahip çıkmazsa kimse kardeş falan dinlemez. İlanın ilk cümlesi aynen şöyle;

“Pandemi döneminde İran-Türkmenistan güzergahının kapanması ve Azerbaycan’daki ayrımcı geçiş ücretleri sebebiyle Orta Asya için tek seçenek olan Rusya-Kazakistan yolu kardeş ülke Kazakistan tarafından Türk araçlarına kapatıldı.”

Avrupa tarafında ise Türk araçlarından transit geçiş ücreti almaya devam eden ülkeler arasında Bulgaristan, Yunanistan, Romanya var. Üstelik mahkeme kararlarına rağmen bizim yetkililer konuya sahip çıkmadığından bu ücret alınıyor. Şimdi bunların üzerine bir de Yunanistan ve Bulgaristan’da vize sorunları eklenmeye başladı. Bu ülkelerde işyerleri, ofisleri olan taşımacılık ve lojistik şirketlerinin sahipleri ve araç şoförleri vize sorunu yaşıyor. İşlerine sahip çıkmak zorlanıyorlar. Çünkü sahipsiz memleketin, sahipsiz müteşebbisleri onlar.

Azerbaycan, Türkmenistan gibi kardeş ülkelerin sadece Türkiye tescilli araçlardan ayrımcılık yaparak yüksek geçiş ücreti alması, Kazakistan’ın ise Türk araçlarına geçiş yasağı koymasının altında ne gibi sebepler olabilir, anlam vermek zor. İlgili bakanlar artık sessizliklerini bozup, durumu kamuoyuna izah etmek durumundalar…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00