Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son on yıldır kömür fiyatları tüm dünyada düşüyordu. Tehlikeli madencilik, kaza riskleri, pahalı ekipmanlar ve sabit varlıkların yenilenmesindeki zorluklar sebebiyle değil elbet. Atmosfere salınan gazların verdiği zararlar; küresel ısınma ve iklim değişikliğinin sebep olduğu endişeler ve bunların neticesi karbon ayak izinin takibi, kömüre olan talebi de fiyatları da düşürdü. Ayrıca deniz taşımacılığındaki navlun fiyatlarının yükselmesi de maliyetleri etkiledi. Kömüre olan ilgiyi azalttı.

Yeni kömür santralleri yapılmıyor. Veya yapılanların çok az sayıda. Fakat ülkelerin birçoğu mevcut kömür santrallerini bir güvence olarak kenarda tutmaya, hatta sıkışınca çalıştırmaya devam ediyor. Diğer bir ifadeyle iklim değişikliğiyle ortaya çıkan su sıkıntısı ve diğer sorunlar sebebiyle baz enerji kaynağı kömürden vazgeçilemiyor. Garip ama tuhaf bir gerçek…

Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol da Bloomberght’de son yıllarda kömüre olan talebin azaldığını, yeni santral yapımlarının çok düştüğüne işaret etti. Fakat asıl mevzu eski santraller. Birol, Türkiye’nin enerji fiyatlarını belirleyen bir ülke olmadığını, kış aylarında daha yüksek fiyatlara hazır olması gerektiğini söylerken, ithal kömür ve doğal gaz çevrim santrallerinin yoğun çalışacağına gönderme yaptığını da ben not etmiş olayım. Bu kış hem pahalı hem ithal hem de karbon salınımı bol enerji üretimi söz konusu…

Ülkeler küresel ısınmayı engellemek amacıyla karbon ayak izi takibi için görüşmeler, anlaşmalar yapıyor. Küresel ısınmanın öncelikle hedefi ise kömür. Avrupa Birliği (AB) de yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin payını artırarak, kömür ve gazı aşamalı olarak azaltmayı, nihai hedef olarak da kaldırmayı planlıyor. Ama garip bir şekilde bir türlü kömürden kopamıyor.

Geçtiğimiz ağustos ayının verilerine göre Avrupa bu kış yeniden zorunlu olarak kömüre dönecek. Zira iklim değişikliği su ve doğanın dengesi bozuluyor. Gaz fiyatları yükseliyor. Elektriğe talep artıyor. Kömüre zorunlu olarak yönelme oluyor. Kömür fiyatları da rekor kırıyor. Avrupa’da kömür ağırlıklı çalışan bazı şirketlerin borsadaki hisseleri ağustos-eylül döneminde yüzde 90 seviyesinde değerlenmiş. İlginç değil mi?

Şimdi şu hususu da hatırlatmakta fayda var. Avrupa Komisyonu 2019’da karbon ayak izini azaltmak ve bölgeyi 2050 yılına kadar iklimi nötr hale getirmek için Avrupa Yeşil Mutabakatı başlatmıştı. Ama dünya başka bir tarafa gitmeye başladı.

Ayrıca o mutabakatla sadece küresel iklim değişikliğini yavaşlatmak amaçlanmamış, aynı zamanda Avrupa’nın doğal gaz kadar Rus kömürüne olan bağımlılığın da azaltılması planlanmıştı. Şimdi her ikisine de ihtiyaç var. Kömür tükettikçe daha fazla gaz salınacak. Eğer karbon yakalama teknolojileri kullanılıp kömürü temiz yakma şartları getirilmezse problemler daha da artacak.

Türkiye'nin elektrik kurulu gücü ağustos sonu itibarıyla 98 bin 493 megavata, toplam elektrik üretim santrali sayısı da irili ufaklı olmak üzere 10 bin 101 seviyesine ulaştı. Kapasitedeki yenilenebilir enerji kaynaklarını dağılımı da şöyle: Yüzde 32’si hidroelektrik, yüzde 10,2’si rüzgâr enerjisi, yüzde 7,5’i güneş enerji, yüzde 1,7’si jeotermal ve yüzde 1,8’ini biokütle santralleri.

Yenilenebilir enerji santrallerinin toplam elektrik üretim kapasitesi içindeki payı ise ağustos sonu itibarıyla yüzde 53,15’e kadar çıktı. Ancak bu durum Türkiye’nin elektriğin yüzde 50’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından temin ettiği veya edeceği anlamına gelmiyor. Çünkü yenilenebilir enerji kaynakları baz güç değiller. Su, rüzgâr ve güneş arzu edilen seviyelerde olduğu müddetçe elektrik üretirler. Üretim kapasiteleri ile verimliliklerini şartlar belirler.

Günümüzde kömür ve doğalgazla çalışan termik santraller ile nükleer güç santralleri istenilen anda, emre amade elektrik üreten en önemli kaynaklar olmaya devam ediyor. Baz güç kaynaklar olmadıktan sonra yenilenebilir kaynaklardan tek başına faydalanmak sıkıntılı bir durum. Henüz yenilebilir enerji kaynaklarının birbirini yedekleyebileceği, enerjinin o boyutlarda depolanacağı bir sistemde yok. Rüzgâr esmediği zaman barajda da su olmayabilir. Bu sebeple baz güç kömürden bir türlü vazgeçilemiyor.

Ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarından tek başına “temiz” şeklinde bahsetmek, böyle bir iddiada bulunmak da doğru değil. Yenilenebilir enerji kaynaklarını faaliyete geçirirken de doğa bozuluyor, çevre kirletiliyor. Yer küreye izalesi mümkün olmayan zararlar verilebiliyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının “temiz” olabilmesi için proje geliştirirken ve yatırım yapılırken dikkat etmek şart. Aksi taktirde “temiz” olması zorlaşıyor.

Yenilenebilir enerji teknolojisi üreten, finansman imkânı sağlayanların aceleci tutumlarına aldanmadan gerekli araştırma, yatırım çalışmaları ve çevre etki değerlendirmeleri yaparak hareket etmek icap ediyor. Ancak bu şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarından sürdürülebilir “temiz” enerji üretilebilir. Ülkemizde bu hususta ciddi anlamda eksikler var. Sorunlar yaşanıyor.

Mesela kontrolsüz ve bilinçsiz işletilen jeotermal enerji santrallerinin (JES) dereleri zehirlemesi, balık ölümlerine sebep olması, ekolojik dengeyi bozması… Rüzgâr enerji santrallerinin (RES) konumlandırıldığı yerlerde yaşam kalitesine ve doğaya zarar vermesi…

Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları, enerjiye olan acil ihtiyaç bahane edilerek çok hızlı bir şekilde hayata geçirilebilmesi için üzerinde fazla düşünülmeden yasalar yapılıp, sektör önemli oranda yanlış düzenlendi. Hidroelektrik santrallerde (HES), rüzgâr ve jeotermallerde santrallerde bunun ciddi sonuçları oldu. Bu sebeple yenilebilir enerji için kullanılan her ifadeye, sunuma inanmamak gerekir. Çünkü yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik teknoloji geliştirenlerin reklamlarına, oluşturdukları algılara, ülkemizdeki temsilcilerine, lobisini yapanlara ve bürokrasideki uzantılarının öncelikleri başka…

Tabloya bir de şu açıdan bakalım. Bu sene ocak-ağustos döneminde elektriğin yüzde 37,75’i yenilenebilir kaynaklardan temin edilmiş. Bu alanda faaliyet gösteren derneklerin tespitlerine göre 52 bin 353 megavat seviyesine gelen yenilenebilir enerji santralleri için de 66 milyar dolar civarında yatırım yapılmış. Bu yatırımlara ödenen paraların ne kadarının yurtdışına aktarıldığına verilecek cevap önemlidir. Asıl amacı yenilebilir kaynaklardan enerji üretilmesi olan da var, yurtdışına kaynak çıkışını hedefleyende…

Halbuki bu alana yatırılan paralarla Türkiye kendi teknolojisini geliştirme şansı yakalayabilirdi. Henüz geç de sayılmaz. Kalyon Güneş Teknolojileri Fabrikası bu hususta iyi bir örnektir. Dünyanın sayılı GES’lerinden birisi olan Konya Karapınar Güneş Santrali yerli teknolojiyle faaliyete geçti. Güneş paneli ihracatlarına da yakında başlanacak. Türkiye yenilenebilir enerji potansiyelini kullanarak bu teknolojiyi kazandı.

Hidroelektrik santrallerinin yapım maliyetinde teknolojik ürünlerin etkisi az. Projesine göre yüzde 20-30 seviyelerini geçmiyor. Şu ana kadar yapılan yatırımlarda HES’lerin payı 35 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bir bu kadar rakamda teknoloji ürünlerinin ağırlıkla kullanıldığı RES, GES, JES gibi alanlarda harcanmış. Rüzgâr 13, güneş 10, jeotermale 6 milyar ve biokütleye de 2 milyar dolar yatırılmış. 31 milyar dolar az mı?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00