Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Turizmcilerin bir sloganı vardır; ‘Kendi vatandaşının gitmediği yere yabacı turisti götüremezsin.’ Başbakan Erdoğan’ın turizmcilere yönelik eleştirisine bir de bu gözle bakmakta fayda var. Eğer iç turizm Muş, Van, Bingöl gibi şehirlerimize doğru bir kıpırdanma göstermiyorsa, paket tur yapsan, direkt sefer koysan da yabancıyı buralara çekemezsin. Yerlinin kalabileceği otel yoksa yabancı bu bölgelere kültür turizmi için gelmez. Önce şehirlerimizi bizlerin yaşayabileceği hale getirmemiz, dönüştürmemiz lazım.

        Ayrıca Muş ve Bingöl de sadece otel değil, adam gibi restoran, oturacak bir yer bulmakta da sorunlar olduğunu biliyorum. Ancak bir yerde de Başbakan’a katılmamak mümkün değil. Doğu ve Güneydoğu’da ulaşım diye bir mesele neredeyse kalmamış. Gitmemek için bahane edilen önemli bir sorun çözülmüş. Fakat bundan sonra yapılması gerekenler var. Otel yatırımları da bunlardan birisi…

        Emir-komutayla otel yapılır mı? Eğer Türkiye’de yaşıyorsak ve halen daha özel sektörün hükümetten beklentileri varsa hem de bal gibi yapılır. Bahane üretmeye hiçbir sebep yok. Önceden bu bölgelere uçak seferleri de yapılmazdı. Bir dönem hükümetler Türk hava sahasını Türk Hava Yolları dışındaki özel sektör şirketlerine açtıklarında ilginç şartlar koymuşlardı.

        Mesela İstanbul-Antalya, İstanbul-İzmir uçmak isteyenlerden bir bacak da Doğu veya Güneydoğu’ya uçma şartı konuyordu. Şimdi böyle bir şart yok ve bu bölgelerimize olan sefer sayıları giderek artıyor. Fakat Başbakan’ın Gazipaşa Havaalanı’nın neden trafiğe açılmadığı hususunda turizmcilere verdiği bilgilerde bir yanlışlık var. Başbakan’ın elindeki bilgileri ve bazı gelişmeleri kontrol etmesinde fayda olduğunu düşünüyorum.

        Ayrıca turizmcilerin de Irak, İran, Suriye ile olan ilişkiler bağlamında bölgede yeni tesislere sıcak baktıkları ortada. Bu bölgeler için yatırım teşvikleri de var. Güvenlik konusu da önemli oranda sağlanmış durumda. Tek sıkıntımız Demokratik Özerk Kürdistan meselesi. Onun da çaresi daha fazla genişlemekte yatıyor. Yani turizm hinterlandını daha da genişleterek Erbil’e, Musul’a, Kerkük’e, Süleymaniye’ye uzatarak belki çözebiliriz.

        Kanaatimce Doğu ve Güneydoğu’daki şehirlerimize otel yapmanın tam zamanı. Ancak yapılacak otellere çekilecek bayraklarda, basılacak tanıtım kataloglarında, restoran mönülerinde hangi dillerin kullanılacağı gibi küçük bir problem söz konusu olabilir, o kadar. Otelciler vakit kaybetmeden yer aramaya başlasınlar, inşaat bitene kadar bahsi edilen sorunlar da aşılır.

        Halay çekmekle olsaydı

        Demokratik açılımın farklı boyut kazanarak iki bayrak, iki dil tartışmasına dönmeye başladığı şu günlerin, nasıl bir finalle biteceğini eminim hepimiz merak ediyoruz?. CHP’ye katılan Sezgin Tanrıkulu’nun bu konuda partisine ve bölgesine nasıl bir katkı sunacağı da başka bir merak-ı mucibimiz. Ama asıl anlam veremediğim husus şu; Diyarbakır’da TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, iki kelime Kürtçe sarf ederek, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir‘le birlikte halay çekerek neyi amaçladı?

        “TÜSİAD, bu konularda çok geriye düştü” gibi bir durum söz konusu değil mi? Diyarbakır’da halay hiç eksik olmuyor. Halayın başına veya sonuna yapılan eklenmeler de bir şeyi değiştirmiyor, çözmüyor. O fasıllar çoktan geçildi.

        Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da mesaj verme adına TBMM’de iki kelime de olsa Kürtçe konuştu. TRT 6’da sabahtan akşama kadar Kürtçe yayın yapıyor. Kürtçe şarkı, türkü eşliğinde halaylar da çekiliyor. Görüldüğü üzere Kürtçe meselesi aşılmış. Hatta hızını alamayanlar işi başka boyutlara taşımış durumda. Demokratik özerklik tartışılıyor, iki dilden, iki bayraktan, federasyondan dem vuruluyor. TÜSİAD halen daha çocukça denebilecek mesajlarla Diyarbakır’da gösteri yapıyor. Muhtemelen DTP’liler şöyle diyordur: “Bunları bir an önce gönderip işimize bakalım.”

        TÜSİAD madem iş dünyasını Diyarbakır’da buluşturdu, burada çok daha cesur davranıp yeni tartışmalar konusunda mesajlar verebilirdi. TÜSİAD-AK Parti Hükümeti ilişkilerindeki sapmaların net bir strateji izlemelerinde sıkıntılara sebep olduğu iddia edilebilir. Fakat doğru bildiklerini en azından Diyarbakırlı işadamlarına anlatabilirlerdi. Demek ki TÜSİAD da hazırlıklı değil veya tartışmalı son konular hakkında bir fikir geliştirememişler.

        Diğer Yazılar