Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bilginler’in mahkemelerdeki uzatma taktikleri hakkında kaç yazı yazdığımı bile unuttum. Bu duruşma olmadı, bir sonraki o da olmadı daha sonraki derken takvim yaprakları çevrilip durdu. 2011’in ilk günlerinde görülen mahkemede ise gidilecek başka bir nokta kalmamış, tüm uzatma taktiklerinde sona gelinmişti.

        Ama zamanaşımının işe yaradığına dair bir kararın da ortada olduğuna dikkat çekmem gerekir. Çünkü daha önce dolandırıcılıktan alınan cezalar zamanaşımı sebebiyle düştü. Demek ki mahkemeleri uzatma taktiklerinin zamanaşımı gibi bir faydası oluyormuş. Bilginlerin emekleri de boşa gitmemiş.

        Mahkeme Bilginlerin, ‘dolandırıcılık’, ‘suç işlemek için örgüt oluşturmak’ ve ‘özel evrakta sahtecilik’ gibi suçları sebebiyle haklarında açılan kamu davalarının zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına hükmetmiş.

        Etibank‘ın zarara uğratılmasına ilişkin dava ise mihenk noktasıydı. Bankanın eski sahibi olarak Dinç Bilgin ile oğlu Önay Şevket Bilgin İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada ceza aldı.

        Dinç Bilgin ‘nitelikli zimmet’ suçundan 4 yıl 10 ay 10 gün hapis cezasına ve 129 milyon 191 bin 823 TL adli para cezasına çarptırıldı. Oğul Bilgin de ‘nitelikli zimmet’ suçundan 3 yıl 2 ay 26 gün hapis cezasına ve 19 milyon 939 bin 633 TL adli para cezasına çarptırıldı.

        TMSF sayesinde ceza indirimi

        Şimdi bu cezalara Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) bir önceki duruşmada Bilginler lehine sergilediği, beklenmeyen yaklaşımıyla bakmakta fayda var.

        TMSF, bir önceki karar duruşmasında kamu alacağının büyük bölümünün tahsil edildiği gerekçesiyle ‘hukuki yarar’ görmediğini belirterek, Bilginler davasına müdahil olmaktan çekilmişti. TMSF sayesinde Bilginler’e verilen cezadan üçte iki oranında indirim uygulanmasına gidildi. Beklenti beraattı, ama TMSF sayesinde ceza üçte iki oranında düştü.

        Halbuki Mehmet Emin Karamehmet, kendi rızasıyla ödeme yapmasına rağmen cezasından üçte bir oranında indirim yapılırken, Bilginler’den yapılan cebren ödemeye rağmen, cezalarından üçte iki oranında indirim uygulaması gerçekleşti.

        Üstelik daha TMSF, atv satışından Bilginler lehine ne kadar hesap yapacağını da ortaya koymuş değil. TMSF yetkilileri bir dönem Bilginler’in borçlarının 9 milyar doları bulacağını bile açıklamışlardı. Ama şimdi Sabah-atv satışından gelen paranın Bilginler’in borcuna yeteceği gerekçesiyle TMSF, ‘kamu yararı’ bahanesiyle asıl kamuyu binlerce mağdur iştirakçiyi unuttu. Etibank’ın paralarıyla kurulan şirketlere güvenip para yatıran küçük yatırımcılar ne olacak? Hadi TMSF bir plan dahilinde ‘kamu yararı’ görmediğini ilan etti. Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) neden şimdiye kadar ses çıkarmadı?

        Küçük yatırımcıların hakkı ne olacak?

        TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül, alacaklarını tahsil ettiklerini beyan ettiğine göre, ne kadar para arttığını ve bundan küçük yatırımcıların nasıl yararlanacağını da izah edebilir mi?

        Beş eski başkan tepkiyi önlerdi

        Son yaşananlar, spor camiası ile siyasilerin ilk gerginliği değildi. Ortada bir yanlışlık olduğu doğru, ama yaşanmaması için kimlerin bir yöntem keşfedip, önüne geçmesi gerekirdi? Elbette mevcut Galatasaray yönetimi ve Başbakan’ın etrafındaki danışmanlarının, toplum mühendisliği yapanların bu işe el atmaları icap ederdi…

        Çünkü üçüncü defa aynı hataya düşülmesi bir zafiyet göstergesidir. Bir yanıyla spor camiası homojen bir topluluk değildir. Diğer yanıyla bakıldığında ise siyaseten AK Parti’ye ve Başbakan’a uzak kesimlerin oluşturduğu bir homojen topluluk gibidir. Dolayısıyla iş, siyasi boyutlarından arındırılıp, yönetilmesi gerekirdi.

        Galatasaraylı bir yöneticiye sordum; ‘Siz olsaydınız Başbakan Erdoğan’ın törene katılımını nasıl yönetirdiniz?’ Aldığım cevabı ilginç buldum. ‘Galatasaray camiasının değer verdiği beş eski başkanla Başbakan Erdoğan stadyuma girip, taraftarları selamlasaydı, böyle bir durum ortaya çıkmazdı. Hatta coşkulu bir atmosfer olurdu.’

        Ben bu görüşe katılırım. Çünkü bu krizi iki taraf da yönetemedi. Dolayısıyla Galatasaray camiasını kimsenin suçlamaya hakkı yok? Fakat ortaya iki tarafı da geren, üzen bir tablo çıktı. Birilerini koltuğu sallanmadan düzelecek gibi görünmüyor. Görüşlerine güvendiğim Galatasaraylı yönetici de özellikle bugünkü Galatasaray yönetimini eleştirerek, iki ay sonra yapılacak genel kurulda hesapların ibra edilmemesi için çaba sarf edeceğini ifade etti. Anlayacağınız kriz daha devam edecek.

        Evet, Galatasaray geleneklerini, değerlerini bir kenara bırakıp misafirini iyi ağırlayamadı. Misafir TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar da ev sahiplerini kızdıran konuşmasıyla tepkilere davetiye çıkardı.

        Ancak bahane aramanın anlamı yok ki. Ders alınması gerekirdi. 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası final maçında Başbakan yine seyirciler tarafından protesto edilmişti. Üstelik bu organizasyonda da ciddi emeği vardı. 19 Mart 2009’da Ali Sami Yen’deki Hamburg-Galatasaray maçına da destek için giden Başbakan’a yine benzer tepkiler gösterildi. Ve devam ediyor.

        Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadı, Galatasaray’a hayırlı olsun, ancak hayırlı bir başlangıç olmadı.

        Diğer Yazılar