Bir karar verin!
İngiltere'nin en büyük market zincirlerinden biri olan Tesco’nun müdürü Dave Lewis, bu yılın başında mağazalarındaki raflarda satılan ürün çeşidini 90 binden 30 bine indirmeye karar vermiş! Kendi mağzalarında 224 çeşit oda spreyi satılırken, rakiplerinin 10-12 çeşit sattığını belirten Lewis’e göre ‘çok seçenek’ iyi gibi görünse de ‘müşteriler’ üzerinde olumsuz etkisi daha fazla oluyor.
‘Kararsız’ insanlar onlarca farklı markadan onlarca farklı çeşidi bulunan bir ürünün olduğu rafın önüne geldiklerinde ‘gözüne far tutulmuş tavşan gibi’ kalakalıyorlar. Bir ürünü alıp evlerine gittiklerinde akılları ‘Acaba diğeri daha mı iyiydi?’ diye diğerinde kalıyor.
The Guardian’dan Stuart Jeffries’e göre ‘birçok seçenek arasında birini seçmeye çalışmak stresi artırırken tatmini azaltıyor!’
Verdiği kararın ardından diğer seçenekler ‘Acaba?’ kelimesiyle el ele kafanın içinde dans etmeye başladığında da insan mutsuz oluyor.
Bu marketten ketçap alırken de böyle, “Lig maçlarını veren dijital platforma mı üye olayım yoksa Avrupa maçlarını yayınlayan platforma mı?” diye düşünürken de böyle! “Hangi sigorta şirketi daha iyi?” diye düşünürken de, envai çeşit kot pantolon modeli arasından birini seçmeye çalışırken de..
Hatta sadece bununlarla da sınırlı değil; kadın-erkek ilişkilerinde de benzer bir durum var! “Acaba?” kelimesi beyni kemirmeye başladığı andan itibaren seçenekler arasında doğruyu tercih edip etmediğine emin olamayanlar yüzünden milyonlarca çift muratlarına eremiyor, kimse de kerevetlerine çıkamıyor maalesef...
‘KUZEYDE BİR YER’
Konu ‘karar vermek, kararsızlık yüzünden kafayı yemek’ oldu mu, 1990’larda TRT 2’de yayınlanan ben ve benim gibi bir grup fanatiğini iki eli kanda da olsa televizyon karşısına çivileyen, ‘Kuzeyde Bir Yer’ dizisini hatırlarım hep.
Restoranda yiyeceği yemekten, giyeceği kazağa kadar her şeyine eşi Phil karar veren Michelle, bir gün mantar toplamak için gittiği ormanda, elinde bond çantası, sırtında paraşütüyle takım elbiseli bir adamla karşılaşır. Adam, anlatmaya başlar: “Az önce uçaktaydım. Motorumuz bozuldu. Paraşütümü taktım, yanımdaki arkadaşıma da paraşütünü takmasını söyledim. Ama o ‘Ya açılmazsa?’ diye tereddüt etti. Uçağın düştüğünü söyledim ama o kararsız kaldı. Ben atladım...”
Şaşkın şaşkın iki dirhem bir çekirdek adamı dinleyen Michelle elinde sepetiyle öylece kalakalır... Takım elbiseli adam, ‘kararsız’ Michelle’e dönüp, “Sen n’apıyorsun burada?” diye sorar.
İKİ PATİKADAN HANGİSİ?
Michelle, kaybolduğunu ne tarafa gideceğini bilemediğini söyleyip önündeki iki patikayı işaret eder... Adam sırtında paraşüt çantasıyla dönüp giderken, “Birinden birini seç. Doğru veya yanlış önemli değil. Burada öylece durmaktan, hiç karar vermemekten iyidir” der ve gözden kaybolur... Michelle, sepetindeki mantarlara ve iki patikaya bakıp kararlı adımlarla birisine doğru yönelir. Daha ikinci adımını atmıştır ki küçük bir çukura yuvarlanıp bacağını kırar...
OY VERMEYI UNUTMAYIN!
Çok değil birkaç yıl önce seçim anketlerinde herkes partilerin alacağı oyların oranına bakarken, “Acaba kaç kişiyiz?” diye kararsızların durumunu gözleyen ben, 1 Kasım seçimi öncesi hiç olmadığım kadar kararlıyım. Dillere destan kararsızlığımı bir kenara koymaya karar vereli çok oldu.
Size de tavsiyem 3 gün sonra sandık başına gittiğinizde Manas Destanı gibi uzayıp giden oy pusulasındaki onlarca parti arasından hangisini seçeceğinize bugünden karar verin...
‘Kararsızlar Kraliçesi’ Michelle gibi daha ilk kararınızda yanlış bir tercih yapabilecek olsanız da bir tercih yapıp oy vermek, ‘geleceğinizle ilgili kararı’ başkalarının eline bırakıp evde kös kös oturmaktan çok daha iyidir...
Seçimlerde istemediğiniz bir sonuç ortaya çıktığındaki şikâyetinizle, yüzlerce çeşit ketçap markası içinde yanlış tercih yaptığınızda market yöneticisine yaptığınız şikâyet arasında dağlar kadar fark olacak.
Unutmayın, oy verin...