Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Calvin'in Hobbes'u gibi, herkesin cansız sandığı, sadece bana görünen, bana konuşan bir arkadaşım var. Boşuna beklemeyin diye en baştan belirteyim; arkadaşımın adını üçüncü paragrafta, nerede tanıştığımızı ise yazının sonunda söyleyeceğim. Neye benzediği konusunda ise hiçbir fikrim yok... Zaten kendisi de kendini kimselere benzetemiyor... Öylesine, sadece bir isimden ibaret işte! Ben neye benzetirsem ona benziyor; bir çiçek, bir kuş, bir sincap; bazen tavşan, bazen de kel bir adam. Kafam o gün nasılsa o da öyle oluyor...

        HER GÜN BİR SİNCAPLA DERTLEŞİYORUM

        6 yaşındaki Calvin'in oyuncak kaplanıyla karşılıklı oturup felsefe yapması bir yere kadar hoş görülebilir tabii! Ama 40'ına dayadığı 365 basamaklı merdivende dört basamağı çoktan geride bırakmış kocaman bir adamın hayatındaki her şey için bir sincapla dertleşmesi pek de hoş karşılanmayabilir... Ancak artık umurumda değil insanların ne düşüneceği! Ben geçtim o günleri, o günler de benden geçti zaten...

        UÇABİLECEĞİMİZE İNANAN GÜZEL KIZ

        Neyse işte geçenlerde arabada giderken James, (evet adı James) insanların uçabileceğine inanan bir kızla tanıştığını söyledi bana... Zaten onunla genelde arabada buluşuyoruz. Bu yüzden trafikte birçok kez boş koltuğa hararetli bir şekilde bir şeyler anlatmaya çalışırken yan arabadaki adamlarla göz göze gelmişliğim vardır benim... Bir keresinde koca bir otobüs gözünü dikmiş bana bakıyordu, hepsinin yüzünde aynı ifade: “Bu adam kiminle konuşuyor böyle olduğu yerde hoplayıp zıplayarak?”

        TANRI'NIN CEPTEN ARADIĞI GÜZEL KIZ

        Konuyu dağıtmayayım, bayağı bayağı “İnsanlar isterse uçabilir” diyormuş James'in kız. Bizim ki şaşkın şaşkın anlatıyordu: “Olur mu lan, hiç insan uçabilir mi? Kuş muyuz biz?” “Senin ki de bi şey mi?” dedim. “Ben bir kızla tanıştım, Tanrı'nın onu telefonla aradığını söylüyor hem de cepten...” diye de ekledim. Bir an birbirimize baktık, herhalde tarihin gördüğü göreceği en boş ve manasız gözlere sahip iki şapşal olarak susup önümüze döndük sonra... Zaten akla hayale gelmedik her konuda söyleyecek sözümüz vardır da konu kadınlar oldu mu dut yemiş bülbül bizim yanımızda hatip kesilir... Luke Skywalker‘ın Obi-Wan Kenobi‘si gibi ne zaman başım sıkışsa yanımda belirir; bir söz, bir işaretle beni kör kuyulardan çıkarır bu James efendi...

        İSTİRİDYE BULURSUN AMA İNCİYİ ASLA

        İnsanların uçabileceğine inanan kızlara mesafelidir ama aşk dedin mi akan sular durur kendisi için! Bir keresinde konu nereden açıldıysa artık, “Seks için para ödeyebilirim ama ben aşkla kutsanmış bir adamım” diyerek beni dumura uğratmıştı. Aşktan ümidimi kestiğim, her tanıdığım kıza bir kulp takıp yanımdan uzaklaştırdığım günlerin birinde sanki hiçbir şey söylemiyormuş gibi yüzüme bile bakmadan, “Unutma bir sürü istiridye bulacaksın ama asla bir inciye sahip olamayacaksın” deyip cehennem olup gitmişti yanımdan! Hayatın adil olmadığını da o söyler, yaptığımız her şeyin yanımıza kâr kalacağını da! Aşkla, korkuyla, nefretle, gözyaşlarıyla gelir oturur yanıma, “Gelecek birçok sırla dolu, geçmişi ise kim tutabilmiş ki biz tutabilelim” diye felsefe yapar... En karanlık anlarımda bile hep, “Yarınlar için inancını koru, talihin dönecek göreceksin” diye avazı çıktığı kadar bağırır kulağımın dibinde...

        SENİN SESSİZLİĞİN SAĞIR EDİCİ BİR SESSİZLİK

        Bazen gözlerimin içine bakarak ruhumu görebildiğine yemin ediyor! Benim onun hakkında tek bildiğim ise adının James olduğu! 9 yıl önce Londra'nın kuzeyinde Aylesbury'de 8 metrekarelik bir odada tanıştık... Kapıdan girdi, oturacak doğru dürüst bir yer bulamayınca, “Eğer o kadar büyük bir zenginliği görmemiş olsaydım fakir biri olarak yaşayabilirdim” deyip gözümün içine bakarak kahkaha atmıştı. İşte bu 9 yıl boyunca bazen “Senin sessizliğin sağır edici” diye beni bir şeyler söylemeye çağırdı, bazen yasak meyveyi yiyip karşılıklı dans ettik, bazen de oturup hayallerimizi parçaladık birlikte...

        Ve geçenlerde arabayla Haliç‘ten geçerken tam da tek yaptığı elindeki polaroid makineyle yağmurun fotoğrafını çekmeye çalışmak olan yaşlı adamın öyküsünü anlatırken, James birden sustu! Ona baktım, gülümsedi ve gitti...

        6 yaşındaki Calvin, Hobbes'unu kaybetse ne hisseder bilmiyorum ama ben 40'ıma bir kala arkadaşım James'i kaybettiğim günden beri bu dünyada bir başıma kalmışım gibi hissediyorum...

        Diğer Yazılar