Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Toprakla hem hal olunca, tarıma da el atayım dedim! Yalova’da tarım İl müdürlüğü ve araştırma merkezini ziyaret ettikten sonra boyumun ölçüsünü almıştım. Meğer koca bir dünya varmış tarımda.

O yazıdan (30.10.2020) sonra, Tarım Araştırmaları Genel Müdürü Dr. Nevzat Birişik aradı. Tarıma olan merakımı memnuniyetle karşılamış. Ankara’ya kahvaltıya davet etti.

GEZEN TAVUK YUMURTASI BEKLERKEN

Gideceğim yer Tarım Bakanlığı’nın araştırıma merkezi olunca, kahvaltıda gezen tavuk yumurtası, otlayan inek sütü, uçan arı balı gibi şeyler bekliyorum tabi.

Nevzat Bey beni bir binaya soktu. Adı, Biyotekonoloji Araştırma Merkezi. Bırakın gezen tavuğu, burada normal gezen insan bulmak imkansız.

Böyle beyazlar giymiş doktorlar, ilk defa gördüğüm ultraviyole ışınlı dolaplar, adını hiç duymadığım genetik ve DNA araştırmaları, laboratuvarlar… şaşırdım kaldım.

Çoğu doktoralı, yüksek eğitimli bilim insanlarının arasında, her gördüğünü soran, meraklı ve konunun cahili bir gazeteciydim.

Kahvaltıda hap gibi şeyler yedik anlayacağınız!

BEYİN YAKAN ÇALIŞMALAR

Birimleri geziyoruz. Burası aslında tartımın beyni. Geleceğin tartım ürünleri burada geliştiriliyor.

Bilimsel araştırmaları yapan uzmanların anlattıkları beynimi yakma düzeyine geldi. Bir kısmını anlamayınca, Nevzat Bey tercüme etmek için devreye giriyor.

Diyalog şöyle:

Uzman: Bu inkübatör’de gördüğünüz petri içlerinde anter kültürü çalışması yapılıyor.

Ben: ?!

Nevzat Beyin tercümesi: Bu buzdolabı gibi gördüğünüz cihazın içindeki cam tüplerde, tohum ıslahı çalışması yapıyoruz.

Ben: Bu tohumun içinde büyüdüğü sıvı ne?

Nevzat Bey: Besin maması!

Benim tarım konusunda entelektüel düzeyime inerek konuyu anlamamı sağladı genel müdür sağ olsun!

Yapılan çalışma şu: Bir gıda ürünü düşünün. Mesela buğday. Güçlü ve kaliteli bir buğdayı, yine verimli başka bir buğdayla melezleyerek, Türkiye şartlarına daha verimli olacak yeni bir buğday türü geliştirmek. Bu çalışma teknik laboratuvarlarda yapıldığında işlem 6-7 yıl, arazi ortamında yapıldığında 12 yıl sürüyor. Bu kadar uzun ve zahmetli bir iş.

Burada buğdayın genetiği ile oynandığına dair yanlış bir kanaat var. Çalışma genetiği ile oynama değil, bir nevi güçlü genleri olan buğdayları evlendirme işlemi. Sonuçta sağlıklı çocukları oluyor. Daha iyi anlatım değil mi?!

ÇOK BÜYÜK EMEKLER

Bu merkezi gezdikçe şaşkınlık, hayranlık ve üzüntü duygularını bir arada yaşadım.

Şaşırdım, çünkü dünyada söz sahibi olacak kadar güçlü bilimsel araştırmalar yapılıyor burada ve pek haberimiz yok.

Hayran kaldım, çünkü yeni bir buğday türü geliştirmek için yıllarını veren bilim insanlarının meslek aşkı çok etkileyiciydi.

Üzüldüm, çünkü çok büyük emek, çok uzun yıllar ve altın teri dökülerek oluşturulmuş bu çalışmaların değeri pek bilinmiyor. Bazen politik, bazen de sosyal bir çalkantıya kurban gidebiliyor.

BİOPOLİTİK BİR GÜÇ DOĞUYOR

Önceki yazımda tarımın artık ülkelerin geleceğini ve dünyadaki konumunu etkileyecek bir güç olduğunu, bunu da, jeopolitik gibi, “tarımpolitik” kavramıyla izah etmemiz gerektiğini söylemiştim. Kavram bana ait, havaya girmiştim tam!

“Küresel ve Ulusal Ölçekte Tarım ve Gıda Politikaları” diye harika bir bilimsel kitabı olan Dr. Nevzat Birişik havamı biraz söndürdü.

Zira “tarımpolitik” kavramını doğru bulmakla birlikte, bunun dünyada artık çok önemli bir alan olan “biopolitik” kavramının bir alt başlığı olarak kabul edebileceklerini söyledi. Buna da razı oldum!

Bu arada Tarım Eski Bakanı Mehdi Eker de, “Tarımdan Kültüre Agrostrateji” ile “Türkiye’de Tarımın Değişim ve Dönüşüm Süreci” adlı iki kitabını gönderdi. "Madem bu işlere girdin bunları da oku" der gibiydi. İki taraftan ezdiler beni!

Bu arada Nevzat Birişik’in ilginç bir tespiti var: “Tarımın entelektüeli yok”. Tarımla uğraşanlar ya çiftçi ya da mühendis kökenli teknik insanlar. Sosyal bilimcilerden tarım entelektüeli çıkmamış. Uğraşanlar var görüldüğü gibi, ezmeyin işte!

Konuya dönecek olursak. “Biopoltik” kavramı, içinde tarım ürünlerinin, suyun, hayvanların, canlıların, bakterilerin, mikropların ve virüslerin de olduğu yepyeni bir gücü tanımlıyor.

Gelişmiş dünya devletleri artık, jeopolitik ya da enerjipolitik gibi, “biopolitik” alana inanılmaz yatırımlar yapıyor. Bir süre sonra bunun petrol, doğal gaz, nükleer silah kadar önemli olacağına inanıyor herkes. Biz daha yeni duyuyoruz.

Muhalefetin de domatesin kırmızısı, soğanın kilosuyla uğraşıp, Tarım Bakanını Tik-Toktan istifasını isterken, daha önemli ve derin eleştiriler getirmesini beklerdim.

Bu arada geçen yazımda söylediğim gibi, Tarım Bakanlığı'nın iletişim çalışmalarını yetersiz buluyorum. Hak etmedikleri bir algıları var.

BİOPOLİTİK ve TARIM, DEVLETİN KIRMIZI KİTABINA GİRMELİ

Ne olursa olsun, dünyada su ve gıdanın hiçbir zaman önemi azalmayacak. Nüfusun artması kadar, su ve gıda kaynakları artmıyorsa, ortaya ciddi bir sorun çıkacak demektir. İşte beynimi yakan bu Araştırma merkezlerinde az bir toprakta, kısa sürede, çok dayanıklı ve çok besleyici tarım ürünlerini ya da hayvan türlerini nasıl geliştirebileceğimiz üzerine çalışılıyor.

Dünyada şu an itibariyle 800 Milyon insan gıdaya, 1,5 Milyar insan da temiz suya ulaşamıyor. Bu rakam her geçen yıl artarak devam ediyor. Bu durumda geleceğin savaşlarının su ve gıda üzerine olacağını söylemek sanırım kehanet olmaz. Ve şaşırtıcı olansa, bu savaşların 10 yıl gibi kısa süre içinde çıkacağına dair beklentilerin olması.

Bu nedenle devletin güvenliğini, bekasını ve bağımsızlığını korumak için kırmızı çizgilerin belirlendiği kitapçıkta “biopolitik” ve tarım konusunun muhakkak aynı yer alması gerekir.

TARIMDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Yanlış: Gıdaların GDO’su ile oynanıyor

Doğru: Türkiye’de genetiği ile oynanmış gıda üretimi ve ithalatı yasaktır. Sadece hayvan yeminde kullanılacak mısır için izin veriliyor.

Yanlış: Türkiye artık tohum üretemiyor, ithal ediyor.

Doğru: Türkiye, tohum üreten ve 85 ülkeye ihraç eden bir ülke.

Yanlış: Türkiye un ithal eden ülke durumuna geldi.

Doğru: Türkiye buğday mamulleri ihracatında dünyada birinci sırada.

Yanlış: Ülke saman ithal edecek duruma geldi

Doğru: Türkiye saman üretiminde kendine yetiyor. Yılda 25 Milyon ton saman üretiliyor. 2019 da saman ithalatı sadece 26 ton.

Beyoğlu Belediyesi, 11 Kasım 'Milli Ağaçlandırma Günü’ dolayısıyla ilginç bir çalışma yaptı.

Belediye, dünyada barış ve kardeşliğin sembolü olan Zeytin Ağaçlarının fidanlarından getirtti.

Bu fidanları konsolosluklara, dini cemaat liderlerine, İstanbul Valiliğine, İstanbul Müftülüğüne, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne ve tüm ilçe belediyelere, okul ve muhtarlıklara bahçelerine dikmeleri için gönderdi.

Hatay’dan getirilen yaklaşık 3 bin fidan toprakla buluştu.

Ayrıca Beyoğlu Belediyesi’nin tarihi başkanlık binasının merdivenlerinin sağına ve soluna 350 yaşın üstünde olan iki adet Zeytin ağacı dikildi.

İşin güzel tarafı belediyeler ve dini azınlık liderleri de dahil, herkesin büyük bir istekle bu fidanları dikmesi oldu.

Siyasi ortamın gergin olduğu bu dönemde güzel ve anlamlı bir faaliyet olmuş. Tebrikler Haydar Ali Yıldız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00